Gelecek Nesiller Ölüyor…
Kendilerinin ve çocuklarının yemek yeme alışkanlıklarının yarattığı tehlikeyi görmezden gelen birçok Amerikalıya çekici gelmeyecektir. Çoğu kişi, hastalıklara neden olan yiyeceklerii yemeye devam edebilmek için her şeyi yapacak ve bu aradada sağlıklarını feda edeceklerdir. Biçok Amerikalı tüketici, diyetleri hakkındaki tehlikeleri bilmemeyi tercih ederler, çünkü aldıkları zevke müdahale edilmesini istemezler. Bu kitap o kişiler için yazılmamıştır…
Eğer zevk aldığınız bir şeyden vazgeçmeniz gerekiyorsa, bilinçaltınız katı gerçekleri görmezden gelmeyi tercih eder ya da mantıksız görüşleri savunur. Birçok kişi sağlıksız yeme alışkanlıklarını inançla savunmaktadır. Diğerleri ise öyle olmadığı halde, ”Ben zaten sağlıklı bir diyet izliyorum,”derler.
Değişime karşı genel bi direnç vardır. Sağlıklı yeme şekilleri ve beslenmede mükemmelliğe erişmenin bilimsel önemi bize çocukken öğretilseydi her şey çok kolay olurdu. Ne yazık ki günümüzde çocuklar her zamankinden daha kötü bir şekilde beslenmektedirler.
Amerikalıların çoğu, çocuklarını besledikleri diyetlerin uzun vadede kanser olma riskini artırdığından habersizdirler.Fastfood türü yiyeceklerin, çocuklarının sigara içmesine izin vermeleri kadar risk taşıdığını bile bilmemektedirler.
1992′de yapılan Bogalusa Kalp Araştırması, çocukların ve ergen gençlerin çoğunda yağ plaka ve şeritlerinin mevcudiyetini (aterosklerozun başlangıcı) onaylamıştır.
Sosyal açıdan kabul edilebilir olmadığı için çocuklarınızın bir masanın çevresinde oturup puro ve viski içmelerine izin vermezsiniz ama onların düzenli olarak kola, trans yağlarda pişirilmiş kızartmalar ve çizburger yemelerine izin vermek sizi rahatsız etmez. Birçok çocuk günlük olarak donat, kurabiye, kek ve şeker tüketmektedir. Bu çeşit yiyecekleri tüketmenin, sinsi ve yavaş bir şekilde çocukların genetik potansiyelini mahvettiğini ve ciddi hastalıkların oluşmasına neden olduğunu anlamak ebeveynler için zordur.
Ülkemizdeki çocukların ortalama ağırlığı ve çocukluk obezitesine rastlanma sıklığı bu kadar artmışken, gelecek neslin sağlığı ve mutluluğu konusunda olumlu düşünmek gerçekçi değildir. En çarpıcı sonuçlar, kaza sonucu ölmüş çocuklar üzerinde otopsilerin yapıldığı 1992 Bogalusa Kalp Araştırmasında ortaya çıkmıştır. Araştırma, çocukların ve ergen gençlerin çoğunda yağ plakaları ve şeritlerinin olduğunu (ateros/klerozun başlangıcı) göstermiştir! Araştırmacıların vardığı sonuç şudur: “Erken yaşlarda kardiyolojik önlemler alınması gerekmektedir.” Sanırım ”kardiyolojik önlemler” demekle sağlıklı yemek yemek kastediliyor.
New England Journal ofMedicine dergisinde yayımlanan bir başka güncel otopsi çalışması da, yirmi bir ve otuz dokuz yaşları arasındaki yetişkinlerin yüzde 85′inden fazlasının koroner arterlerinde daha şimdiden aterosklerotik değişiklikler olduğunu bulmuştur. Yağ şeritleri ve lifli plakalar koroner arterlerin birçok bölümünü kaplamıştır. Abur cubur yemenin sağlıklı olmadığını herkes bilmektedir, acak çok az kimse bunun ciddi, hayatı tehdit eden bir hastalığa neden olacağını anlamaktadır. Çocukken yediğimiz yiyeceklerin gelecekteki sağlığımız üzerinde güçlü bir etkisi olduğu açıktır.
Çocukluktaki diyetin ilerdeki yıllarda bazı kanserlerin oluşumunda, yetişkinlikte yenilen diyetlere göre daha güçlü bi etkisi olduğuna dair bulgular vardır.
