Benzinede Zam…!
02 Ocak 2010 Yazan admin
Kategori Kategorilenmemiş
İstanbul’da dün 3,40 liraya satılan 95 oktan kurşunsuz benzin yeni yılda 3,63 liradan satılmaya başlandı. 20 kuruşluk zamma firmalar 3 kuruş koyunca araç sahipleri 23 kuruşluk zam ile yeni yıla uyandı. 2,80 liraya satılan motorin ise 2,98 liraya, kırsal motorin 2,87 liraya çıktı.Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararlı vergi zamları bugünden itibaren uygulanmaya başladı. İzmir’de ise benzin 3,64 liradan, motorin 2,97 liraya satılıyor. Kırsal motorin 2,88 liradan alıcı buluyor. Ankara’da ise 3,65 liraya çıkan benzinin litre fiyatına motorin yetişiyor. Ankara’da motorin 3,02 liraya satılırken, kırsal motorin 2,92 liraya satılıyor.
Kanser Nedir?
28 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Kategorilenmemiş
Kanser, DNA’nın hasarı ile hücrelerin programdan çıkması sonucu hücrelerin kontrolsüz bir şekide veya anormal bi şekilde büyümesi ve çogalmsı sonucu oluşan genetik bir hastaliktir.Günde vücudumuzda(DAN’da) yaklaşik 10 bin mutasyon olmaktadır ama kanser olmadıgımızın sebebi ise immün sistemimizin her milisaniyede vücudumuzun taraması ve kanserli hücreleri yok etmesidir…
Kanser vücut hücrelerinin kontrolsüz şekilde üreyerek komşu dokuları işgal etmesi (invazyon) veya kaynağını aldığı organdan daha uzak bir yere kan-lenf yoluyla yayılması (metastaz) ile oluşan bir hastalıktır. Hücreler DNA replikasyonları esnasında meydana gelen bozulmalar nedeniyle yapı değiştitirler. Normal vucut hücre ve dokuları, orijinal büyüklük ve yapılarını korurken kanser hücreleri saldırgan bir tablo çizerler.
Kanser potansiyeli olan hücrelerin en önemli özelliği “onkogen” içermesi yani bulunduğu dokudan tamamen farklı bir yeni bir hücre olacak şekilde bozulma potansiyeli olmasıdır. Bu hücreler kanser dönüşümünü tamamladığında, alınan patoloji örneklerinde bu hücrelerin kökenini tanımlamak neredeyse imkansızdır.
Bir kanser hücresi oluştuğunda vücudun bağışıklık sistemi bu yabancı hücreyi tanır ve parçalar. Bu sayede vücutta oluşan binlerce kanser hücresi bağışıklık sistemi tarafından yok edilir. Her hücrede, onkogenlerin aktivasyonunu baskılayan antionkogenler (Tümör Baskılayıcı Gen) bulunmaktadır. Antionkogenlerin kaybolması veya inaktive olması durumunda onkogen aktivitesine izin verilmiş olur. Bunu da kanserin oluşumu izler. Vucutta mutasyona uğrayan hücrelerin ancak çok küçük bir kısmı kansere yol açar. Bunun bir çok nedeni vardır:
*Mutasyon gösteren hücrelerin yaşama kabiliyetleri normal hücrelere göre daha azdır. bu yüzden ölürler.
*Mutasyon gösteren hücrelerin pek çoğunda bile hala aşırı büyümeyi önleyen normal feedback kontrol mekanizması (”Tümör baskılayıcı genler”) bulunur. Bu yüzden hayatta kalabilen mutant hücrelerin çok azı kanserli hücreye dönüşür.
*Sıklıkla, kanser potansiyeli taşıyan bu hücreler büyüyüp kanser oluşturmadan önce vucudun bağışıklık sistemi tarafından yok edilirler.
