GÖZ TANSİYONUNUN BELİRTİLERİ
29 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Genel Kültür, Saglik
Göz TAnsiyonunun beLirtileri
Göz tansiyonunun nadir görülen türünde bulantı, kusma, ağrı, görme bulanıklığı olabilir. Aci kapanması göz tansiyonu dediğimiz bu türü hastaların az bir kısmını oluşturduğu için, diğer göz tansiyonu hastalarında bu tür belirtiler ortaya çıkmayabilir.
Kronik açık açılı glokom adı verilen en sık görülen glokom çeşidinde genellikle belirgin bir belirti yoktur. Yakınlarında glokomlu bir hasta olan kişiler, gözlerinde yorgunluğa bağlı hafif bir ağrı, kanlanma gibi şikayetleri olduğunda hemen bunun glokom (=göz tansiyonu) belirtisi olabileceğini düşünürler. Bu kişilerin şüpheden kurtulmaları için göz muayenesi olup göz tansiyonlarının ölçülmesi doğru olacaktır. Glokomda, bazen gözde hafif ağrılar, günün bazı saatlerinde bulanık görmeler gibi belirtiler görülebilir. Fakat çoğunlukla hiçbir belirti vermez.
En sık rastlanan açık açılı glokom en az belirti veren glokom türüdür. Görmede belirgin azalma ve ağrı hissedilmediğinden bu glokom çok geç fark edilir.
Sabahları belirginleşen baş ağrısı ; geceleri ışık etrafında ışıklı halkalar görme kapalı açılı glokom tipinin belirtileridir. Bu nedenle, hastalığın erken teşhis edilmesi ancak 45 yaşın üstünde olan kişilerin bir göz uzmanı tarafından yapılan rutin göz muayenesi taraması ile mümkündür.
Göz tansiyonu ani olarak yükseldiğinde oldukça çarpıcı belirtilerle karşımıza çıkar. Gözde ve göz arkasına yayılan şiddetli, delici tarzda bir ağrı, bunun yanında görme bulanıklığı, cisimlerin etrafında renkli haleler görme, bulantı ve kusam en belirgin şikâyetlerdir.
Genellikle ani göz tansiyonu yükselmesi ile karşılaşılan hasta sayısı azınlıktadır. Asıl büyük grupta göz tansiyonu yavaş yavaş artar ve göz, bu artışa uyum sağlar, yani ağrı duyulmaz.
Hastalık herhangi bir belirti vermeksizin yalniz boyu ilerlemeye devam eder. Belirtiler başladığında ise çoğu kez geç kalınmış olur.
Anahtar kelimeler : göz tansiyonunun belirtileri, göz tansiyonu belirtileri, göz tansiyonun belirtileri
AzaK Denizi
29 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Genel Kültür, Tarih
Azak Denizi , Karadeniz’in kuzey uzantının, Rusya ve Ukrayna’nın güney Sahil Şeritleri bulunur. Karadeniz’in kuzeydoğusunda bir iç deniz olan Azak Denizi’nin uzunluğu 210 mil (340 km), genişliği 85 mil (135 km)’dir.
Azak Denizi yaklaşık 37.600 kilometre kare bir alana sahiptir. 6-8 km genişliğinde Kerç (Kerçh) Boğazı ile Karadeniz’e bağlıdır. Kırım Yarımadası, Karadeniz ve Azak Denizi arasında bir tabii engeldir.
Tuzluluk derecesi yüzde birden çokazdır. Don, Kuban, Krinka ve Kalmius nehirleri Azak Denizine dökülür. Azak Denizine ılıman bir kara iklimi egemendir. Aralık mart ayları arası donar. İlkbaharda yüksek tonajlı gemiler Karadeniz’den Azak Denizine geçerler.
Azak Denizinde çok bol balık bulunur. Limanları; Rostov, Taganrug, İdanov, Zhdanov, Kerch ve (Berdyansk) Berdjanks’tır. Azak Denizinde 80 çeşit balık ve 300 omurgasız tür tespit edilmiştir.Ama Deniz üzerinde kirlilik düzeylerinin artmasından dolayı düşüş görülmüştür…
Kumkale Muharebeleri.
29 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Genel Kültür, Tarih
Kumkale Muharebeleri
25 Nisan 1915 Gunu saat 04.30′da Fransız filosu Kumkale önlerinde savaş düzeni almıştı. Kumkale ve Kumkale-Orhani ye arasını hedef alan şiddetli donanma ateşinin ardından Fransız birlikleri karaya çıktı.
Kumkale’deki Türk takımı Fransız bombardımanlarına ve karaya çıkan iki Fransız bölüğüne karşı kahramanca dayandıysa da, sürekli takviye edilerek tabur seviyesine çıkan Fransızlar karşısında kaleyi bırakarak Kumkale köyüne çekilmek zorunda kaldı. Sadece yarım takımlık 6. Bölük’ün ihtiyatıyla takviye edilebilen takım, Kumkale sokaklarında Fransızlarla kısa süren sokak muharebelerine girdi. 6. Bölük komutanı, birliklerini Kumkale mezarlığına çekti. Takım komutanlarından birinin şehir düşmesine, diğerinin de yaralanmasına ve cephane sıkıntısına rağmen, bölük inatla savunmasını sürdürdü ve Fransız kuvvetlerinin kanadını Kumkale’de bastırıp, bütün cephesini hareketten alıkoydu.
Türk birlikleri Kumkale’yi geri almak için taarruza geçince Kumkale sokaklarında burun buruna yakın muharebe başladı. Fransızlar da direnişlerini sertleştirmişlerdi. Türk hücumlarının en şiddetli bir anında Fransızlar beyaz bayrak çektiler. Üst rütbeli Fransız subayı da kendi rütbesine denk bir Türk subayına teslim olmak istedi, fakat dil farkı yüzünden anlaşılamadı..
Teslim alma olayı uzayınca Fransızlar tekrar toplanarak mevzilerine döndüler ve yer yer ateş muharebeleri başladı. Fransız filosu da kendi birlilerine zayiat verdirme pahasına, Fransız ve Türk birliklerinin birbirine girdiği Kumkale’ye şiddetli ateşlere başladı. Türk birlikleri Mezarlık-Kumkale-Orhaniye hattına çekilmek zorunda kaldılar.
Fransızlar Kumkale’de kıyı başı tutmuşlar ama ilerleyememişlerdi . Gelibolu Yarımadası’na çıkarma yapan İngiliz kuvvetlerinin takviye edilmesi amacıyla, Seferi Kuvvetler Başkomutan’ı General Hamilton’un emriyle, Fransız kuvvetleri 26///27 Nisan 1915 gecesi başarılı bir çekilme harekatiyla geri alındılar.
Muhtasar Osmanlı Devleti nin Tarihi.
29 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Genel Kültür
Muhtasar Osmanlı Devleti nin Tarihi
Bazi tarihçilere göre Osmanli Devletinin kurucusu Osman Bey’in babasi Ertugrul Gazi Onun babasi Gündüz Alp (Veya Süleyman Sah) Onun babasi Kaya Alp Onun babasi Gündüz Alp’tir. Bu soylu AileOguz Türklerinin 24 boyunun en soylusu olan Kayi asiretinin reisi olarak bulunuyordu. Osman Bey’in babasi Ertugrul Gazi Selçuklu Sultani Sultan Alâaddin tarafindan Bizans sinirina bir uç beyi olarak tayin edilmisti. Ertugrul Gazi’ye yurt olarak verilen yer bugünkü Bursa Kütahya ve Bilecik vilayetlerinin sinirlarinin birlestigi yerdir. Sonradan Sögüt kasabasi Bizans ‘tan alinarak merkez yapilmistir. ..
Selçuklu Devletinde Uç Beyliklerinin vazifesi devletin sinirini korumak ve Hiristiyanlara karsi cihat etmekti.Ertugrul Bey 1281 senesinde vefat etti. Yerine çok üstün kabiliyetlerinden dolayi ailenin en küçük oglu olmasina ragmen ittifakla Osman Bey seçildi ve Uç Beyi oldu.Osman Bey üstün siyaset ve savas kabiliyeti ile komsulari bulunan Bizans tekfurlari ile zaman zaman dostluk kurdu bazan da savasti. Kisa zamanda Bizans’tan hüyük topraklar elde etti.Bursa ve Iznik fetholundu. Yarhisar ve Karacahisar tekfurlari ile birlik kurdu. Bunun üzerine Osman Bey Iznik üstüne yürüdü. 1288 de Karacahisar’i ele geçirdi. Kalenin kilisesi camiye çevrilerek Osman Bey adina hutbe okundu ve kadi tayini yapilmistir.