Günümüzde okul çocuklarının yüzde 25′inin obez olduğu tahmin edilmektedir. Erken yaşlardaki obezite, yetişkinlikte de obeziteye neden olmaktadır. Aşın kilolu bir çocuk daha erken yaşlarda kalp hastalığına yakalanır. Ölümle ilgili verilere göre, yetişkinliğin başlannda aşırı kilolu olmak, yetişkinliğin sonraki yıllannda aşın kilolu olmaktan daha tehlikelidir
Yağmur yağsın diye kurbağalar evlendirildi..
Hindistan’ da yağmur tanrılarının yağmur yağdırmasını sağlamak için iki kurbağa evlendirildi.. Nagpur kentinde düzenlenen iki genç kurbağanın düğününe yaklaşık 100 kişi katıldı. Yerel Hindu din adamlarının, yıllarca süren kuraklığı sona erdirmek umuduyla, kurbağaları evlendirmeyi kararlaştırdığı ve belediyeninde buna itiraz etmediği belirtildi.Davullu zurnalı düğünde, kurbağa çift özel olarak giydirildi. Nikahın ardından çift yakınlardaki bir göle bırakıldı.
Anadolu’nun tarihi mi değişecek?
Bursa’nın Kıranışıklar köyü yakınlarında ,sadece Bursa’nın değil tüm Batı Anadolu’nun tarihini yeniden yazdıracak kadar büyük öneme sahip olan taş aletler bulundu..
Bursa’nın Keles ilçesine bağlı olan Kıranışıklar köyü yakınlarında ‘’sadece Bursa’nın değil tüm Batı Anadolu’nun tarihini yeniden yazdıracak kadar büyük bir öneme sahip olan” Alt Paleolitik Çağa ait taş aletler bulunduğu bildirildi..
Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fak. Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şahin, Rektör Prof. Dr. Mete Cengiz’in de katıldığı basın toplantısında, Kültür ve Turizm Bakanlığının izniyle 2006′da başlattıkları ”Bursa ve Çevresi Kültür Envarteri Projesi”nin devam ettiğini belirtti.
Proje kapsamında bu yıl yaptıkları araştırmalarda, ”Uludağ yöresinde Prehistorik Çağa ait yerleşim yerleri olmadığı” ve ”Alt Paleolitik Çağ adı verilen, insanoğlunun dip tarihine ait kültürlerin Orta Anadolu’nun batısında ve Akdeniz Bölgesi’nin kuzeyinde bulunmadığı” şeklindeki iki önemli hipotezin sona ermesine neden olan bulgulara ulaştıklarını bildiren Şahin, şöyle devam etti:
”Bu sezon elde ettiğimiz bulgular her iki hipotezin de yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Basın toplantısının amacı, insanoğlunun dip tarihi açısından çok önemli olan yeni keşfimizden kamuoyunu haberdar etmektir.
Keles’in Kıranışıklar köyünün yaklaşık 1 kilometre batısında bulunan Belentepe mevkisinde bulunan Alt Paleolitik Cağ’a ait taş aletler, sadece Bursa’nın değil tüm Batı Anadolu’nun tarihini yeniden yazdıracak kadar büyük bir öneme sahiptir. Belentepe’de keşfedilen bu kanıtlar, yaklaşık 1 milyon yıl ile 400 bin yılları arasında görülen ‘Acheul’ kültürünün Bursa’da da yaşamış olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Bu özelliğiyle bugüne kadar Bursa’nın tarihiyle ilgili öne sürülen hipotezlerin tamamını çürütmüş ve Bursa’nın tarihi geçmişi konusunda yeni bir sayfa açmıştır. Bununla birlikte 2007′de keşfedilen Şahinkaya Mağarası’ndaki buluntuların da tesadüfi olmadığı artık çok açık bir şekilde anlaşılmaktadır.”
‘EN ESKİ TARİHLERDEN BERİ BURSA’DA YAŞANIYOR’
Belentepe buluntularının, Bursa ve çevresinin en eski tarihlerden başlayarak tercih edildiğini ortaya çıkardığını dile getiren Prof. Dr. Mustafa Şahin, şunları kaydetti:
”Bugün bildiğimiz kadarıyla, taş alet yapan ilk insanlar yaklaşık 2,5 milyon yıl önce Afrika’da ortaya çıkmış ve oradan yaklaşık 1,8 milyon yıl önce ‘eski dünya’ya yayılmışlardır. Paleolitik Çağ olarak adlandırılan bu dönem, insanlık tarihinin neredeyse yüzde 99′unu kaplar. Anadolu’nun, Afrika’dan yayılan bu ilk insanlar için doğal bir geçiş rotası olması gerekirken, yakın zamanlara kadar üretilen hipotezlerin tamamında bu durum göz ardı edilmiştir. Bu konuda, Bursa ve çevresindeki Paleolitik Çağ’a ait araştırmaların yok denecek kadar az olması da önemli rol oynamıştır.”