Bu olay ise şöyle açıklanmaktadır:
Mutant hücrelerin çoğu değişikliğe uğramış genleri nedeniyle kendi içlerinde anormal protein oluştururlar..Bu anormal proteinler vucudun bağışıklık sistemini uyararak antikor yapımına veya kanserli hücreye karşı duyarlılık kazanmış lenfositlerin oluşmasına neden olarak kanserli hücrenin yok edilmesini sağlarlar. ( Bu olayı destekleyen bir gerçek de organ trasnplantasyonu nedeniyle immünsupresif tedavi gören hastalarda kanser riskinin beş kat artmasıdır.
Bağışıklık sisteminin etkinliğini bozan durumlar kanseri hazırlayıcı etmenler (predispozan) olarak bilinir. Bağışıklık sistemi tarafından yok edilemiş olan bu hücreler konrolsüz biçimde üreyerek bulundukları dokuyu işgal ederler. Sadece o dokuyla sınırlı kalmayıp komşu dokulara da yayılırlar(invazyon). Kan ve lenf dolaşımı yoluyla vucudun ilgisiz bölgelerine de taşınabilirler. (metastaz)
Kanser başlangıcı olan alanda enönemli özellik kitlenin çevre dokulara girift, yapışık olmasıdır. İyi huylu (benign) tümörler genellikle sınırları belirgin kitlelerdir. Ancak kötü huylu (malign) tümörler sınırları belirsiz ve çevre dokuya sıkıca yapışık halde bulunurlar. İlke evrelerde genellikle ağrısızdırlar.
Kanser oluştuğu yani köken aldığı dokuya göre isimlendirilir.
Kanser hücreleri civarlarındaki dokulara ulaşarak, kandolaşımı, lenf sistemi ya da vücut boşlukları ve yüzeyleri yollarıyla vücudun diğer taraflarına yayılırlar. Buna metastaz denir.
Vücudumuzda kontrolsuz olarak büyüyen kötü huylu tümörlere kanser denir. Kanserler iyi huylu ve kötü huylu olmak üzere iki kısma ayrılır. Kötü huylu tümörler başka dokulara ve organlara yayılma özelliği gösterirler.
NÜKLEOPLASTİ
27 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Kategorilenmemiş, Saglik
nükleoplasti
Time Dergisi’nin son sayısındaki habere göre ABD’de yetişkinlerin yüzde 80′i yaşamlarının bir bölümünde bel ağrısı çekiyor. Araştırmalara göre bel ağrıları soğuk algınlığından sonra en fazla işgücü kaybına neden olan hastalık. Bel hastalıklarının büyük bir bölümünden fizik tedavi ya da reçetesiz satılan ilaçlarla kurtulmak mümkün. Ama bazı hastalar için her şey bu kadar kolay değil. Ancak “Nükleoplasti” yöntemi, her yola başvurmalarına rağmen çözüm bulamayan bel hastalarının imdadına yetişiyor. Nükleoplasti, minimal “disk herniasyonu” olan, yani disk kaymasının tehlikeli boyutlara ulaşmadığı hastalara uygulanabiliyor.
Bel fıtıkları, omuriliğin esnemesini sağlayan jelimsi maddenin dışarı çıkarak sinirlere baskı uygulamasından kaynaklanıyor. Nükleoplasti, sinirler üzerindeki bu baskının kaldırılmasını sağlıyor. Bu tedavi yönteminde hastaya lokal anestezi yapılıyor ve az miktarda sakinleştirici veriliyor. Bir iğneyle sorunlu diske ulaşılıyor. İğneye X-ray ışınları yol gösteriyor. İğneye tutturulmuş, çubuğa benzer bir cihazla sinirlere baskı yapan, dışarı taşmış jelimsi maddeye ışın veriliyor. Bu ışınlar jelimsi maddeyi ısıtıp buharlaştırıyor. Operasyondan sonra hastalar bir hafta içinde güç kazanabilmek için fizik tedavi programına başlayabiliyorlar.