Osman Bey Bilecik ve Yarhisar kalelerini aldi. (1299) Yarhisar tekfurunun kizi Nilüfer’le oglu Orhan Bey’i evlendirdi. Birinci Murad ile Süleyman Pasa bu evlilikten dünyaya geldiler Osman Bey 1299′da bagimsizligini ilân etti. Gazilere timarlar verdi. Kalelere subasi dizdar ve kadi tayin etti.1301′de Yenisehir ile Yundhisar’i aldi ve Yenisehir’i merkez yapti.Bundan sonra Yenisehir çevresindeki köy ve kasabalari alan Osman Bey 1303′de Iznik’i kusatti. Bursa tekfurunun topladigi birligi dagitti.Sonra da bu Sehri almıstır
(1326) Osman Bey Bursa’nin fethinden sonra ayni senede vefat etti.Osman Bey’den sonra yerine oglu Orhan Bey geçti. Orhan Bey de fetihlere devam etti. Bizanslilardan Iznik ve Izmit’i aldi. Iznik kusatmasi sirasinda kalenin yardimina gelen Bizans ordusu yenildi ve Karesi Beyligi Osmanlilarin eline geçti. Bizans Imparatoru olmak isteyen Kantakuzenos’a yardim gönderildi. Sonra sirasiyle Çimbi Kalesi Gelibolu Bolayir Malkara Çorlu ve Tekirdag ele geçirildi. Ankara ahilerden alindi.Osmanli Devletinde para ilk defa bu devirde basildi.Orhan Gazi 1362′de ölünce yerine oglu I. Murad geçmiştir
Ankara ahileri’ Sehire hâkim oldular. I. Murad hemen Ankara üzerine yürüdü ve sehri geri aldi. (1363) Sonra Çorlu ve Lüleburgaz’i ele geçirdi. Kumandanlarindan Evranos Bey ve Haci Ilbeyi de Malkara Kesan Ipsala Dedeagaç ve Dimatoka’yi Osmanli topraklarina kattilar. Lala Sahin Pasa da Edirne’yi aldi. Filibe ve Gümülcine de Osmanlilarin eline geçti. Bunun üzerine Haçlilar Edirne’ye yürüdüler. Fakat Haci Ilbeyi Haçlilari perisan etti.Sonra Kizilagaç Yanbolu Ihtiman Samokov Aydos Karnabat Sozapol ve Hayrabolu alinmiştir
Bulgar Krali Osmanli himayesine girdi. Kizkardesi Prenses Marya’yi I. Murad’a verdi.Çirmen’de Sirplar yenilgiye ugratilinca (1371) Sirp despotu Osmanlilara baglandi ve yilda 50 okka gümüsle savaslarda yardimci asker vermeyi kabul etti. (1381) I. Murad sonra Bursa’ya döndü. Oglu Bayezid’iSüleyman Sah’in kiziyla evlendirdi. Kütahya Tavsanli Simav ve Emet gelinin çeyizi olarak Osmanlilara verildi. Aksehir Yalvaç Yenisehir Karaagaç ve Egridir Hamidoglu Hüseyin Bey’den satin alindi. 1385′de Timurtas Pasa Istip Manastir ve Ohri’yi ele geçirdi. Bulgaristan’da Sofya ve Nis Osmanli hakimiyetine geçti.
Sirp Krali ve Bosna Krali Hirvat ve Arnavut Prensleri Osmanlilara karsi birlesti ve 30.000 kisilik bir kuvvetle Timurtas Pasa’yi Plosnik’te yendiler.Bundan yararlanmak isteyen Avrupa’lilar Haçli Birligi kurdular.I. Murad daha Haçlilar birlesmeden Ali Pasa ile Bulgar Kralini ve Dobruca Prensinin kuvvetlerini yenerek onlarin Haçlilarla birlesmesini önledi. (1388) Sonra I. Murad Rumeli’ye geçti ve iki ordu Kosova’da karsilasti. Haçlilar yenildi. Savastan sonra I. Murad bir Sirpli tarafindan sehid edildi.
(1389) Yerine oglu Bayezid geçti.I. Murad’in ölümünden faydalanmak isteyen Anadolu’da Aydinogullari Saruhanogullari Germiyanogullari Menteseogullari Hamidogullari Beylikleri Osmanlilara savas açtilar. 1389′da Yildirim Bayezidonlarin Anadolu’daki hâkimiyetlerine son verdi. Bir sene sonra da Karamanlilar’la Beysehir’i Osmanlilara birakmak sartiyle baris yapildi. Yildirim Bayezid 1396′da Istanbul’u kusatti. Bu kusatma yeni bir Haçli seferine sebep oldu. Nigbolu’da savas Haçlilarin yenilgisiyle sonuçlandi.Sonra Istanbul kusatmasina devam edildi. Anadolu Hisari yapildi. Istanbul kusatmasm vezir Ali Pasa’ya birakan Yildirim Anadolu’ya geçerekKonya’yi Osmanli topraklarina katti. Kadi Burhaneddin’in ülkesi ve Malatya ele geçirildi.
Yildirirn Bayezid Anadolu’da bulundugu sirada “Boucicant” kumandasinda bir donanma Istanbul’a yardima geldi. Istanbul’u Türklerin kusatmasindan kurtardi ve sehir yakinindaki kaleleri geri aldi. Yildirim Bayezid buna çok üzüldü. 1400′de Istanbul’u yeniden kusatti. Bu defa da Timur’un Anadolu’ya girmesi kusatmayi kaldirmasina sebep oldu. Anadolu’ya giren Timur Sivas’i alarak yagmaladi. Oradan Dogu Anadolu ve Suriye’ye döndü. Yildirim ordusunu topladi ve 1402′de Timur ile Ankara’da karsilasti. Savas Bayezid’in yenilmesi ve esir olmasi ile sonuçlandi. 1403′de Yildirim Bayezid öldü. Onun ölümünden sonra ogullarindan Süleyman Rumeli’de Isa Çelebi Balikesir’de. Mehmed Çelebi Amasya’da ve Musa Çelebi Bursa’da padisahlik ilân ettiler. Sonunda Çelebi Mehmed tek hâkim durumuna girdi.
Fakat 1421′de vefati üzerine yerine oglu Il. Murad geçti. Kardesi Mustafa’nin isyanini bastirdi. Bizans’i kusatti. Venediklilerle savasti. Egriboz’a ve Mora’ya akinlar yapildi. 1430′da Selânik Venediklilerden alindi. Eflak ve Sirbistan yeniden Osmanli Devletine baglandi. (1437) Hamidili Tasili Konya Beysehir alindi. Il Murad tahti oglu Mehmed’e birakti. Bu ise Haçlilarin yeni saldirilarina sebep oldu. Il. Murad Osmanli ordusunun bayna tekrar geçerek Haçlilari Varna’da yendi ve yeniden padisah oldu. 1448′de bir Haçli ordusunu da Kosova’da yendi.
Il Murad buradan Arnavutluk’a bir sefer yapti. Akçahisar kusatildi fakat alinamadi.1451′de Il. Murad ölünce yerine oglu Mehmed padisah oldu. Il. Mehmed Rumelihisarn yaptirorak Istanbul’u kusatti. 53 gun süren bir kusatmadan sonra sehri fethetti. (29 Mayis 1453) Sirbistan ve Mora ele geçirildi. Ege’de Limni Tosoz Midilli Imroz ve Egriboz Osmanlilarin eline geçti. Fatih Sultan Mehmed sonra 1461′de Trabzon Rum Imparatorlugu’na son verdi. Kirim’daki Ceneviz Kolonileri ele geçirildi. Kirim Osmanli Devletine baglandi.
1473′de Akkoyunlular’a karsi sefere çikildi. Fatih Sultan Mehmed Otlukbeli’nde akkoyunlu hükümdari Uzun Hasan’i kesin olarak yendi. Firat Nehrine kadar bütün Anadolu Osmanlilarin eline geçti. 1474′de Karaman Beyligi’ne son verildi. 1480′de Gedik Ahmed Pasa Italya’nin fethi için çikti. Otranto Kalesi’ni ele geçirdi. Fatih’in ölümü üzerine Italya’nin fethi mümkün olmadi. Fatih 1481′de Misir seferine çikti. Fakat Gebze’de öldü. Yerine oglu Bayezid geçti. Cem Sultan Bayezid ile mücadele etti. Gem Sultan Rodos sövalyelerine oradan da Papa’ya sigindi.Napoli’de 1595′de öldü. Cem Avrupa’da bulundugu sirada Bayezid önemli seferlere girismekten çekindi.
Bayezid zamaninda Hersek ve Bogdan Osmanli hâkimiyetine girdi.Memlüklar’la Çukurova’da 1485′de baslayan savaslar alti sene sürdü. Savaslar Tunus hükümdarinin araciligi ile sona erdi. Çukurova’da Osmanlilarin eline geçirdigi yerler Mekke ve Medine vakfi oldugundanMisirlilara geri verildi. Mora’da Inebahti Modon Koron ile Adriya kiyilarindaki Draç Limani ele geçirildi. Sah Ismail sii mezhebiyle iliskisi dolayisiyle Sah Kulu isminde bir kimse vasitasiyla Anadolu’da isyan kartti. Asiler Hadim Ali Pasa kumandasindaki orduya yenildiler.
Bayezid’in son zamanlarinda ogullari arasinda saltanat mücadelesi basladi.Yeniçeriler kahramanligina ve cesaretine hayran olduklari Yavuz Selim’in tarafm tuttular. 1512′de Bayezid tahti Selim’e birakmak zorunda kaldi.Yavuz Anadolu’da büyük bir nüfuz sahibi olan sii’lere karsi harekete geçti. Devlete isyan eden 40.000 kisiyi öldürttü. Sonra da Sah Ismail’e savas açti. Çaldiran’da yapilan savasta Sah Ismail yenildi. Dogu Anadolu Osmanlilarin eline geçti.
Sonra Dulkadirogullari’mn ülkesi ile Maras ve Elbistan fethedildi. Memlüklar önce Merci Dabik’da (1516)sonra da Ridaniye’de (1517) yenildiler. Suriye Misir ve Hicaz Osmanli idaresine geçti. Yavuz Sultan Selim yeni sefer için Edirne’ye giderken Çorlu’da öldü. (1520) Yerine oglu Süleyman hükümdar oldu.Misir’da “Canberdi lsyani” bastirildi. Belgrad ve Rodos Osmanli topraklarina katildi. lohac;’ta yapilan savasta Macar ordusu yenildi. Macaristan Osmanli Devleti’ne bagli bir krallik haline getirildi.
1529′da Viyana kusatildi. Fakat sehir alinamadi. Osmanli ordusunun çekilmesinden sonra Avusturya’lilarin Budin’i tekrar almaya tesebbüs etmeleri üzerine Kanuni 1532′de Alman Seferine çikti. Avusturya topraklari yagmalandi. Avusturya’lilar ile 1533′te baris yapildi. Sadrazam Ibrahim Pasa Iran’a gönderildi. Sonra kendisi de hareket etti.Tebriz ve Bagdat alindi. Bundan sonra Akdeniz seferleri basladi. Venedik’e savas açildi. Kanuni karadan Barbaros Hayreddin ise denizden hareket etti. 1537′de Korfu Adasi kusatildi fakat alinamadan geri dönüldü. Bir yil sonra da Barbaros Preveze’de Hiristiyan donanmasini yenerek Osmanli Imparatorlugu’nun Akdeniz hâkimiyetini sagladi.