Şahin, bu dönemde genel olarak insanların ”avcı”, ”toplayıcı” bir yaşam tarzına sahip olduklarının bilindiğini, bu insanların yaşamlarıyla ilgili en önemli kalıntıların, zamana karşı dayanıklı olan taş aletler olduğunu ifade etti.
Belentepe’de keşfettikleri buluntuların, Alt Paleolitik Çağ’ın en önemli kültürlerinden olan -Acheul- kültürüne ait olduğunu bildiren Mustafa Şahin, şu bilgileri verdi:
*Acheul kültürünün en belirgin aletleri de el baltası olarak bilinen, iki yüzeyden işlenmiş taş aletlerdir. Bugüne kadar bu kültürün, yakın coğrafya olarak sadece Yakın Doğu ve Batı Avrupa’da bulunduğu, buna karşın kuzeybatı Anadolu da dahil olmak üzere Doğu Avrupa’da bulunmadığı sanılmaktaydı. Yaptığımız keşifle bu hipotezin yanlış olduğu,Yakın Doğu’yu Batı Avrupa’ya bağlayan yollardan biri olarak Anadolu’nun, özellikle Marmara Bölgesi’nin de düşünülmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmış olmaktadır. Ayrıca, Güneydoğu Anadolu ve Orta Anadolu’dan gayet iyi bilinen -Acheul- kültürünün yayılım alanının güney Marmara’yı da içermesi, bilimsel anlamda, önceki teorilerin artık yeniden gözden geçirilmesi gerektiği sonucunu ortaya çıkartmıştır. Tespit ettiğimiz malzemenin, Yakın Doğu kültürleriyle yakın ilişki içinde olması da ayrıca dikkate değerdir. Araştırmamız, kuzeybatı Anadolu’da hiç bilinmeyen bir Alt Paleolitik kültürün keşfedilmesini sağlamıştır… Bu keşfin arkeoloji bilimine en önemli yansıması, bugüne kadar üretilen teorilerin tümünü tartışılır hale getirmiş olmasıdır. Ayrıca, böylece Bursa’nın tarihinin bugüne kadar bilinenin aksine yüz binlerce yıl önceye gittiğini kanıtlamış olmaktadır.”
Şahin, buluntular arasında iki yüzeyden işlenmiş el baltalarına ait parçalar, taş alet yapımının çeşitli aşamalarına işaret eden yongalar ve bir adet kıyıcı satır olduğunu kaydetti.
Bu aletlerin Belentepe’de doğal olarak bulunan çakmak taşlarından yapıldığını ifade eden Şahin, bu sebeple Belentepe’nin ilk insanlar tarafından alet yapılan ”işlik yerler”den biri olarak kullanıldığını düşündüklerini sözlerine ekledi.
Astorloji Tanımı..
Astroloji nedir sorusuna kısa olarak; Astroloji, gezegen ve yıldızların insanların üzerindeki etkisini yorumlayan bir bilimdir diyebiliriz.İnsanoğlunun yazılı tarihinin başından beri var olan astroloji, bilimlerin en eskisidir.
Astroloji kader değildir, herşey insanın kendi elindedir.. Astroloji dönemleri inceler, fırsat alanlarını, şanslı zamanları, doğum haritanızda sizi kısıtlayan, zorlayan alanları, gecikmeleri gösterir. Sonuçta nasıl hareket edeceğiniz, neler yapacağınız hepsi sizin iradeniz içindedir. Gezegenlerin iyi açılar yaptığı şanslı dönemlerde, hiçbir şey yapmadan oturursanız bu fırsatları kaçırabilirsiniz.. Aynı şekilde gezegenlerin zorlayıcı etkiler yaptığı dönemlerde gerekli gayret ve azmi gösterirseniz tüm zorlukları aşabilir, farkında bile olmadığınız içinizdeki gücü ortaya çıkarabilirsiniz
Dünya varolduğundan beri insanın doğaya karşı verdiği “varoluş” savaşında kullandığı en etkili araçlardan biride Astroloji’ dir. Astroloji ilk insanın, genelde gökyüzünden gelen doğal afetleri kontrol etme çabası sonucunda ortaya çıkmış olan, bugün artık bilimsel değeri olmadığına inanılan bir “bilim”dir.