California’daki Standford Omurilik Merkezi baskani Dr. Yung Chen’e göre ABD’de şimdiye kadar 2.500 hastaya bu yöntem uygulandı. 5 ila 7 bin dolara mal olan operasyonlarda yüzde 70 başarı sağlandı. Buna rağmen Dr. Chen’e göre, nükleoplasti tamamen risksiz bir yöntem değil. Bu yöntemin uygulandığı hastalarda nadiren de olsa kanama, enfeksiyon ve sinir tahribi gibi komplikasyonlar görülebiliyor. Ancak bu yöntemin bel fitigi ameliyatlarından daha sorunsuz olduğuna dikkat çekiliyor.
DÜNYADA DA YAPILIYOR
Disk nükleoplasti işlemi, dünyada yaklaşık 4 yıldır uygulanıyor. Amerika’da şimdiye dek 20 bin hasta bu yöntemle başarıyla tedavi edildi. Türkiye’de ise ilk kez iki yil önce 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yapılmaya başlanan uygulama ile yaklaşık bin hasta tedavi edildi. İstanbul’da sadece Koşuyolu Hastanesi’nde yapılan ve geçtiğimiz hafta uygulanmaya başlanan yöntemden şimdilik 5 hasta yararlandı. Ancak saglik güvencesi olan her hastanın tedavi edildiği Koşuyolu Hastanesi’nde, operasyon için şimdiden onlarca hasta sırada bekliyor
Aşırı Sıcak Kalp Hastalarının Düşmanıdır
27 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Kategorilenmemiş, Saglik
Aşırı Sıcak Kalp Hastalarının Düşmanıdır
Kalp krizini “Kalp krizi, kalp kasını besleyen kroner damarların tamamen tıkanması ve bu tıkanıklığın belli bir süre sürmesi sonucu kalp kasının bir kısmının ölmesidir” diye tarif eden Dr. Kulan, ailesinde kalp krizi geçiren ve şeker, tansiyon, kolesterol yüksekliği problemleri bulunan fazla kilolu, sigara içen insanlarda kalp hastalığının daha sık görüldüğünü söyledi.
Yoğun iş temposu içinde olup kendine vakit ayırmayan insanların kalp hastası olma riskinin yüksek olduğunu belirten Dr. Kulan, “Özellikle yoğun iş temposunun yanında düzensiz yemek yiyen, egzersiz yapamayan, kilosuna dikkat etmeyen, sigara içenlerin kalp hastası olma riski fazladır. Göğsün orta yerinde baskı veya basınçlı şekilde ağrı varsa, özellikle bu ağrı yokuş çıkarken başlayıp kişi dinlendiğinde geçiyorsa, ilk aşamada kalp hastalığı düşünülmelidir. Kalp krizi, kişi hiç hareket etmediği halde, çok şiddetli ağrının başlamasıyla ortaya çıkar. Beraberinde nefes darlığı, sol kol ağrısı, soğuk terleme ve bulantı da görülebilir” diye konuştu.
Dr. Kulan, kalp hastalarının öncelikle kilo almaması gerektiğine dikkat çekerek, “Kroner hastalığı olan, kalp krizi geçirmiş insanlar kolesterolden zengin yiyeceklerden kaçınmalıdır. Katı yağlar, kırmızı etli yiyecekler, yumurta sarısı ve yağlı süt, yogurt peynir gibi yiyecekler kolesterol bakımından zengindir, dikkat edilmelidir. Yüksek tempoda yürüyüş, yüzmek, bisiklete binmek, koşmak idealdir” şeklinde konuştu.
Kalp krizi geçiren hastaların cinsel yaşamlarıyla ilgili bilgi veren Dr. Kulan, “Cinsel aktiviteyi, yoğun ani fiziksel hareket gibi düşünmek gerekir. Kalp krizi sonları hastaların bu tip eforlu aktiviteleri yapıp yapamayacağını anlatmak için belli testler uygulanır. Hatta gerekirse anjiyokrafi balon işlemi, by-pass ameliyatıyla tedavi edilerek bu tip egzersizlerin güvenli yapılması sağlanır” dedi.