Bu sirada Misir Valisi Hadim Süleyman Pasa Hint Okyanusu’nda Portekizlilerle savasti. 1540 yilinda Macaristan bir Türk eyaleti haline getirildi. 1543′te Barbaros Hayreddin Pasa Fransa Krali I. François’e yardim etmekle görevlendirildi. Barbaros Osmanli donanmasina katilan Fransiz donanmasiyla birlikte Nis’i bombardiman etti. Bu arada Kanuni de Estergon Kalesi’ni aldi. Ertesi sene de Iran üzerine hareket edildi. Sah Tahmasp padisahin karsisina çikmaya cesaret edemedigi için birçok kale alindi.1552′de Sah Tahmasp yeniden saldirdi. Osmanli ordusu Nahçivan’a kadar ilerledi.
Sonra geri dönüldü. Sâhin elçisi gelerek baris yapilmasini istedi. Azerbeycan Dogu Anadolu Irak Osmanlilarda kaldi. Kanuni 1566′da Zigetvar Kalesi’ni almak üzere yola çikti. Kusatma devam ettigi sirada öldü. Ölümünden kisa bir süre sonra da kale alindi. Yerine oglu Selim geçti. Selim zamaninda Kibris ele geçirildi. (1570) Osmanli donanmasinin büyük bir kismi Inebahti’da Haçlilar tarafindan yok edildi. Il.Selim 1574 yilinda vefat edince yerine oglu Ill. Murad geçti. Sokullu Mehmed Pasa sadrazamlikta birakildi. Iran’la 12 yil süren savaslar Osmanlilarin üstünlügü ile sonuçlandi. 1590′da Istanbul Anlasmasi yapildi.Tebriz Karabag Gence Kars Tiflis sehrizor Nihavend Luristan Osmanli hâkimiyetine geçti.
Osmanli – Avusturya savaslari yeniden basladi ve Osmanli Devleti’ne bagli olan Erdel Kraliyla Eflak ve: Bogdan Voyvodalari da Avusturya Imparatoru Rudolf ile birleserek Osmanli Devleti’ne isyan ettiler. Bu savaslar sirasinda Ill. Murad öldü. Yerine oglu Mehmed geçti. (1595)1596′da Egri Kalesi alindi. Hâçova’da Avusturya ordusu yenildi. Bundan sonra Kanije Kalesi alindi. 1601′de Avusturya’lilarin kaleyi geri almak için giristikleri saldirilar Tiryâki Hasan Pasa’nin basarili savunmasi karsisinda bir sonuç vermedi. Sonra Estergon Kalesi alindi. Erdel Eflâk ve Bogdan tekrar Osmanlilara baglandi. 1606′da Avusturya ile Zitvatorak Anlasmasi yapildi. Egri Kanije Oyvar Osmanlilara geçti.Avusturya savasi devam ederken Ill. Mehmed öldü. Yerine
oglu I.Ahmed geçti. 1603′te Osmanlilar Avusturya savaslari ile ugrasirken Iran Sahi Osmanli topraklarina saldirdi. Iran savaslarinin bu ikinci safha” sina da Istanbul’da yapilan bir antlasmayla son verildi. Iran’lilar her yil Osmanlilara iki yüz yük ipek vermeyi kabul ettiler. Sah Abbas 200 yük ipegi vermeyince Iran’a tekrar savas açildi. Bu defa bir basari elde edilemedi. 1618′de yapilan yeni bir antlasma ile savaslara son verildi. Bu arada Anadolu’da Celâli Isyânlari basladi. Devleti Aliyye zayiflamaya yüz tuttu. Askeri basarilar azaldi. Karayamci Deli Hasan Tavil AhmedKalenderoglu Canbuladoglu gibi Celâli reisleri senelerce merkez idâresine ve kapikulu askerlerine karsi savastilar. Bu isyanlar Kuyucu Murad pasa zamaninda bastirildi. I. Ahmed’den sonra tahta geçen I. Mustafahâstaydi.
Bu yüzden tahttan indirildi. Yerine Il. Osman pâdisah oldu.Il: Osman zamaninda Lehistan kazaklarinin Osmânli topraklarina saldirmalari yüzünden meydana gelen savasa Il. Osman da katildi. Il. Osman bu savasta yeniçerilerin disiplinsizligini gördü ve onlari ortadan kaldirmaya yeni bir askeri teskilât kurmaya karar verdi. Yeniçeriler isyan ettiler. 1622′de Il. Osman tahttan indirildi ve öldürüldü. Yerine ikinci defa I. Mustafa getirildi. I. Mustafa kisa bir süre sonra tahttan indirilerek yerine IV. Murad padisah oldu. Iran’la savas yeniden basladi. 1624′de Bagdat Iran’lilar tarafindan ele geçirildi. Anadolu’da Abaza Mehmed Pasa Isyani Istanbul’da ise Kapikulu Ocaklari’nin isyani çikti.
IV. Murad siki bir disiplin kurdu ve kanli temizlik hareketleriyle asayisi yeniden sagladi. Devlet nizamina bir çekidüzen verdikten sonra birinci Iran seferine Cikti. Revan’i Iran’lilardan geri aldi. Ikinci Iran seferinde de Bagdat’i ele geçirdi. IV. Murad 1640′da ölünce yerine kardesi Ibrahim geçti.1645′de baslayan Girit Savasinda Hanya Kalesi alinmakla birlikte adanin büyük bir kismi Venediklilerde kaldi. Venedikliler donanmalariyla Osmanli kiyilarina saldirdilar. Bu arada Sultan Ibrahim tahttan indirildiyerine oglu IV. Mehmed geçti. Istanbul’da kapikulu ocaklari Anadolu’da Celâli isyanlari ve Girit’te toprak kayiplari devam .etti. 1656′da Köprülü Mehmed Pasa.
sadrâzâm oldu. Köprülü Mehmed Pasa IV. Murad devrindeki gibi Osmanli Devletine eski kudretini kazandirdi. Istanbul’daki âsiler temizlendi. Venedikliler üstüne yüründü. Venedik donanmasi yenilerek adalar geri alindi. Sonra Osmanli Devletine isyan etmis olan Erdel Krali üstüne bir sefer yapildi. Yanova Kalesi ve daha bazi kaleler alindi. Abaza Hasan Pasa isyani bastirildi. 1661′de Köprülü Mehmed Pasa’nin ölümünden sonra yerine oglu Fazil Ahmed Pasa sadrâzâm oldu. Avusturya’ya savas açildi ve Köprülü Fazil Ahmed Pasa “Serdâr-i Ekrem”tâyin edildi. Uyvar ele geçirildi. 1664′de Zerinvar Kalesi alindi.
Fazil Ahmed Pasa sonra Girit’e hareket etti. Kandiye Kalesi ele geçirildi ( 1669).Bazi küçük kaleler Venediklilerde kalmak sartiyle Girit Adasi Osmanli Devletine geçti. Kazaklara saldiran Lehistan’a karsi bir sefer yapildi.Kamaniçe Kalesi ele geçirildi. Fazil Ahmed Pasa 1676′da öldü ve yerine Kara Mustafa Pasa sadrâzâm oldu. Ruslarin eline geçmis olan Çehrin Kalesi geri alindi.1683′de Avusturyâ’ya savas açildi. Viyana ikinci defa kusatildi. Kirim Haninin ihâneti yüzünden Viyana’nin yardimina gelen Lehistan Krali Osmanli ordusunu yendi. Avusturya Venedik ve Lehistan Osmanli Devletine karsi birlesti.
Daha sonra bu ittifaka Rusya da katildi. Osmanli Devleti yenildi. 1699′da imzalanan Karlofça Antlasmasiyla Tamyvar disinda kalan bütün Macaristan Avusturya’ya Mora Venedik’e Podolya ve Kamaniçe Lehistan’a Azak Kalesi de lstanbul Anlasmasiyle Rusya’ya biraki1di. (1700)Düzen yeniden bozuldu. Istanbul’da ve Anadolu’da birçok isyan çikti. IV. Mehmed tahttan indirildi. Karlofça ve Istanbul Antlasmalariyla ugranilan kayiplarin giderilmesi için tesebbüse geçildi. Isveç Krali’nin Osmanli topraklarina siginmasi ve yardim istemesi sebebiyle 1710′da Osmanli Devleti Rusya’ya savas açti. Sadrazam Baltaci Mehmed Pasa mandasindaki Osmanli Ordusu Prut’ta Rus Ordusunu yendi.
Savastan sonra yapilan Prut Antlasmasiyle (1711) Istanbul Antlasmasi uyarinca Ruslara verilmis olan yerler geri alindi. Sonra Venedik’e savas açildi.(1714) Karlofça Antlasmasiyla Venedik’e geçmis olan Mora ve öteki ada1ar geri alindi.1716′da Avusturya ile savas basladi ve büyük kayiplar verildi. Avusturya’lilar Tamyvar’i ve Belgrad’i ele geçirdiler. 1718′de Pasarofça Antlasmasiyle savaslara son verildi. Sonra Lâle Devri basladi. (1718 – 1730)Matbaa da bu devirde açildi. 1723′de baslayan Iran savaslarinda Kafkasya ve Irak’a sinir olan Iran topraklarinda önem!i yerler Osmanli ordusunca ele geçirildi. Savasa 1727′de Hemedan Antlasmasiyle son verildi.
Il. Sah Tahmasp tahta geçince Osmanlilara geçen Hemedan ve Tebriz’i geri aldi. Istanbul’da Patrona Isyani çikti. Ibrahim Pasa öldürüldü. Ill. Ahmed tahttan indirildi. Yeni padisah I. Mahmud zamaninda da savaslara devam edildi. Bu sirada Ruslar Azak kalesini aldilar ve Kirim’i isti1â ettiler. Kirim Sehirlerinden Bahçesaray Akmescid Gözleve Ruslar tarafindan tahrip edildi. Avusturya da Osmanli Devletine karsi savas açti. Osmanli kuvvetleri bu savaslar sirasinda özellikle Avusturya cephesinde düsmana basariyla karsi koydu. 1739′da Belgrad Antasmasiyla Belgrad ve Semendire tekrar Osmanlilara geçti.