Astroloji’nin temelinde sembollerle akıl yürütme ve tümevarım bulunur. Diğer pek çok bilim dalıyla bağlantısı olan Astroloji sayesinde, doğum haritasının yorumlanmasıyla insanın kişiliği, hayatı, keşfedilmemiş potansiyelleri, kökleşmiş alışkanlıkları, fiziksel problemleri, yetenekleri ve ilerleyen zamanlardaki dinamizmi çok rahat tespit edilebilir.
Sizler için sitemizde diğer pek çoklarının aksine, mümkün olan en kapsamlı çalışmalar derlenmiştir. Uzun bir deneyim sürecinin ve geniş bir kaynakçanın katkılarıyla hazırlanan “Astroloji Yazıları” kendinizi tanımanızda, güçlü yanlarınızı geliştirmenizde, zayıflıklarınızın üstesinden gelmenizde, daha tatminkar ilişkiler kurmanızda ve ilerletmenizde size yardımcı olacaktır..
Ataturk’un ahyrani oldugu pasa
Dondurma ve Buzlu Yiyeceklerin Tüketimi İle İlgili Bilinmesi Gerekenler
Sıca k yaz günlerinin gelişiyle birlikte başta dondurma olmak üzere buzlu gıdaların tüketimi de artmaktadır. Yeterli ve dengeli beslenme için her gün tüketilmesi gereken süt ve süt ürünleri grubunda yer alan dondurma; protein, karbonhidrat ve yağın yanı sıra A, B, C, D, E vitaminleri, kalsiyum, fosfor, magnezyum, sodyum, potasyum, demir ve çinko gibi mineralleri içerir. Dondurmanın temel yapımında sütün yanı sıra şeker, çeşitli meyveler, çikolata, kakao, fındık, fıstık, karamel vb, glikoz şurubu, bitkisel yağ, süt yağı, sahlep, kıvam vericiler, doğal ve doğala özdeş aromalar da bulunabilmektedir. Ancak sağlıklı bir dondurma ve buzlu gıda üretiminde kullanılan bu tür katkı maddeleri Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarafından izin verilen Türk Gıda Kodeksine uygun katkı maddelerini içermelidir…..
Dondurma her ne kadar besleyici değeri yüksek bir gıda olsa da sağlıklı koşullarda üretilmemiş veya saklanmamış dondurmalar sağlığı tehdit eder hale gelebilir. Bu nedenle sağlık koşullarına uygun ortamda üretilen, gerektiği şekilde korunan ve sağlıklı ambalajlarda satışa sunulan dondurmalar ve buzlu içecekler tüketilmeli; bu tür besinler güvenilir olmayan yerlerden satın alınmamalıdır…..
Peki, dondurmayı tüketirken nelere dikkat etmeliyiz?
Dondurma tüketirken dikkat edilmesi gereken en önemli husus, sağlıklı ve hijyenik şartlarda hazırlanmış dondurmanın tüketilmesidir. Bunun için de dondurmanın pastörize sütten yapılması ve hijyenik koşullarda üretilmesi çok önemlidir. Süt, mikroorganizmaların üremesi için çok iyi bir ortamdır. Sağlıksız koşullarda üretilen dondurmada bakteriler kolaylıkla üreyebilir ve zevkle yediğimiz dondurma sağlığı bozucu hale gelebilir. Bu nedenle özellikle açıkta satılan dondurmalar ve buzlu içecekler satın alınırken dikkatli olunmalı, güvenilir olmayan yerlerden, sokak satıcılarından dondurma satın alınmamalıdır. Paketlenmiş dondurmalar ve buzlu gıdalarda ise paket üzerindeki etiket okunmalı, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı üretim/ithalat izninin olup olmadığına, son kullanma tarihine dikkat edilmeli, izinsiz ve/veya son kullanma tarihi geçmiş ürünler asla satın alınmamalıdır. Ayrıca bu tür gıdaların servis edildiği soğutucunun yeterli soğuklukta ve çalışıyor durumda olması da göz ardı edilmemelidir……
Anzaklar’dan Diaspora’ya tokat gibi cevap
![]() |
![]() |
![]() |