E Vitamini Hastalıklardan Koruyor
27 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Kategorilenmemiş
E Vitamini Hastalıklardan Koruyor
Uzmanlar, doğal ortamlarda yetişen bugday, princ mısır, marul, soya, havuç, biber, yerfıstığı, kabak çekirdeği, badem, susam, yeşil sebzelerde ve bitkisel yağlarda yoğun olarak bulunan E vitamininin virüslerden kaynaklanan hastalıklara karşı vücudun direncini yükselttiğini ve bağışıklık sistemini güçlendirdiğini belirtti. Uzmanlar, göz sağlığı için de büyük önem taşıyan E vitamininin, retina gelişimi için önemli rol oynadığını ve katarak yapıcı etkileri düşürdüğünü söyledi.
Kandaki E vitamininin oranının fazla düşük olmasının insanlarda kansere yakalanma oranının yüzde 50 artmasına neden olduğuna dikkat çeken uzmanlar, E vitamininin, vücudu akciğer, mide, kalın barsak ve prostat kanserlerinden koruma işlevine de sahip olduğunu savunuyor.
E vitamini günlük ihtiyacının 1-3 yaşlarda 6 miligram, 4-11 yaşlarda 7 miligram, 12-51+ yaş arası kadinlarda 8 miligram ve 12-51+ yaş arası erkeklerde 10 miligram olduğunu vurgulayan uzmanlar, aşırı tüketiminin baş ağrısı, hipertansiyon, bas agrisi, ishal, gaz ve bayılma gibi yan etkilere neden olabileceğini kaydetti.
Perovskit
27 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Kategorilenmemiş
Perovskit, gezegenimizin toplam kütlesinin yarısını oluşturduğu tahmin ediliyor. Perovskit; magnezyum silikon ve oksijenden oluşan bir mineraldir. Perovskit, gezegenimizin toplam kütlesinin yarısını oluşturuyor.
Dünya’nın katmanlarından manto, büyük ölçüde bu maddeden oluşur; ya da bilimciler öyle tahmin etmektedirler: Şu ana kadar hiç kimse bu bölgeden bir numune alıp bu tahmini kanıtlamamıştır.
Perovskitler, adını 1839′da Rus mineralog Count Lev Perovski’de alan bir mineral ailesidir. Perovskitler, süper iletkenlik (normal sıcaklıklarda direnç olmadan elekrigi iletebilen bir madde) araştırmalarında aranan şey olduklarını kanıtlayabilir.
Bu, “yüzen” trenleri ve hayal edilemeyecek hızdaki bilgisayarları gerçek kılabilir. Şu anda süper iletkenler sadece çok düşük sıcaklıklarda (şu ana kadar kaydedilen en yüksek sicaklik-135°C) çalışıyor; bu da bunların kullanışsız olmasına neden oluyor.
Mantonun, perovskitin yanı sıra magnezyum-vustitten (göktaşlarında da bulunan bir tür magnezyum oksit) ve az miktarda şistovitten (bu maddenin adı, Moskova Üniversitesi’nde yüksek lisans öğrencisi olan ve laboratuarında 1959′da silikon oksidin yüksek basinc altındaki yeni bir biçimini oluş-turan Lev Shistov’dan gelmektedir) oluştuğu düşünülmektedir.
Manto, yerkabuğu ile çekirdek arasında bulunur Genel olarak mantonun katı olduğu varsayılır, ama bazı bilimciler bunun çok yavaş hareket eden bir sivi olduğunu düşünür. Bütün bunları nereden biliyoruz? Volkanlardan püsküren kayalar bile yer yüzeyinin altındaki ilk 200 km’den gelir ve alt manto 660. km’de başlar. Sismik dalgaların titreşimlerini aşağıya doğru gönderip bunların karşılaştıkları direnci ölçerek, Dünya’nın iç kesiminin hem yoğunluğu hem de sicakligi tahmin edilebiliyor. Bu tahminler daha sonra, yerkabuğundan ve göktaşlarından örneklerine sahip olduğumuz minerallerin yapısı hakkında ve bu minerallere yoğun isi ve yüksek basınç altında ne olduğu konusunda bildiğimiz şeylerle karşılaştırılabiliyor. Ama bilimdeki birçok şey gibi, bu da aslında bilgiye dayalı bir tahminden başka bir şey değil.