Avusturya ile baris yapilmasindan sonra Rusya da baris istedi. Antlasmaya göre; Azak Kalesi yikildi ve her iki devletin tasarrufundan çikti. Rusya’nin Karadeniz ve Azak Denizinde savas ve ticaret gemisi bulundurmayacagi kabuledildi. Fransa’ya büyük imtiyazlar verildi. Bu defa yine Iran gailesi çikti.Iran Sahi Sii’ligin de Kâbe’de dört sünni mezhep yaninda temsil edilmesi için ozel bir yer istedi. Osmanli Devleti bu istegi kabul etmediginden lran ile yeniden savas basladi. (1742) bu savaslar Osmanli Devletinin kazanmasiyla sonuçlandi. 1768′de Rusya ile yeni bir savas basladi.Osmanli ordulari agir yenilgilere ugradi.
Kirim Eflak Bogdan Ruslar tarafindan istilâ edildi. Mara Rumlari Osmanli Devleti aleyhine ayaklandi.Cesme’deki Osmanli donanmasi Rus donanmasi tarafindan yakildi. 1774′de bu savaslar Küçük Kaynarca Antlasmasi i1e son buldu. Bu antlasma geregince; Kirim Osmanli Devletinden ayriliyor Aksu irmagi iki devlet arasinda sinir oluyor Kafkasya’da bir kisim toprak Ruslara birakiliyordu. Bu senelerde yine Akka’da ve Arabistan’da isyanlar çikti.1783′de Ruslar Kirim’i tamamen aldilar. Bu arada Osmanli Devletinde askeri istilah1ara girisildi. Mühendishanei Bahri Hümayun açildi.
1787′de Kirim’in yeniden alinmasi için Rusya’ya savas açildi. Avusturya da hemen Rusya’ya yardima kostu. Osmanli ordulari iki cephede savasmak zorunda kaldi. Avusturya’ya karsi basarili sonuçlar alindi. Fakat Rusya karsisinda savaslar basarisizlikla sonuçlandi. Fransiz devrimi ve Osman1i Prusya Ant1asmasi Avusturya’yi savasi durdurmak zorunda birakti. Avusturya ile Zistovi Antlasmasi imzalandi.Antlasma geregince Avusturya Osmanlilardan aldigi topraklari geri verdi. 1792′de Osmanli Rus savasi Yas Antlasmasi ile sona erdi.
Özi Rusya’ya birakildi. Rusya da savaslar sirasinda isgal etmis oldugu kale ve sehirleri geri verdi.Osmanli Devleti Kirim’i alma isteginden vazgeçti.Bu savaslar devam ederken Osmanli tahtina Ill. Selim geçti. Selim sehzadeliginde ve padisahligi dönemindeki iki büyük savasta Osmanli ordularinin Avrupa devletlerinin ordularina göre geri kaldigini gördü. Yeniçeri Ocagindan ayri “Nizam-i Cedid” adinda yeni bir ordu kurdu. Yeniçeri Ocagi Topçu ocagi Humbaraci ocagi ve Timarli Sipahiler ile donanma yeniden düzenlendi.
Londra Paris Viyana Berlin gibi Avrupa’nin büyük baskentlerinde devamli elçilikler kuruldu. 1789′da Misir Fransa’nin saldirisina ugradi. Misir kolaylikla Fransizlar tarafindan isgal edildi. Bu isgal karsisinda Osmanli Devleti önce Rusya sonra da Ingiltere ile Fransa’ya karsi anlasti. Fransizlar tarafindan isgal edilmis olan adalar geri alindi.1799′da Napolyon Suriye’yi almak için Akka Kalesini kusatti. Fakat yenilerek Misir’a geri çekildi. Bundan sonra da Osmanli Ingiliz kuvvetlerine karsi koyamadi ve Misir’i bosaltti. 1806′da Ruslar Eflak – Bogdan’a saldirdilar. Ingiltere Osmanli Devletini Rusya ile barisa zorlamak için donanmasi Çanakkale Bogazindan geçirerek Istanbul önlerine gönderdi.Fakat bu tehdit bir sonuç vermedi. Ingiliz donanmasi geri çekilmek zorunda kaldi. Ingilizler Misir’a çikarma yapti.
Rus donanmasi da Bozca ada’yi ele geçirdi. Bu sirada Istanbul’da Kabakçi Isyani çikti. Ill. Selim tahttan indirildi ve öldürüldü. Yerine IV. Mustafa geçti. Fakat Alemdar Mustafa IV. Mustafa’yi tahttan indirerek yerine Il. Mahmud’u geçirdi.Kendisi de sadrazam oldu. Yeni bir ordu kuruldu ve adina “Sekban-i Cedid” denildi. Yeniçeriler Babiâli’yi basarak Alemdar Mustafa’yi öldürdüler. (1808) Âsiler bu arada Il. Mahmud’u tahttan indirerek yerine IV. Mustafa’yi padisah yapmak istediler. Fakat Il. Mahmud kardesi IV. Mustafa’yi öldürttü. Sekban-i Cedid de kaldirildi. Bu sirada Osmanli Rus savasi devam ediyordu. Rusçuk Yergögü ve Nigbolu’yu alan Ruslar Lofça’ya girdiler. Savasa 1812′de Bükres Antlasmasi ile son verildi.
Prut irmagi iki devlet arasinda sinir kabul edildi. Anadolu siniri da degismedi. Eflak Bogdan Osmanli Devletine geri verildi. Mora Rumlari ayaklandi. Bütün Mora âsilerin eline geçti. Mora ve Girit valilikleri Mehmed Ali Pasa’ya verildi. Mora’da. âsilerin eline geçmis olan sehir ve kasabalar geri alindi.Buna Ingiltere Rusya ve Fransa tepki gösterdi. 1827′de bu üç devlet Navarin’de Osmanli – Misir donanmasini yakti. Rusya da savas ilân etti.Ruslar Eflak ve Bogdan’i aldi.
Kalas Ibrail Isakçi Tolçi Maçin ve Silistre Kalelerini ele geçirdiler ve Edirne’ye kadar ilerlediler. Dogu Anadolu’da da Erzurum’a kadar geldiler. 1829′da Edirne Antlasmasi yapildi.Dogu Anadolu’da Anapa Poti Ahiska Ruslara birakildi. Rumeli’nde isgal edilen yerler Osmanlilara geri verildi. 1830′da Osmanli Devleti bagimsiz bir Yunan Devleti’nin kurulmasini da kabul etti. Cezayir Fransa tarafindan isgal edildi. Misir Valisi Mehmed Ali Pasa da isyan etti. Misir ordusu Kütahya’ya kadar ilerledi. Mehmed Ali Pasa’ya karsi Il. Mahmud Rusya’dan yardim istedi. 1833′de Kütahya barisi yapildi. Buna göre : Suriye Valiligi Mehmed Ali Pasa’ya Adana Valiligi de Ibrahim Pasa ya verildi. 1839′da Misir’la yeniden savas basladi. Nizip’te Osmanli ordusu yenildi. Bu arada Il. Mahmud öldü. Yerine oglu Abdülmecid geçti.
Avrupa devletleri Mehmed Ali Pasa’ya çok baski yaptilar. Suriye Valiligini terkettirdiler. Bogazlar 1841′de bütün savas gemilerine kapatildi. 1839′da Tanzimat Fermani ilân edildi ve bu ferman birçok yenilikler getirdi. Böylece Osmanli Imparatorlugu’nda Tanzimat Devri basladi.Bu arada Lübnan meselesi ortaya çikti. 1846′da Lübnan Fransa’nin müdahalesiyle iki kaymakamli hale geldi. Yine bu siralarda Eflak ve Bogdan’da ihtilâller çikti. Osmanli Devleti bu hareketleri Rusya’nin yardimiyla bastirdi. Avusturya’ya isyan ederek Osmanli Devletine siginan Macar mülteciler Avusturya ve Rusya’nin bütün baskilarina ragmen onlara teslim edilmedi. 1853′de Kirim Savasi basladi. Osmanli Devleti Tuna boyunda tek basina Kirim’da ise Fransa ve Ingiltere ile birleserek Rusya’ya karsi savasti.
1856′da Paris Antlasmasiyla savas sona erdi.1860′da Fransa Lübnan ve Suriye’ye birlikler gönderdi. Lübnan için yeni bir nizamname hazirlandi. Bu sirada Abdülmecid öldü ve yerine Abdülaziz geçti Onun tahta geçmesinden sonra balkanlarda yeni karisikliklar oldu. Osmanli Devleti Balkanlarin isteklerini kabuI etmedi ve isyan bastirildi. Isyanin bastirilmasindan sonra Girit’te ayaklanma oldu.1868′de bir fermanla Girit’in yeni düzeni ilân edildi.1876′da Abdülaziz tahttan indirilerek yerine V. Murad geçirildi. V.Muradin akli dengesi bozuktu. 90 gün sonra onun da yerine Il. Abdülhamid geçirildi. Sirbistan Osmanli Devletine karsi savas ilân etti.
Sonra Karadag da Sirbistan’a katildi. Osmanli ordulari Abdülkerim Nadir Pasa ve Muhtar Pasa kumandasinda Sirbistan ve Karadag ordularini yendiler. Sirp ordusu Cernayev’in tesvikiyle Prens Milan’i Kral iIan edereksavasa yeniden basladi. Osmanli ordusu Sirplari tekrar yendi. Osmanli Devleti Rusya’nin istegi üzerine savaslari durdurdu. 23 Aralik 1876′da Istanbul’da konferans basladi. Ayni gün Osmanli Devleti I. Mesrutiyeti ilân etti. Konferans bir karar alinamadan dagildi. Sonra 1877 – 1878 Osmanli Rus savasi çikti. Savaslar Balkanlarda ve Anadolu cephesinde yapildi. Ruslar Ayastefanos ve Erzurum’a kadar ilerlediler. Önce Ayastefanos sonra da Berlin Antlasmalari imzalandi. Abdülhamid Han Meclis-i Mebusan’i dagitarak idareyi eline aldi. Berlin Kongresi baslamadan önce de Ingiltere Kibris’i isgal etti.