Sözde Ermeni soykırımının yaşandığın iddia edildiği 1915 yılında yaşananan Çanakkale Savaşı’nda hayatını kaybeden atalarını anan Anzak torunları, Türk Bayrağı t aşıdıkları törenlerde düşmanına bile merhamet eden Mehmetçiği de s aygıyla andı… Çanakkale Kara Savaşlarıínın 94. yıldönümünde savaşta ölenlerin anısına törenler düzenlendi. Her yıl olduğu gibi Yeni Zelanda ve Avustralya’dan yine binlerce kişi anma törenlerine katıldı. İlk tören Anzak Koyunda yapıldı. Yeni Zelanda ve Avustralyalı binlerce kişi şafak töreninden saatler önce koyda hazır bulundu….. Saat 5.30′da başlayan törende Anzaklar, savaşta ölen ataları için dua ederken şehit düşen Türk asterlerini de unutmadı. Avustralya Ordu Bandosu’sun İstiklal Marşı’nı çaldığı törenin açılış konuşmasını yapan Avustralya Genelkurmay 2. Başkanı Korgeneral David Hurley, Gelibolu’nun ”büyük yiğitliklere, benzeri görülmemiş kahramanlıklara sahne olduğunu’ ‘ söyledi…. Türk sıcaklığına teşekkür Savaşı yaşayanların aklından tam olarak neler geçtiğinin hiç bir zaman bilinemeyeceğini ifade eden Korgeneral Hurley, ”Ama onlar Avustralya, Yeni Zelanda ve Türkiye’nin tarihlerinde can alıcı bir yeri olan o anların parçası oldular” dedi. Avustralya Dışişleri Bakanı Stephen Smith ise, “Birbirimizi düşman olarak değil barış içindeki milletlerin temsilcileri olarak selamlıyoruz. Bugün bir neslin fedakarlığı üzerine kurulmuş olan Türk milleti bu düşünce ile her yıl yaptığı gibi bizleri burada Anzak alanında sıcak bir şekilde karşılamaktadır” derken, adeta sözde soykırım iddialarına yanıt verdi…. Dost vatanın toprakları… Smith, Atatürk’ün Gelibolu’da hayatını kaybeden askerler için söylediği ”dost bir vatanın topraklarında yatmaktasınız” sözlerinden etkilenmemenin mümkün olmadığını sözlerine ekledi. Yeni Zelanda Savunma Kuvvetlerinde gönüllü başrahip Don Parker ile Avustralya ordusunda görevli başrahip Russell Mutzelburg tarafından yönetilen ayinde katılımcılar dualar okudu. |
Arınç’tan belgeye ‘korkunç’ açıklama
Abant Platformu toplantısına katılan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Taraf gazetesince ortaya konan belge için ‘felaket ve vahim’ ifadelerini kullandı….

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, herşeye rağmen Türkiye’nin demokratikleştiğini belirterek, ”Her geçen gün daha çok özgürleşiyoruz. Türkiye, halkımız bunun tadını aldı bir daha da bırakmaya niyeti yok” dedi….
Arınç, Abant Platformu tarafından düzenlenen toplantı için bulunduğu Abant’ta, Kanal A Haber Bülteni’nde Bedrettin Uğur’un sorularını yanıtladı…..
Abant toplantılarının 12 yıldır yapıldığını ve pek çoğuna katıldığını anlatan Arınç, bu fikir ve düşünce platformunda Türkiye’y i, demokratikleşmeyi, özgürlükleri esas alan toplantılar gerçekleştirildiğini söyledi…..
Demokrasi ve özgürlükler adına çok ümitli olduklarını vurgulayan Arınç, tam ve kamil anlamda bir demokrasinin çok uzak olmayan bir zamanda görüleceğine inandığını ifade etti. Arınç, şöyle konuştu:
”Türkiye hem bir anayasal dönüşüm içerisinde AB sürecinde hem de artık Türk halkının daha fazla demokrasiyi istediği bir zamanda sıkıntılarla, belli tartışmalarla da olsa güzel bir demokratikleşme süreci yaşanıyor. Bugün görülen bazı sıkıntılar, sancılar da bu sürecin tabii sonuçlarıdır, ama ben çok eminim ki burada gördüğüm atmosfer de beni etkiliyor. Halkımızın içine karıştığımız zaman da görüyoruz. Son yaşadığımız olaylar da bize gösteriyor ki her şeye rağmen Türkiye demokratikleşiyor. Her geçen gün daha çok özgürleşiyoruz. Türkiye, halkımız bunun tadını aldı bir daha da bırakmaya niyeti yok….”
Arınç, ”İrticayla Mücadele Eylem Planı” iddialarıyla ilgili soruları yanıtlarken, bu konuda pek çok senaryo konuşulduğunu , basının görevini yaptığını, zaman zaman da devlet katından açıklamalar olduğunu söyledi….