Aziz NESİN
25 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Kategorilenmemiş, Siir
Aziz Nesin
Aziz Nesin, 1915′de İstanbul’da doğdu. İki yıl Darüşşafaka Lisesi’nde okuduktan sonra 1935′te Kuleli Askeri Lisesi’ni, 1937′de Harp Okulu’nu, 1939′da Askeri Fen Okulu’nu bitirdi. 1944′te üsteğmen rütbesindeyken ordudan çıkarıldı. Yedigün, Karagöz, Tan gazete ve dergilerinde çalıştı. 1946′da Markopaşa adlı gülmece dergisi büyük ilgi topladı. Sık sık kapatılan derginin yayımını Merhumpaşa, Malumpaşa gibi adlarla 1950′ye kadar sürdürdü. Bir süre kitapçılık ve fotoğrafçılık yaptı.1954′te yeniden yazarlığa döndü, çeşitli dergi ve gazetelerde yazdı. 1962′de Zübük adlı gülmece dergisini yayımladı.
1972′de yapıtlarının gelirini kimsesiz ve yoksul çocukları yetiştirmek amacıyla kurduğu Nesin Vakfı’na bağışladı.79-89 arasında Türkiye Yazarlar Sendikası’nın başkanlığını yürüttü. Edebiyata şiir ve öyküyle başlayan Nesin, daha sonra gülmece türüne yöneldi. Geleneksel gülmeceye çağdaş bir boyut kazandıran gülmece öyküleri ve romanlarında gerçekçi bir bakış açısıyla Türkiye’nin toplumsal yapısını yansıtmaya çalıştı. Yalın, sürükleyici anlatımı, geniş halk kitlelerince benimsendi.
Aziz Nesin oyunlar da yazdı. Biraz Gelir misiniz? Bi Şey Yap, Met, Çiçu oyunlarından bazılarıdır. İt Kuyruğu, Fil Hamdi, Kazan Töreni gibi öykü kitaplarının yanısıra, Zübük, Şimdiki Çocuklar Harika, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz gibi romanları sayılabilir. Ülkemizde yapıtlarıyla Karacan Armağanı (1969), Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü (1970), Madaralı Roman Ödülü (1979) alan Nesin’in yapıtları birçok yabancı dile çevrildi. Yurtdışında da Altın Palmiye(İtalya), Altın Kirpi(Bulgaristan), Krokodil (SSCB), Lotus (Asya_Afrika Yazarlar Birliği), Hitar Petar(Bulgaristan) ödüllerini aldı. Aziz Nesin 1995 yılında aramızdan ayrıldı.