Avusturya Bosna – Hersek’i. Fransa Tunus’u Ingiltere de Misir’i aldi. Dogu Rumeli eyaleti de Bulgaristan’a baglandi. (1885)Albay Bassos kumandasinda 10.000 YunanliGirit’e çikti. Girit müslümanlari öldürülmeye baslandi. 1891′de Albay Bassos adayi Yunan Krali adina ele geçirdigini ilân etti. Yunanistan Rumeli sinirinda Osmanli sinirina saldirdi. Bu saldirilar karsisinda Osmanli Devleti Yunanistan’a savas açti.Edhem Pasa kumandasindaki Osmanli ordulari birçok savasta Yunan ordularini yendi. Yunanistan baris istemek zorunda kaldi ve 1897′de Tanbul Barisi imzalandi. Bir müddet sonra Girit de Osmanli Devletinden ayrilmis oldu. Makedonya’da 1902′de ihtilâl .çikti.
Il. Abdülhamid HanHüseyin Hilmi Pasa’yi Selânik Manastir ve Kosova müfettisi tayin etti.1908′de Mesrutiyet yeniden ilân edildi. Çok geçmeden de Il. Abdülhamid Han tahttan indirildi. Bu ise Osmanli Imparatorlugu’nun yikilmasi için atilan son adim oldu. Italya Trablusgarp’a saldirdi. Oniki ada Italyan donanmasi tarafindan isgal edildi. Trablusgarp ve oniki ada Italya’ya birakildi. Osmanli ordulari dört Balkan devleti karsisinda yenilgiye ugradi. Balkan devletleri Çatalca’ya kadar geldiler. 30 Mayis 1913′de Londra’da imzalanan antlasmaya göre; Midye – Enez hatti Osmanli Devletinin siniri oldu. Edirne Bulgaristan’da kaldi. Girit de elden çıktı
Bir müddet sonra Osmanl! Devleti Kirklareli ve Edirne’yi geri aldi. Balkan savaslarindan sonra Birinci Dünya Savasi çikti. Osmanli Devleti Almanya’nin yaninda Fransa Ingiltere ve Rusya’ya kary savasa girdi. (11 Kasim 1914) Savas 4 yil sürdü. Anadolu’da Ruslara Irak Suriye Filistin ve M!sir’da Ingilizler’e kary savayldi. Almanya Avusturya ve Bulgaristan ile birlikte Osmanli Devleti de Ingiltere – Fransa karsisinda yenik düstü. 30 Ekim 1918′de Mondros Mütarekesi imzalanarak savaslara son verildi. Bu sirada V. Mehmed Resad ölmüs ve yerine IV. Mehmed Vahidüddin padisah olmustu. Mütarekeden sonra Ittihat ve Terakki ileri gelenleri memleketi terk ettiler. Itilâf devletleri Istanbul’a girdi. Kars Ermeniler Ardahan Gürcüler Antalya Italyanlar Izmir Yunanlilar UrfaAntep Maras ve Adana Fransizlar tarafindan isgal edildi.Bu arada Anadolu da yeni bir- idare olusturuldu. 23 Nisan 1920′de Büyük Millet Meclisi toplandi.
Elde kalan topraklarin müdafaa ve korunmasi Meclis tarafindan deruhte edildi. 1908′de Abdülhamid Han’in tahttan indirilmesinden sonra devlet idaresinde hiç fonksiyonu kalmayar padisahlik 1 Kasim 1922′de kaldirildi. Osmanli Hanedaniin bütün fertleri için yurt disina çikarilma kanunu yapildi ve Osmanli ailesinin bütün fertleri Türkiye’yi terkettiler.Osmanlilarin saltanati bir tek sülaleden gelen tarihin en uzun ömürlü saltanati olmustur. Osmanli Devletinin kurucusu bulunan Osman Beyin idareyi ele aldigi tarih olan 1281 tarihinden saltanatin kaldirildigi tarih olan 1922 yilina kadar tam 641 sene saltanatlari devam etmistir.
Osmanlilar ayrica Yavuz Sultan Selim’in 1516 yilinda halifelik ünvanini da almasindan 1924 yilinda halifeligin kaldirilmasina kadar 407 sene müslümanlarin halifesi sifatini da üzerlerinde tasimislardir. Fakat surasi bir gerçektir ki gerek halifelik ve gerekse saltanat Ikinci Abdülhamid’in tahttan indirilmesi ile tesirini tamamen yitirmis bir mefhum haline gelmisti.Bu durum göz önüne alinacak olunursa Osmanlilarin halifeligi 393 sene devam etmistir ve Ikinci Abdülhamid Hazretleri ile son bulmustur. Ikinci Abdülhamid Hazretleri Hazreti Ebü Bekir radiyallahu anh hazretlerinden itibaren 98. halife bugün son halife olarak bildigimiz Abdülmecid ise 101.halifedir.
Kanser Nedir?
28 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Kategorilenmemiş
Kanser, DNA’nın hasarı ile hücrelerin programdan çıkması sonucu hücrelerin kontrolsüz bir şekide veya anormal bi şekilde büyümesi ve çogalmsı sonucu oluşan genetik bir hastaliktir.Günde vücudumuzda(DAN’da) yaklaşik 10 bin mutasyon olmaktadır ama kanser olmadıgımızın sebebi ise immün sistemimizin her milisaniyede vücudumuzun taraması ve kanserli hücreleri yok etmesidir…
Kanser vücut hücrelerinin kontrolsüz şekilde üreyerek komşu dokuları işgal etmesi (invazyon) veya kaynağını aldığı organdan daha uzak bir yere kan-lenf yoluyla yayılması (metastaz) ile oluşan bir hastalıktır. Hücreler DNA replikasyonları esnasında meydana gelen bozulmalar nedeniyle yapı değiştitirler. Normal vucut hücre ve dokuları, orijinal büyüklük ve yapılarını korurken kanser hücreleri saldırgan bir tablo çizerler.
Kanser potansiyeli olan hücrelerin en önemli özelliği “onkogen” içermesi yani bulunduğu dokudan tamamen farklı bir yeni bir hücre olacak şekilde bozulma potansiyeli olmasıdır. Bu hücreler kanser dönüşümünü tamamladığında, alınan patoloji örneklerinde bu hücrelerin kökenini tanımlamak neredeyse imkansızdır.
Bir kanser hücresi oluştuğunda vücudun bağışıklık sistemi bu yabancı hücreyi tanır ve parçalar. Bu sayede vücutta oluşan binlerce kanser hücresi bağışıklık sistemi tarafından yok edilir. Her hücrede, onkogenlerin aktivasyonunu baskılayan antionkogenler (Tümör Baskılayıcı Gen) bulunmaktadır. Antionkogenlerin kaybolması veya inaktive olması durumunda onkogen aktivitesine izin verilmiş olur. Bunu da kanserin oluşumu izler. Vucutta mutasyona uğrayan hücrelerin ancak çok küçük bir kısmı kansere yol açar. Bunun bir çok nedeni vardır:
*Mutasyon gösteren hücrelerin yaşama kabiliyetleri normal hücrelere göre daha azdır. bu yüzden ölürler.
*Mutasyon gösteren hücrelerin pek çoğunda bile hala aşırı büyümeyi önleyen normal feedback kontrol mekanizması (”Tümör baskılayıcı genler”) bulunur. Bu yüzden hayatta kalabilen mutant hücrelerin çok azı kanserli hücreye dönüşür.
*Sıklıkla, kanser potansiyeli taşıyan bu hücreler büyüyüp kanser oluşturmadan önce vucudun bağışıklık sistemi tarafından yok edilirler.
Bu olay ise şöyle açıklanmaktadır:
Mutant hücrelerin çoğu değişikliğe uğramış genleri nedeniyle kendi içlerinde anormal protein oluştururlar..Bu anormal proteinler vucudun bağışıklık sistemini uyararak antikor yapımına veya kanserli hücreye karşı duyarlılık kazanmış lenfositlerin oluşmasına neden olarak kanserli hücrenin yok edilmesini sağlarlar. ( Bu olayı destekleyen bir gerçek de organ trasnplantasyonu nedeniyle immünsupresif tedavi gören hastalarda kanser riskinin beş kat artmasıdır.
Bağışıklık sisteminin etkinliğini bozan durumlar kanseri hazırlayıcı etmenler (predispozan) olarak bilinir. Bağışıklık sistemi tarafından yok edilemiş olan bu hücreler konrolsüz biçimde üreyerek bulundukları dokuyu işgal ederler. Sadece o dokuyla sınırlı kalmayıp komşu dokulara da yayılırlar(invazyon). Kan ve lenf dolaşımı yoluyla vucudun ilgisiz bölgelerine de taşınabilirler. (metastaz)
Kanser başlangıcı olan alanda enönemli özellik kitlenin çevre dokulara girift, yapışık olmasıdır. İyi huylu (benign) tümörler genellikle sınırları belirgin kitlelerdir. Ancak kötü huylu (malign) tümörler sınırları belirsiz ve çevre dokuya sıkıca yapışık halde bulunurlar. İlke evrelerde genellikle ağrısızdırlar.
Kanser oluştuğu yani köken aldığı dokuya göre isimlendirilir.
Kanser hücreleri civarlarındaki dokulara ulaşarak, kandolaşımı, lenf sistemi ya da vücut boşlukları ve yüzeyleri yollarıyla vücudun diğer taraflarına yayılırlar. Buna metastaz denir.
Vücudumuzda kontrolsuz olarak büyüyen kötü huylu tümörlere kanser denir. Kanserler iyi huylu ve kötü huylu olmak üzere iki kısma ayrılır. Kötü huylu tümörler başka dokulara ve organlara yayılma özelliği gösterirler.