Bu hukuki sürecin en kısa zamanda, en iyi şekilde sonuçlandırılmasını ve Türk halkının bilgilendirilmesini beklediklerini vurgulayan Arınç, şunları kaydetti:
”Ceza avukatlığı yapmış bir insan olarak meseleye bakıyorum. Bir defa ismi geçen kişi bir albaydır, halen muvazzaftır. Belge Genelkurmay içerisindeki bir birim adına açıklanmış görünmektedir. Önemli olan bu belgenin gerçekten bu karargahta mı tanzim edildiği bir emir komuta yetkisi içerisinde ve bunu imzalayan muvazzaf bir subay mıdır? Açıklamalara bakarsak askeri cenahtan ‘hayır, bu belge karargah içerisinde hazırlanmamıştır’ ve altında imzası bulunduğu söylenen kişi de imzasını kabul etmemektedir. Ben öyle anlıyorum. Bu durumda bir incelemeye ihtiyaç var. Bu incelemeyi benim bildiğim kadarıyla yeni gözaltılarla bir soruşta yaptığını bildiğimiz Ergenekon savcıları olarak bilinen sivil savcıların bir çalışmasının ürünü olarak görüyorum…..
Şüphesiz bu çalışma sonucunda gerekiyorsa bir iddianame hazırlanacak, yeni bir dava açılacak, bu davanın sanıkları arasında da evinde, iş yerinde, ofisinde bu belgeler bulunan kişiler de olabilecektir. Dolayısıyla ben asıl soruşturmanın sivil savcılar tarafından yürütüldüğünü, onlar tarafından da sonuçlandırılacağını biliyorum. Gelişmeler onu gösteriyor. Ancak askeri savcılık da kendi açısından yani bir belge nasıl tanzim edilebilir, böyle bir çalışma nasıl yapılabilir, ismi geçen şahıs böyle bir belgeyi tanzim etmiş midir, bu konuda bir araştırma yapıyor. Buna kendi iç soruşturması gözüyle bakabiliriz, ama adli soruşturmanın sivil savcı ve hakimler tarafından yapıldığını tahmin ediyorum….”
-”SAHTE OLMASINI ARZU EDİYORUM”-
Arınç, iddia edilen belgenin içeriğiyle ilgili ”Belgenin içeriği korkunç. Eğer bu belge doğru ise bu bir felaket, çok vahim” yorumunda bulundu….
Bu ”belgenin” sahte olmasını veya dışarda hazırlanıp bir şekilde Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmaya yönelik bir eylem olarak ortaya çıkmasını arzu ettiğini dile getiren Arınç, ”Ama üzüldüğüm şudur; bu belgenin tanzimi 2009 Ocak ayından sonraki çalışmanın ürünü olarak iddia ediliyor. Yani eğer Nisan tarihini kabul edersek, 2005′te, 2004′te, 2003′te, 2002′de Ayışığı, Sarıkız, Eldivenler… Artık bunların bitmiş olduğunu veya bu tür çalışmalardan artık birilerinin vazgeçmiş olduğunu tahmin ediyorduk, ama hala 2 ay öncesinde de bu tür çalışmaların yapıldığı bir gerçek olarak ortaya çıkarsa o zaman eyvah” dedi….
-”GEÇMİŞTE TEPKİLER BİRAZ CILIZDI”-
AK Parti’nin, suçlayan, itham eden ifadelere karşı bir suç duyurusunda bulunarak doğru yaptığını dile getiren Arınç, şöyle konuştu:
”Böyle bir belgenin ortaya çıkmasından sonra medyada, kamuoyunda, sivil ve askeri cenahtaki tepkilere bakmamız lazım ve olması lazım gelen tepkilerdir. Ben, böyle çalışmalar gerçek idiyse, gerçek olarak kabul edilecekse buna tüm kamuoyunun ‘hayır artık bu kadarı da olmaz, yeter artık bu tür saçmalıklar hiç izin veremeyiz, bunların mutlaka failleri belli olmalı ve bunların Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilişkisi kesilmeli’ anlamında bir tepkisi olduğunu görüyoruz . Geçmişte bu tepkiler biraz cılızdı, ama geldiğimiz noktada artık pek çok insan, hatta tüm kamuoyu ‘artık bu kadarı da fazla, bundan sonrasına izin vermeyiz’ şeklinde bir tepki gösteriyor. Ben bunun son olacağına inanıyorum….”
Arınç, daha önce de asli görevini bırakıp siyasetle ilgilenen bazı askerlere yönelik eleştirilerine bazı kesimlerin tepki gösterdiğini ancak bu tutumun bugün değiştiğini kaydetti…..