ŞİİRLERİNDEN BİR KAÇI
67.Yaş
Benim doğduğum gün
Günler uzamaya başlar
Öyle bir öleceğim ki
Geceler uzamaya başlayacak
Acılı Gecenin Bitiminde
Yaşadığımı işitmek istiyorum
Bir ses uzaktan yakından ya da içimden
Düşen yaprak örneğin
Kağıt hışırtısı olsun
Ya da eski tahtaları içten kemiren bir kurdun çıtırtısı
Bir inilti derinden
Damlayan su
Bir elektrik düğmesi çıt diye
Çok uzaklardan yankılanan duyulur duyulmaz
İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm
Her ne olursa olsun bir ses
Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı
Yaşadığımı görmek istiyorum
Bir ışık uzaktan yakından ya da içimden
Sesindeki pırıltıya
Gözündeki ışıltıya benzer
Bir kibrit çakımı
Bir yanıp sönse yeter
Sabahın yağan toz mavisi göğsünde çıplak
Ya da gün batımı pembesi dudak
Bir yıldırım hızında çizilsin
Bir şimşekçe yazılsın karanlığım
Bir fener ki uzaklığı bilinmeyen
Bir yıldız parlayıp sönen
Dişlerinin aydınlığını
İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm
Her ne olursa olsun bir ışık
Yemek masası hazırlama
24 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Kategorilenmemiş
Ziyafet sofraları, ziyafet masası hazırlamak zor bir iştir.Neyi nereye koyacağını şaşırır insan.Ancak zevkli yanları da vardır tabiki.Evinizdeki imkanlarla çok şık masalar hazırlayabilir,konuklarınızı kendinize hayran bırakabilirsiniz. Masaya pastel rengi keten, beyaz keten, nakışlı keten veya dantel örtü konmalıdır. Fazla alacalı ve karışık desenli örtüler ağır davetler için uygun değildir. Masaya konan örtü misafirinizin kucağına kadar inmemelidir. Masa’da “uyum” çok önemlidir. Yemek takımları, bardaklar, örtü ve diğer gereçler “uyum” içinde olmalıdır. Uyum sofranın ortasına yerleştirilecek bir çiçek veya şamdanla daha da çarpıcı bir hale getirilir. Burada, seçilecek çiçekler bile mümkünse yemek takımlarınızla ve masa
örtüsüyle uyum içinde olmalıdır. Bir renk armonisi yaratmak özenle hazırladığınız bu daveti daha da hatırda kalıcı yapacaktır Vereceğiniz menüye uygun olarak tabakları yerleştirmelisiniz. Şayet; menüde çorba yer alıyorsa, o takdirde düz yemek tabaklarının üzerinde çorba tabakları yer almalıdır. Eğer çorba menüde yer almıyorsa o takdirde ordövr servisi için düz ve büyük tabaklar yerleştirilmelidir. Tabakların yerleştirilmesi menüdeki düzenlemeyle paraleldir.
Sofranızı hazırlarken “peçeteler” özenle katlanmalı ve yerleştirilmelidir. Değişik şekillerde katlanan peçeteler, isteğinize göre yemek takımlarınıza uygun halka biçimde bir peçetelik arasına konarak da sofralarda yerini alabilir.
Sofrada neyi nereye koyacağınıza karar veremediyseniz, turizmci olarak size yardımcı olabilirim:
Yemek çatalı: Tabağın solunda. Yemek bıçağı: Tabağın sağında.kadinca.net
Yemek kaşığı: Tabağın sağında, bıçağın dışında.
Balık çatalı: Tabağın solunda, çatalın dışında.
Balık bıçağı: Tabağın sağında, yemek bıçağı dışında.
Meze çatalı: Tabağın solunda, diğer çatalların dışında.
Meze kaşığı: Tabağın ön kısmında.
Çerez ve pasta çatalı: Tabağın ön kısmında, sapı sola doğru.
Çerez ve pasta bıçağı: Tabağın ön kısmında, keskin tarafı tabağa, sapı sağa doğru. Çatalın yanında.
Su bardağı: Tabağın sol ön kısmında
Tuz, biberlik: İki servis tabağı arasında
Yağ, sirke: Sofranın ortasına yakın
Hardal ve diğer soslar: Yağ ile sirkeye yakın.kadinca.net
Salata tabağı: Servis tabağının sol ilerisinde
Meyva tabağı: Ortada
Ekmek tabağı: Ortada
Çiçek tanzimleri: Masanın ortasında
Peçete: Servis tabağının solunda
Edirne
22 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Kategorilenmemiş
GENEL BİLGİLER
Yüzölçümü : 6.276 km²
Nüfus : 40.599 (1990)
İl Trafik No : 22
Türkiye ile Yunanistan arasındaki Tekirdağ’ın kuzeyinde yer alan Edirne yıllar boyu Osmanlı başkenti, 18 inci yüzyılda ise Avrupa’nın en büyük yedi şehrinden biri olmuştur.100 yıl kadar bir süre Osmanlı İmparatorluğunun başkenti olması buradaki tarihi ve mimari açıdan önemli yapıların sebebidir. Edirne, camileri, dini kompleksleri, köprüleri, eski pazar yerleri, kervansarayları ve saraylarıyla yaşayan bir müzedir.