NÜKLEOPLASTİ
27 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Kategorilenmemiş, Saglik
nükleoplasti
Time Dergisi’nin son sayısındaki habere göre ABD’de yetişkinlerin yüzde 80′i yaşamlarının bir bölümünde bel ağrısı çekiyor. Araştırmalara göre bel ağrıları soğuk algınlığından sonra en fazla işgücü kaybına neden olan hastalık. Bel hastalıklarının büyük bir bölümünden fizik tedavi ya da reçetesiz satılan ilaçlarla kurtulmak mümkün. Ama bazı hastalar için her şey bu kadar kolay değil. Ancak “Nükleoplasti” yöntemi, her yola başvurmalarına rağmen çözüm bulamayan bel hastalarının imdadına yetişiyor. Nükleoplasti, minimal “disk herniasyonu” olan, yani disk kaymasının tehlikeli boyutlara ulaşmadığı hastalara uygulanabiliyor.
Bel fıtıkları, omuriliğin esnemesini sağlayan jelimsi maddenin dışarı çıkarak sinirlere baskı uygulamasından kaynaklanıyor. Nükleoplasti, sinirler üzerindeki bu baskının kaldırılmasını sağlıyor. Bu tedavi yönteminde hastaya lokal anestezi yapılıyor ve az miktarda sakinleştirici veriliyor. Bir iğneyle sorunlu diske ulaşılıyor. İğneye X-ray ışınları yol gösteriyor. İğneye tutturulmuş, çubuğa benzer bir cihazla sinirlere baskı yapan, dışarı taşmış jelimsi maddeye ışın veriliyor. Bu ışınlar jelimsi maddeyi ısıtıp buharlaştırıyor. Operasyondan sonra hastalar bir hafta içinde güç kazanabilmek için fizik tedavi programına başlayabiliyorlar.
California’daki Standford Omurilik Merkezi baskani Dr. Yung Chen’e göre ABD’de şimdiye kadar 2.500 hastaya bu yöntem uygulandı. 5 ila 7 bin dolara mal olan operasyonlarda yüzde 70 başarı sağlandı. Buna rağmen Dr. Chen’e göre, nükleoplasti tamamen risksiz bir yöntem değil. Bu yöntemin uygulandığı hastalarda nadiren de olsa kanama, enfeksiyon ve sinir tahribi gibi komplikasyonlar görülebiliyor. Ancak bu yöntemin bel fitigi ameliyatlarından daha sorunsuz olduğuna dikkat çekiliyor.
DÜNYADA DA YAPILIYOR
Disk nükleoplasti işlemi, dünyada yaklaşık 4 yıldır uygulanıyor. Amerika’da şimdiye dek 20 bin hasta bu yöntemle başarıyla tedavi edildi. Türkiye’de ise ilk kez iki yil önce 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yapılmaya başlanan uygulama ile yaklaşık bin hasta tedavi edildi. İstanbul’da sadece Koşuyolu Hastanesi’nde yapılan ve geçtiğimiz hafta uygulanmaya başlanan yöntemden şimdilik 5 hasta yararlandı. Ancak saglik güvencesi olan her hastanın tedavi edildiği Koşuyolu Hastanesi’nde, operasyon için şimdiden onlarca hasta sırada bekliyor
Aşırı Sıcak Kalp Hastalarının Düşmanıdır
27 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Kategorilenmemiş, Saglik
Aşırı Sıcak Kalp Hastalarının Düşmanıdır
Kalp krizini “Kalp krizi, kalp kasını besleyen kroner damarların tamamen tıkanması ve bu tıkanıklığın belli bir süre sürmesi sonucu kalp kasının bir kısmının ölmesidir” diye tarif eden Dr. Kulan, ailesinde kalp krizi geçiren ve şeker, tansiyon, kolesterol yüksekliği problemleri bulunan fazla kilolu, sigara içen insanlarda kalp hastalığının daha sık görüldüğünü söyledi.
Yoğun iş temposu içinde olup kendine vakit ayırmayan insanların kalp hastası olma riskinin yüksek olduğunu belirten Dr. Kulan, “Özellikle yoğun iş temposunun yanında düzensiz yemek yiyen, egzersiz yapamayan, kilosuna dikkat etmeyen, sigara içenlerin kalp hastası olma riski fazladır. Göğsün orta yerinde baskı veya basınçlı şekilde ağrı varsa, özellikle bu ağrı yokuş çıkarken başlayıp kişi dinlendiğinde geçiyorsa, ilk aşamada kalp hastalığı düşünülmelidir. Kalp krizi, kişi hiç hareket etmediği halde, çok şiddetli ağrının başlamasıyla ortaya çıkar. Beraberinde nefes darlığı, sol kol ağrısı, soğuk terleme ve bulantı da görülebilir” diye konuştu.
Dr. Kulan, kalp hastalarının öncelikle kilo almaması gerektiğine dikkat çekerek, “Kroner hastalığı olan, kalp krizi geçirmiş insanlar kolesterolden zengin yiyeceklerden kaçınmalıdır. Katı yağlar, kırmızı etli yiyecekler, yumurta sarısı ve yağlı süt, yogurt peynir gibi yiyecekler kolesterol bakımından zengindir, dikkat edilmelidir. Yüksek tempoda yürüyüş, yüzmek, bisiklete binmek, koşmak idealdir” şeklinde konuştu.
Kalp krizi geçiren hastaların cinsel yaşamlarıyla ilgili bilgi veren Dr. Kulan, “Cinsel aktiviteyi, yoğun ani fiziksel hareket gibi düşünmek gerekir. Kalp krizi sonları hastaların bu tip eforlu aktiviteleri yapıp yapamayacağını anlatmak için belli testler uygulanır. Hatta gerekirse anjiyokrafi balon işlemi, by-pass ameliyatıyla tedavi edilerek bu tip egzersizlerin güvenli yapılması sağlanır” dedi.
Kaplıcaların Hastalıklara faydaları ve yararları
Kaplıcaların Hastalıklara faydaları ve yararları
- Kaplıca Mevsimi: Bölgenin iklim şartları dikkate alınarak tespit edilir. Genelde memleketimizde yerleşmiş kaplıca ve içmelerin mevsimi 15 Mayıs – 15 Eylül arasıdır.
- Kaplıcalarda Tedavi Süresi (Kür): Gerekli faydayı sağlamak için 3 haftalık bir tedavi ve en az 21 banyo tavsiye edilir.
- Banyo zamani ve Süreler: Banyoya girmeden önce; küçük ve büyük abdest yapmak, banyoda hareketsiz durmak gerekir. Banyodan çıktıktan sonra da; kurulanılmaz, havlu veya bornoza sarılınır, ılık odada 1 saat kadar yatılır. Bu süre içinde, vücut terler. Sonra giyinilir ve 1 saat kadar daha aynı odada kalınır.
- Birinci Banyo; kahvaltıdan önce aç karnına veya kahvaltıdan 1 saat sonra,
- İkinci Banyo; akşam yemeğinden 2 saat önce alınması halinde azami derece fayda sağlanır.
- Banyoda kalma süresi: İlk gun 10 dakika; sonrakilerde ise, hastanın bünyesine ve hastalığa göre, 12-20 dakika arasındadır.
- İçme Kürü: Kronik hastalıklarda tavsiye edilir. Süresi 3-6 hafta olmalıdır. Birinci gün; aç karnına bir defada 6 su bardağı (1.5 litre); ondan sonraki günler; sabah, öğle ve akşam yemeklerinden yarım saat önce ikişer su bardağı içilir.
HASTALIKLAR
- Böbrek ve idrar yolları hastalıkları: Kronik ve odemsiz böbrek iltihabları, mesane iltihabı, idrar taşlarıyla ilgili hastalıklarda; karbonatlı, hidrokarbonatlı sulardan faydalanılır. Bu sularin prostata iyi geldiği tespit edilmiştir.
- Deri Hastalıkları: Bütün deri hastalıklarında; tuzlu, kükürtlü ve çamurlu sulardan faydalanılır.
- Hormonel hastalıklar: Bu hastalıklara, radio-aktiviteli sular iyi gelir.
- Göz Hastalıkları: Kükürtlü ve iyotlu sulardan faydalanılır.
Kadin hastalıkları: Bu konuda doktor tavsiyesi olmadan kaplıca tedavisi uygulanması doğru olmaz. Ateşli kadın hastalıklarında ve hamile kadınlarda kaplıca tedavisi son derece dikkatli ve mutlaka hekim gözetiminde yapılmasında fayda vardır. Bunların dışında Aybaşı bozuklukları, kronik rahim hastalıklarında; kükürtlü, çamurlu ve radio-aktiviteli sulardan faydalanılır. - Kalp ve kan dolaşımı hastalıkları: İleri derecede kalp, kan dolaşımı ve damar sertligi de kaplıca tedavisi uygulanmaz. Diğerleri için tuzlu, iyotlu ve radio-aktiviteli sulardan faydalanılır.
- Mide ve bağırsak hastalıkları: agir mide nezlesi, mide tümörü, sifilitik gastrit ve pilor daralmalarında kaplıcalardan faydalanılmaz. Kronik gastrit, kronik bağırsak nezlesi, bağırsak gazları, hazımsızlık ve kronik kabizlik larda ise; hidrokarbonatlı, sülfatlı sulardan faydalanılır.
- Romatizmal hastalıklar: Akut ve ateşli romatizmada, kaplıca tedavisi uygulanmaz. Kronik romatizmada ise; tuzlu, karbonatlı, sülfatlı, kükürtlü, radio-aktiviteli ve çamurlu sulardan faydalanılır.
- Safra kesesi ve Karaciğer hastalıkları: Safra kesesi, karaciğer, pankreas hastalıklarında; karbonatlı, hidrokarbonatlı ve sülfatlı sulardan faydalanılır. İleri safhadaki Siroz’da kullanılmaz.
- Sinir sistemi hastalıkları: Siyatik, lumbago, nevralji, nevrasteni, psikasteni ve nevroz gibi sinir hastalıklarında; tuzlu, çamurlu ve radio-aktiviteli sulardan faydalanılır.