Palomar lazer sistemi ile cilt gençleştirme
Lazer sistem ile cilt gençleştirme 10 yıl öncesinde IPL denilen lazer ile yapılıyordu fakat teknoloji son hızla ilerlerken cevap aranan soru cildi daha iyi nasıl tedavi ederiz ve çizgileri azaltırız aynı zamanda yüz ovalini nasıl toparlarız oldu . Amaçlanan şudur cildin altında kollojen elastin hyalüranik asit sentezleyen hücreleri çalıştırmak ve kırışıklığı azaltıp sıkılaşma ve nemi tekrar sağlamaktır bunu en iyi yapan şuana kadar soyucu ve yakıcı lazerlerdi onlarında sonrasında yüzde ve vücutta yarattığı tahribat lekelenme ve kişiyi sosyal hayatından alıkoyma artı bizim gibi güneşin yoğun olarak dik yansıdığı ülkemizde imkansız bir tedavi oluyordu. Son yıllarda cilde hasar vermeden tedavi olanağı sağlayan fraksiyonel lazer
sistemleri ile, kullanılan tüm yöntemlerin üstünde sonuçlar alınmaya başlandı. Fraksiyonel sistemlerin. Bulucusu ve patentine sahip olan Amerikan Palamar firmasını Starlux 500 platformunda bulunan Lux 1540 ve Deep IR fraksiyonel lazerleri cildin her kademesinde çalışarak acısız ve etkili sonuçlar ortaya çıkarmaktadır….
Sonuçları açısından mucizeler yaratan sistem Palormar Starlux fraksiyonel lazerler mikroskobik ısı sütunları cilt altına iletilir ve o bölgede onarılması gereken bir doku oluşturur ve doku onarılırken de cilt gerginleşip çizgilerden arınır . Cildi yakmadan bu kadar derine daha önce hiçbir sistemle inilememişti bu yüzden çizgi iyileştirme yanında dokunun toparlanmasını da sağlar .
Sistemleri eşsiz kılan kombinasyon tedavileridir. Teknik olarak cilt yenileme ve kırışıklık tedavisinde hiçbir açık yanı olmayan ve bu konuda FDA onaylı olan Fraksiyonel 1540 lazer ve Fraksiyonel Deep IR (derin infrared) birleşiminden olağanüstü sonuçlar alınabilmektedir.http://kadinca.net
Meme dokusunda iyileşme sağlayan aynı zamanda çatlak ve yara izi tedavisinde en yoğun hasta profilini oluşturan nedenler…..
İşlemler 14 gün ara ile 2 yada 3 seanstan oluşmakta ve uygulama sırasında hafif bir yanma hissedilebilmektir seans sonrası gündelik yaşantıya dönülmekte kişi günlerle kıyaslanan hızlı iyileşmeyi izleyebilir……
Türkler’in İslamiyet’e Girişi
Emevi Halifeliği zamanında müslüman Araplar, Suriye ve İran’ı hâkimiyetlerine alarak Maverâünnehir bölgesine ulaşmışlardı. Seyhun ve Ceyhun ırmaklarının arasındaki bu bölgede Türkler bulunmaktaydı. Böylece Araplar ile Türkler ilk defa temasa geçmişlerdir .
Emeviler bölgede İslâmiyet’i yaymaktan çok, yeni zaferler peşinde koşmuşlar; Müslüman olmalarına rağmen yerli halka ağır vergiler yüklemişlerdi. Bu sebeple ilk karşılaşma pek dostça olmamış ve Türklerle Araplar arasında küçük çapta çarpışmalar cereyan etmiştir. Özellikle Kuteybe bin Müslim’in Horasan valiliğine getirilmesiyle mücadele iyice kızışmıştır (705).
Kuteybe bin Müslim’in Maverâünnehir ‘in doğusuna düzenlediği akınlara karşı Türgeş Beğleri güçlü bir direnme göstermiştir. Göktürklerin batı kanadında yer alan Türgeşler, Arapları savunmaya çekilmeye zorlamış ve bu mücadele Göktürklerin yıkılmasına kadar devam etmiştir (745 ). Göktürk hâkimiyetinin sona ermesiyle Türk toprakları doğudan Çinliler, batıdan Arapların ilerlemesine maruz kalmıştır. Bu dönemde Maverâünnehir bölgesinin savunmasını, Türgeşlerden sonra Karluk Türkleri üstlenmiştir.