İLÇELER
Edirne ilinin ilçeleri; Enez, Havsa, İpsala, Keşan, Lalapaşa, Meriç, Süloğlu ve Uzunköprü’dür.
Havsa: Havsa, Edirne’nin kuzey yarısında ve Lalapaşa yaylası üzerindedir. Havsa’ya Hafsa Hatun bir han, Sadrazam Sokollu Mehmet Paşa bir külliye ve zamanın defterdarı (Maliye Bakanı) bir cami yaptırmıştır. Çok işlevli yapı topluluğu olan külliye, Mimar Sinan’ın eseridir.
İpsala: İpsala, Edirne’nin güney yarısında yer alır. Ayakta kalmış olan Osmanlı yapısı, Alaca Mustafa Paşa Camii’dir. Tek kubbeli ve tek minarelidir. Tahta işçiliği bakımından sanat değeri taşır.
Keşan: İlçe, Edirne’nin güney yarısındadır. Tarihsel değer taşıyan yapıları, Hersekzade Ahmet Paşa Cami ile İbrice-Keşan kervan yolu üstündeki üç taş köprüdür. Uzunkum adlı alçak kıyı, deniz turizmi bakımından elverişlidir. Düzgün yolları ve turistik işletme belgeli konaklama yerleri bulunan ilçe, Edirne’nin turistik yerlerindendir. İlçenin iç turizm bakımından önemli olayı, panayırı ile Hıdırellez’de yapılan dallık adlı bahar şenliğidir.
Lalapaşa: İlçe Edirne’nin kuzey yarısındadır. İlçedeki en önemli tarihsel eserler, taş devrinden kalma türbe ve tapınaklardır. Bu türbelere, Tablataş, Kapaklıkaya, Perikızı Evi (dolmen) denir. Tapınma yerleri ise Ulutaş (menhir) adını taşır. Bunlar, dünyada benzeri az bulunan eserlerdir. Sinanköy’deki kale ören durumundadır.
Meriç: İlçe, Edirne’nin orta kısmında ve Lalapaşa Yaylasının güney batı köşesindedir. İç turizm bakımından önemli olayları, Beyköy dallığı ve Mayalar adıyla anılan ilkbahar şenlikleridir.
Süloğlu: Edirne’nin kuzey yarısında ve Lalapaşa Yaylası üstündedir. Baraj gölü çevresi bir piknik yeri olarak ilgi çeker.
Uzunköprü: İlçe Edirne’ nin orta kısmında ve Trakya Yontukdüzü üstündedir. En ünlü tarihi yapısı, Mimar Muslihiddin’in eseri olan Ergene Köprüsüdür. Uzunluğu 1200 metreyi, kemer sayısı 170′i geçer. Diğer önemli yapılar, II. Murat Külliyesi’nin tek minareli ve çatılı Muradiye Camii, II. Bayezit zamanında Mimar Hayreddin’in yaptığı Halise Hatun Camii, külliyenin bir vakfı olan Çifte Hamam, köprüye eklenmiş çeşmelerdir. Köprünün kentten yana ucuna, İkinci Meşrutiyet döneminde eklenen, Hürriyet Çeşmesi adıyla anılır. Daha eski öteki tarihi çeşmeler Gazi Mahmut (Belediye parkı), Halise Hatun (Hacı İbrahim Ağa ya da Tosbağacı) çeşmeleriyle Telli Çeşme’dir. Önemli iç turizm olayları, Bülbül Deresi’nde yapılan Dallık adlı bahar şenliği, av partileri ve panayırdır.
Aşık Veysel Şatıroğlu (1894-1973)
22 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Kategorilenmemiş
Aşık Veysel Şatıroğlu (1894-1973)