- Solunum yolu hastalıkları: Astim, bronsit gibi solunum yolu hastalıklarında; tuzlu, iyotlu ve kükürtlü sulardan faydalanılır. İleri derecedeki verem, damar sertliği ve kalp hastalıklarında kullanılmaz.
- Şeker hastalığı: Sodyum bikarbonatlı sulardan faydalanılır
E Vitamini Hastalıklardan Koruyor
27 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Kategorilenmemiş
E Vitamini Hastalıklardan Koruyor
Uzmanlar, doğal ortamlarda yetişen bugday, princ mısır, marul, soya, havuç, biber, yerfıstığı, kabak çekirdeği, badem, susam, yeşil sebzelerde ve bitkisel yağlarda yoğun olarak bulunan E vitamininin virüslerden kaynaklanan hastalıklara karşı vücudun direncini yükselttiğini ve bağışıklık sistemini güçlendirdiğini belirtti. Uzmanlar, göz sağlığı için de büyük önem taşıyan E vitamininin, retina gelişimi için önemli rol oynadığını ve katarak yapıcı etkileri düşürdüğünü söyledi.
Kandaki E vitamininin oranının fazla düşük olmasının insanlarda kansere yakalanma oranının yüzde 50 artmasına neden olduğuna dikkat çeken uzmanlar, E vitamininin, vücudu akciğer, mide, kalın barsak ve prostat kanserlerinden koruma işlevine de sahip olduğunu savunuyor.
E vitamini günlük ihtiyacının 1-3 yaşlarda 6 miligram, 4-11 yaşlarda 7 miligram, 12-51+ yaş arası kadinlarda 8 miligram ve 12-51+ yaş arası erkeklerde 10 miligram olduğunu vurgulayan uzmanlar, aşırı tüketiminin baş ağrısı, hipertansiyon, bas agrisi, ishal, gaz ve bayılma gibi yan etkilere neden olabileceğini kaydetti.
İslamın Eğitim ve Öğretime verdiği önem
27 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Genel Kültür
İslam eğitim tarihini incelemeye başladığımızda ilk olarak eğitim mekanı olarak kullanılan mescitlerden söz etmek gerekmektedir. Öyle tahmin ediliyor ki mescitlerin kültür merkezi oluşundaki ana faktör İslam’ın ilk dönemlerinde yeni dini hüküm ve anlayışını açıklayan dini bir tedrisat olmuştur. Daha İslam’ın ilk asırlarında mescitlerin vazife anlayışı çok geniş tutulmaktadır. Onu ibadet yeri,ilim müessesi, ordu karargahı ve elçilerin kabul edildiği bir mekan olarak kabul etmişlerdir.
Peygamber efendimiz döneminde beri camiler mescitler bir eğitim mekanı olarak kullanılmıştır. İslamiyet’in doğurduğu yeni ilim, bünyesi itibariyle camiye bağlı idi. Kuran ezberlemek ve anlamak başta gelmekteydi. Ve buna hakiki bir Müslüman’ın ne şekilde davranması gerektiğini kati olarak tayih eden hadisler eklenmekteydi. Bu peygamberlerimizin ölümünden sonra da bu şekilde devam etmiştir. Talebelerden bazıları memleketleri dolaşarak hadis bilgilerini halka öğretti.
Bu faaliyet belli başlı İslam merkezlerinden bir alim zümresi oluşturmakla kalmayıp, aynı zamanda sistemli bir tedrisata yol açtı. Yeni ilimlerin, eskilere eklenmesine rağmen, cami başlıca tedris merkezi olmaya devam etti. Mesela I. Asırda Medine camiinde ilmiş bir meclisinden bahsedilmektedir. Yine Ömer Bin Abdülaziz tarafından Mısıra müftü olarak gönderilen yazıt b.Abihabib ilmi Mısıra tanıtan ilk zat olarak gösterilir. Arap dili tetkiklerinde camilerde hararetli bir eğitim konusu oldu. Zaten Araplarin eskiden beri belagata olan ilgisi bilinmektedir. Mesela Mısırdaki Amr Camii zamanla bir tedris merkezi haline gelmiştir. Ta başlangıçtan itibaren asırlar boyunca camilerin birer tedris müessesesi olduğunu alimlerin camilerde yatıp,kalka bildiklerini ve ayrıca Fatımîler zamaninda ,muhtemelen daha da önceleri alimlere evler tahsis edildiğini kati olarak söyleye biliriz. Özellikle Cuma namazları sonrasında toplanan halka dini ve dünyevi bilgiler verilmekteydi. Zamanla bilhassa kurulan devletlerin hükümet merkezlerinden İslam dini yayıldıkça mescit sayısı da artmıştır. Mesela halife El-Mansur döneminde cami hocaların ve talebelerine dikkatini çeken birer kıble gah olmuştur. El-Mansur camiinde ulemalara hadisleri yazmaları için yerler tahsis edilmiştir. Yine Şam camiinde öğrencilere dersler verilmekteydi. Bu cami garipler ve ilim taliplerinde geniş imkan sağlardı. Bu camide alimler ve talebeler için zaviyeler kuruldu ve bir vakıfa bağlandı. İmam şafi medresesi, mecidiye zaviyesi vb.. örnek olarak gösterilebilir. Burada tıp aruz astranomi vb.. üzerine dersler verilmekteydi.
Medreselerin temelini oluşturmuştur diyebileceğimiz mescitler zamanla yerini medreselere bırakmışlardır? Bunları maddelemek mümkündür:
- Düşündüğümüzde bir ibadet yeri olan mescitler hem dini bir amaçla hem de ders veren bir kurum olarak daha ne kadar özelliğini koruyabilirdi?
- Mescitlerde hocalarından ders alan talebelerin çıkardığı gürültü insanların namaz ve ibadetini gereği gibi eda etmelerini engelleyebilirdi.
- Zamanla ilmin ilerlemesi, yeni ilim dallarının ortaya çıkması mescitlerde sadece dini eğitim verilemeyeceğini ortaya koydu.
- Mescitlere eğitim amacıyla gelen ve hocalık yapan insanlara bir ücret ödenmiyordu. Bunlar orta halli insanlardı ve bir sanat dalıyla uğraşarak geçimlerini sağlıyorlardı. Bunlara belirli bir ücret temin edilmesi gerekliydi.
- İslam aleminde sunilerle, Şiiler arasında bir çekişme vardı ki bu devletler arasındaki siyasi çekişmelerde bile önemli etkendi. Aynı zamanda eğitim alinanda bu tür bir rekabet vardı.
Şimdi İslam aleminde medreselerin doğuşuna bakalım.
1055 tarihinde Selçuklular Bağdat’a girmişler ve buda Sünniliğin Şiiliğe karşı bir zaferi olarak kabul edilmiştir. Ve Selçuklu Büveyhilerin Şiiliği yaymak için kullandığı yolları tıkamanın en hayırlı yolunun da ilmi yaymak ve eğitime önem vermekten geçtiğine karar vermişlerdir.
Dârül-ilm adı verilen müesseseler Fatimi ülkelerinde Şiilerin propaganda merkezi olarak gelişirken, şarkta, aynı neviden Sünnî bir müessese olmak üzere, medrese meydana geldi. İşte medreseler bir anlamda da Sünniliğin Şiiliğe karşı savunulması amacıyla ortaya çıktı diyebiliriz.
Sünniliğin bilhassa şafi ve Hanefi mezheplerinin, kuvvetlenmesi ile şarkta kuvvetli Sünni temayülü birçok tedris müesseseleri kuruldu. Sünnilik, şarkta 4.asırda başka mezhepler ile mücadeleye girmek zorunda kaldı.
Müslüman tarihçiler mendereselerin tarihini yazmakta güçlük çekmektedir. Medreselerin ortaya çıkışı Alparslan ve Melikşah’a vezirlik yapan NizamülMülk’e bağlansa da El-Makrizi ve El-Suyûti, ondan önce medreseler bulunduğunu söylüyorlar. Fakat şu da kabul edilmelidir ki NizamülMülk’ün gayret ve heyecanı medrese için yeni bir gelişme devrinin başlangıcı olmuştur.
Fakat ondan önce tarihçilerin kaydettiği çeşitli medreseler vardır. Bilhassa camide de esaslı tedrisat yapılan Nişabur’da bu tür medreseler meydana geldi.
Burada meşhur 4 medrese olduğu bilinmektedir.
- El-Bayhakiya Medresesi
- Nişabur Valisi Nasr B.Sebüktegin tarafından kurulan medrese
- Abu Sa’d İsmail Al-Astarabadi’nin kurduğu medrese
- Ebu İshak El-İsfarani tarafından yaptırılan medrese
Bunlar kabul edilse de NizamülMülk İslam aleminde medreseler açısından bir dönüm noktasıdır. Onun kurduğu medrese tipi, yani talebeleri yedirip, içirip, barındıran mektep tipi ondan sonrada rağbet gördü ve birçok devlet tarafından örnek alındı. Eski camilerde de talebelerin yatıp kalktıkları odalar bulunduğuna göre, medrese ile cami(mescit) arasında pek fark yok denebilir. Ancak medreseler, özellikle talebelerin okuması, iskanı, eğitimi göz önünde tutularak yapılmıştır. Medrese(madrasa, madaris) bu vasfı ifade eder, bu İbranice ve aramice ile müşterek alan Arapça “darasa” kökünden gelmektedir.
Son derece heybetli olan Nizamiye Medreseleri zamanla her köy, kasaba ve şehirde boy göstermiştir. NizamülMülk’den sonrada Medrese kurma faaliyetleri duraklamadı. Medrese Irak’ta, Horasan’da, El-Cezire’de…vb, NizamülMülk devrinde veya ondan pek az bir zaman sonra gelişti. Sadece Nişabur’da, Bağdat’ta değil, Belh, Musul, heart ve Meru’da da medreseler kuruldu. Mesela Nureddin Zergi Şam’da medrese kuran ilk kişidir. V. asırda NizamülMülk’ün himmeti ile gelişen medreseler, şarkta daha uzun zaman devam etti. Şiraz’da ve İlhan’ın başlıca şehirlerinde de medreselerin mevcutları V. asırdan itibaren bu yarışa Irak ve Suriye’de katıldı. Medreseler bilhassa Şam’da çok gelişti. Özellikle Eyyubiler zamanında Mısırda inşa edilen dikkat çeker.