Emevilerin Arap olmayan Müslümanlara karşı âdil ve eşit davranmamaları huzursuzluğu artırmıştı. Bu duruma karşı çıkanlar, Emevi idaresine son vererek yerine Abbasi Devletini kurmuşlardır (750). Türkler, Abbasi Devleti’ni daha çok benimsemişler, yeni yönetime daha sıcak bakmışlardır.
Göktürk Devletinin yıkılmasından sonra, Çinliler bütün Türk ülkelerini ele geçirmeyi plânlamaktaydı. Emevilerin ortadan kalkmasından da faydalanmak isteyen Çin ordusu daha batıya yönelerek Karluk topraklarına girmişti. Bu durum üzerine Karluklar, Abbasilerin Horasan valisi olan Ebû Müslim’den yardım istediler. Ebû Müslim, komutanlarından Ziyad ibni Salih’i bölgeye gönderir. Arap ordusu ile batı bölgesinin genel valisi komutasındaki Çin ordusu Talas ırmağı boylarında karşılaşırlar. Türklerin de İslâm ordusu yanında hücuma geçmesi sonucunda Çinliler büyük bir yenilgiye uğratılır ( 751).
Türklerin İslâmiyet’le ilk tanışmaları Emevi dönemiyle başlar. Ancak Emevi yönetiminin tutumu sebebiyle, Türk toplulukları arasında İslâmiyet fazla yayılmamıştır. Buna rağmen, az sayıda da olsa Emevi ordusunda görev alan Müslüman Türkler bulunmaktaydı. Meselâ Horasan Vâlisi Ubeydullah bin Ziyad henüz 674 tarihinde 2000 Türk okçusundan bir ordu oluşturmuştu.
Talas Savaşı, Türklerle Müslümanların birbirlerini daha yakından tanımalarını, dostane ilişkiler kurulmasını sağladı.
Bu sebeple Talas Savaşı hem Türkler hem Müslümanlar için bir dönüm noktasıdır. Bu savaş neticesinde İslâmiyet Türkler arasında hızla yayılmaya başlamıştır. Abbasi ordusunda çok sayıda Türk görev aldı. Zamanla Türk askerleri, ordunun ve yönetimin denetimini ele geçirdiler . Hatta bazı Türk komutanları, Abbasi Devleti sınırları içerisinde kendi devletlerini bile kurmuşlardır.
Türklerin kitleler hâlinde Müslüman olmaları özellikle X. yüzyılda hız kazanmıştır. Henüz 900 tarihlerinde İtil ( Volga) çevresinde bulunan Bulgar Türkleri arasında Müslümanlığa çok büyük ilgi vardı. Nitekim İtil Bulgarları hükümdarı Almış Han, 920 ‘de Abbasi halifesine müracaat ederek din âlimleri ve mimarlar göndermesini rica etmişti. Aynı tarihlerde Önce Karluk, Yağma ve Çiğil boyları, ardından Oğuzlar arasında İslâmiyet yayıldı. Karluk, Yağma ve Çiğil Türkleri, ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlı Devleti’ni, Oğuzlar ise Selçuklu Devleti’ ni kurmuşlardır.
İslâmiyet ve Türkler
Türklerin Müslüman Olmasının Sebepleri: Türkler İslâmiyet’i kılıç zoruyla değil, kendi rızalarıyla kabul etmişlerdir. Şüphesiz bu dini seçmelerinin en önemli sebebi, eski Türk inancı ve anlayışı ile İslâmiyet arasında birçok benzerlik bulunmasıdır:
|
1-Eski Türk dini, Gök-Tanrı inancı adıyla bilinmektedir. Bu inanışa göre Türkler, İslâmiyet’teki gibi tek bir Allah’a inanıyor ve O’na Tanrı (Tengri) diyorlardı. İslâmiyet’te Esmâ-i hüsnâ denilen Allah’ın sıfatlarından bazıları, eski Türk inancında da mevcuttu . 2-Ahiret ve ruhun ölmezliği, her iki inançta da mevcuttu. Türkler cennet için uçmağ (uçmak), cehennem için tamu sözünü kullanmaktaydı. 3-İslâmiyet’te olduğu gibi Gök Tanrı inanışında da Tanrıya kurban sunuluyordu . 4-İslâmiyet’teki gaza ve cihât ile Türklerin dünya üzerinde töreyi hâkim kılmak için yaptıkları savaşlar benzer mahiyettedir. İslâm anlayışına göre savaş sonunda elde edilen ganimet helâldir. Türklerde ise aynı şekilde yağma geleneği vardır. 5-İslâmiyet’in telkin ettiği ahlakî kurallar, Türk anlayışına da uygun düşmektedir |