NizamülMülk’den sonra, medrese kurmakta en çok şöhret kazanan şahsiyet Selahaddin olmuştur. Selahaddin bu şöhreti Suriye, Filistin ve Mısır gibi İslam memleketlerinde inşa sahasında faaliyet göstermiş olmasından gelmektedir. Eyyubiler ve Memluklar döneminde de bu tür faaliyetler dikkat çeker. Kahine’de eski Fatımi sarayının zemini üzerinde, iki dizi halinde medreseler kurulmuştur. Anadolu’da medreseler Selçuklular zamanından kalmadır. Konya’da ki Sırçalı Medrese, Karatay Medresesi, İnce Minareli Medrese örnek olarak gösterilebilir. İbn Batuta’da Anadolu’nun her tarafında hatta küçük kasabalarda bile bu eğitim-öğretim kurumlarına rastlandığını not almıştır.
Medreselerin kuruluşu tarihteki devletler için ne kadar önemliyse de burada eğitim veren müderrislerde o kadar önemlidir. Çünkü Müslümanlar talebenin ilmi tek başına kitaplardan öğrenmesine şiddetle karşı çıkmışlardır. Nitekim şu sözlerle bunu ispatlamaktadır;
“Belanın en büyüğü sayfaları hoca edinmektir.”
“Üstadı olmayan kimsenin önderi şeytandır.”
Bundan başka bilgiye bir eğitim tekniğinde ilave edilmesi gerekmektedir. Bilgi öğretimi tek başına bir silah olarak kullanılamaz. Ayrıca talebe ve hoca arasında bire bir eğitimle sevgi ve saygı bağı kurma imkanı da elde edilebilir. İbn Haldun’a göre öğretim birmeslek ve sanattır. Fakat terbiyenin ilk olarak bir öğrenci için aileden başladığı da o dönemin alimleri tarafından inkâr edilmemiş, Aile ortamının bir çocuğu ilerdeki öğrenim farklı boyutlarda etkilediğini kabul etmişlerdir.
Öğretimin mescitlerde yapıldığı dönemlerde mescidin kapısı kendisini öğretmenlik yapma liyâkatına malik gören herkese açıktı. Fakat zamanla tam teşkilatlı ve kurumsal devletler ortaya çıkınca, hükümetler öğretime el atmış, öğretim müesseseleri bu hükümetler tarafından kurularak, buralara ücretli,müfredatı belli müderrisler tayin etmişlerdir. Öğretim kurumunda görevli olan hocalar gerek seviyelerine gerekse aldıkları ücretlere göre üç gruba ayrılmıştır.
1.Mektep Muallimleri: Bunlar içinde kendini gerçekten öğretime adamayan insanlar yüzünden muallimler kötü bir nam salmıştır. İbn Abdun bunların sadece Kuranı ezbere biliyor diye muallimler yapılmalarını kınamaktadır. Bunlarının çoğu cihad ve muharebeden kaçmak için bu mesleği seçmişlerdir. Ancak birkaçı yüzünden bütün muallimlerde kötülenemez. Fakat içlerinden bazıları muallimlerin itibarlarını öyle sarmışlardır ki zamanla onlar için “Sıbyan Muallimi” tabiri kullanılmıştır.
2.Müeddiblik: Devrin ilim, eden ve ahlakça mümtaz sayılacak şahsiyetlerinin yaptığı büyük ve önemli bir işti. Bu insanlar hükümdar çocuklarının eğitimi gibi önemli bir mevki kadar yükselebiliyorlardı. Yine daha öncesinde de halife ve ekâbir çocuklarının eğitimi ile ilgilenen insanlar için kullanılan bir terimdi.
3.mescit ve Medrese Müderrisliği: Bu gruba dahil muallimler aşırı derecede takdir ve hürmet görmüşlerdir. Tarihte onların değerini düşüren ve itibarını sarsan bir ifadeye rastlamak mümkün değildir. Zaten Medrese eğitim kadrosunda Müderris (profesöre), Muid (Asistana), Mufidler (Doçentlere) denk tutuluyordu.
Mesela Nizamiye Medreseleri, yüksek seviye de öğretim yapan müesseselerdir. Bu bakımdan müderrisleri de daima devrin seçkin alimleri ve büyük üstatları arasından seçilirdi. Bu medreselerden icazetname alabilmek bir talebe için büyük bir onurdu. Medreselerde görevli olanların mali durumlarına bakarsak ki, bu medreseler vakıflara bağlı bulunuyordu, mekteb muallimlerinin zümre arasındaki düşük içtimai seviyelerinden dolayı mali durumları da iyi değildi. müeddibler ise vezir ve vüzera taifesinin kendilerine hizmet karşılığı sağladıkları varlık ve dirlikle refah bir hayat sürmüşlerdir. Medrese Müderrisleri ki hiç şüphesiz tantanalı bir hayat sürmüşlerdir. Yüksek bir mali seviyeye ulaşmışlardır. Zaten devlet büyükleri müderrisleri himaye altina almaktaydılar. Bahşişler ve arkası tükenmez insanlar sayesinde muallim ve müeddiblere göre daha debdebeli bir hayat yaşamışlardır.
Bu eğitici kadrosu ve bunun dışında medresede çalışan diğer personel bu kurum vakıflara medrese çalışan diğer personelle bu kurum vakıflara bağlı olarak süregelmiştir. Tabi ki bu medreselerde öğrenciler için kalacak yer vb.. kurulduğu için burada çalışacak insanlarda ihtiyaç duyulmuştur. Mesela odalara kandil temini için uğraşan ve sırf bununla ilgilenen görevliler bulunmaktaydı. Talebelerin kendilerini sadece ilme vermeleri için her türlü imkan sağlanıyordu. Zaten medreselerinde yanına mutlaka bir kütüphane kurulurdu.
Talebeler mezun oldukları icazetname yani diploma alıyorlardı. Fakat İslam’ın ilk devirlerinde böyle bir tahsil diploması yoktu çünkü kurumsal anlamda işleyen bir eğitim-öğretim çarkı yoktu. Zamanla medreseler ortaya çıkınca eğitim ve öğretime hem hocalar hem talebeler için belirli kurallar getirildi. Aynı zamanda şu da söylenmeli ki İslam aleminde öğretim imkanı ve eğitimde fırsat eşitliği zengin olsun fakir olsun her öğrenciye sağlanmıştır.
Erkek öğrenciler için zengin olsun fakir olsun herkese öğretim eşitliği tanındığı gibi, kadin erkek ayrımı da yoktu. Müslüman kadınların bir çoğu fırsatını bulup değişik branşlarda derinlemesine bir kültür seviyesine ulaşmıştır. Bunlar içinde edebiyat, musiki vb.. sayılabileceği gibi dini konu ağırlıklı olarak da eğitim alanlar vardı. Peki İslam da tahsil yolu kadınlara bu denli açık olduğu halde bayan talebe erkeğe göre azdı. Müslüman talebeler arasında uzun yolculuklara çıkmak, feyz alabilmek için büyük alimler izlemek birçok güçlüğe göğüs germek, çetin hayat şartlarına dayanabilmek talebenin derecesini artırırdı. Ancak bir kadın için bu güçlüklere katlanabilmek çok zordu. Yinede Eş-Şeyha Şühde, Zeyneb Binti, Rabiatül Adeviyye, Harun Reşid’in eşi Zübeyde gibi gerçekten ilim mertebesine yükselmiş kadınlarda vardı. Ortaçağ Avrupa’sıyla karşılaştırıldığımızda gerçekten İslam dünyasında eğitim-öğretim alanında kadına tanınan fırsat eşitliği açıkça görülmektedir ki. Batıda o dönemde kadın her şeyden elini ayağını çekmiş, dünyaya kapalı olarak yaşayan ve II. Sınıf insan muamelesi gören kişi durumundaydı.
Şimdi de ilk İslam devletleri ve Atabeylikler döneminde eğitime bakış acısı nasıldı bunu görelim. Karahanlı ve Gazneli gibi Müslüman Türk devletlerinde atabey gibi bir unvan veya bununla ilgili olarak bir müessesenin varlığı hakkında bilgi yoktur. Selçuklularda da Atabey unvanını ilk kez vezir NizamülMülk almıştır. B. Selçuklunun yıkılışından sonra Atabeylik devam etmiştir. Irak Selçukluları, Musul Atabeyliği, Dımaşık Atabeyliği….vb. Bu müesseseyi devam ettiren diğer bir Türk Devleti de Anadolu Selçuklularıdır. Ak Koyunlular, Saf eviler, Eyyubi ve Memluklar dede bu müesseseye rastlamaktayız.
Mesela ilk Türk İslam devletlerinden Karahanlılar(840-1212) Doğu ve Batı Türkistan’da egemenlik kurmuş olan Karahanlılar aynı zamanda İslam dinini kabul eden ilk Türk Hanedanıdır. Daha çok Türk tarihinde kültür alanında bıraktıkları yapıtlarla anılırlar. Bunların başında Kaşgarlı Mahmud’un Divan-ı Lügat-ı Türk’ü gelmektedir. Bu eser Türk dillerinin bir ansiklopedisi görünümündedir. Yine Yusuf Has Hacib’in Kudatgu Biliğide önemli eserlerdendir. Türk dilinin bilinmeyen en eski yazılı yapıtları olan bu ürünler o dönemin Türk dünyasını tarih, coğrafya, toplumsal yapı, dil ve daha bir çok bakımdan aydınlatan bilgilerle doludur. Dünyada burslu öğrencilik sistemi ilk kez Karahanlılar Semer kant Medresesinde uygulanmıştır. Yine mimaride ilk İslami Türk yapıtlarını sergilerler

