<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tacsohbet.Com &#187; Kategorilenmemiş</title>
	<atom:link href="http://www.tacsohbet.com/category/kategorisiz/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tacsohbet.com</link>
	<description>Sohbet, Kolay Sohbet, Chat yap, Sohbete baglan  Sohbet et, Star Sohbet, Kaliteli Sohbet, Geyik Chat Guzel cet ama hepside Seviyeli</description>
	<lastBuildDate>Thu, 20 May 2010 17:43:31 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Benzinede Zam&#8230;!</title>
		<link>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/benzinede-zam.html</link>
		<comments>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/benzinede-zam.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Jan 2010 11:10:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tacsohbet.com/?p=453</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul&#8217;da dün 3,40 liraya satılan 95 oktan kurşunsuz benzin yeni yılda 3,63 liradan satılmaya başlandı. 20 kuruşluk zamma firmalar 3 kuruş koyunca araç sahipleri 23 kuruşluk zam ile yeni yıla uyandı. 2,80 liraya satılan motorin ise 2,98 liraya, kırsal motorin 2,87 liraya çıktı.Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararlı vergi zamları bugünden itibaren uygulanmaya başladı. İzmir&#8217;de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul&#8217;da dün 3,40 liraya satılan 95 oktan kurşunsuz benzin yeni yılda 3,63 liradan satılmaya başlandı. 20 kuruşluk zamma firmalar 3 kuruş koyunca araç sahipleri 23 kuruşluk zam ile yeni yıla uyandı. 2,80 liraya satılan motorin ise 2,98 liraya, kırsal motorin 2,87 liraya çıktı.Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararlı vergi zamları bugünden itibaren uygulanmaya başladı. İzmir&#8217;de ise benzin 3,64 liradan, motorin 2,97 liraya satılıyor. Kırsal motorin 2,88 liradan alıcı buluyor. Ankara&#8217;da ise 3,65 liraya çıkan benzinin litre fiyatına motorin yetişiyor. Ankara&#8217;da motorin 3,02 liraya satılırken, kırsal motorin 2,92 liraya satılıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/benzinede-zam.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kanser Nedir?</title>
		<link>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/kanser-nedir.html</link>
		<comments>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/kanser-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2009 20:59:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Saglik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tacsohbet.com/?p=363</guid>
		<description><![CDATA[Kanser, DNA&#8217;nın hasarı ile hücrelerin programdan çıkması sonucu hücrelerin kontrolsüz bir şekide veya anormal bi şekilde büyümesi ve çogalmsı sonucu oluşan genetik bir hastaliktir.Günde vücudumuzda(DAN&#8217;da) yaklaşik 10 bin mutasyon olmaktadır ama kanser olmadıgımızın sebebi ise immün sistemimizin her milisaniyede vücudumuzun taraması ve kanserli hücreleri yok etmesidir&#8230;
Kanser vücut hücrelerinin kontrolsüz şekilde üreyerek komşu dokuları işgal etmesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser</strong>, DNA&#8217;nın hasarı ile hücrelerin programdan çıkması sonucu hücrelerin kontrolsüz bir şekide veya anormal bi şekilde büyümesi ve çogalmsı sonucu oluşan genetik bir hastaliktir.Günde vücudumuzda(DAN&#8217;da) yaklaşik 10 bin mutasyon olmaktadır ama kanser olmadıgımızın sebebi ise immün sistemimizin her milisaniyede vücudumuzun taraması ve kanserli hücreleri yok etmesidir&#8230;</p>
<p>Kanser vücut hücrelerinin kontrolsüz şekilde üreyerek komşu dokuları işgal etmesi (invazyon) veya kaynağını aldığı organdan daha uzak bir yere kan-lenf yoluyla yayılması (metastaz) ile oluşan bir hastalıktır. Hücreler DNA replikasyonları esnasında meydana gelen bozulmalar nedeniyle yapı değiştitirler. Normal vucut hücre ve dokuları, orijinal büyüklük ve yapılarını korurken <strong class="selflink">kanser</strong> hücreleri saldırgan bir tablo çizerler.</p>
<p>Kanser potansiyeli olan hücrelerin en önemli özelliği &#8220;onkogen&#8221; içermesi yani bulunduğu dokudan tamamen farklı bir yeni bir hücre olacak şekilde bozulma potansiyeli olmasıdır. Bu hücreler kanser dönüşümünü tamamladığında, alınan patoloji örneklerinde bu hücrelerin kökenini tanımlamak neredeyse imkansızdır.</p>
<p>Bir kanser hücresi oluştuğunda vücudun bağışıklık sistemi bu yabancı hücreyi tanır ve parçalar. Bu sayede vücutta oluşan binlerce kanser hücresi bağışıklık sistemi tarafından yok edilir. Her hücrede, onkogenlerin aktivasyonunu baskılayan antionkogenler (Tümör Baskılayıcı Gen) bulunmaktadır. Antionkogenlerin kaybolması veya inaktive olması durumunda onkogen aktivitesine izin verilmiş olur. Bunu da kanserin oluşumu izler. Vucutta mutasyona uğrayan hücrelerin ancak çok küçük bir kısmı kansere yol açar. Bunun bir çok nedeni vardır:</p>
<p>*Mutasyon gösteren hücrelerin yaşama kabiliyetleri normal hücrelere göre daha azdır. bu yüzden ölürler.</p>
<p>*Mutasyon gösteren hücrelerin pek çoğunda bile hala aşırı büyümeyi önleyen normal feedback kontrol mekanizması (&#8221;Tümör baskılayıcı genler&#8221;) bulunur. Bu yüzden hayatta kalabilen mutant hücrelerin çok azı kanserli hücreye dönüşür.</p>
<p>*Sıklıkla, kanser potansiyeli taşıyan bu hücreler büyüyüp kanser oluşturmadan önce vucudun bağışıklık sistemi tarafından yok edilirler.</p>
<p>Bu olay ise şöyle açıklanmaktadır:</p>
<p>Mutant hücrelerin çoğu değişikliğe uğramış genleri nedeniyle kendi içlerinde anormal protein oluştururlar..Bu anormal proteinler vucudun bağışıklık sistemini uyararak antikor yapımına veya kanserli hücreye karşı duyarlılık kazanmış lenfositlerin oluşmasına neden olarak kanserli hücrenin yok edilmesini sağlarlar. ( Bu olayı destekleyen bir gerçek de organ trasnplantasyonu nedeniyle immünsupresif tedavi gören hastalarda kanser riskinin beş kat artmasıdır.<br />
Bağışıklık sisteminin etkinliğini bozan durumlar kanseri hazırlayıcı etmenler <em>(predispozan)</em> olarak bilinir. Bağışıklık sistemi tarafından yok edilemiş olan bu hücreler konrolsüz biçimde üreyerek bulundukları dokuyu işgal ederler. Sadece o dokuyla sınırlı kalmayıp komşu dokulara da yayılırlar(<em>invazyon</em>). Kan ve lenf dolaşımı yoluyla vucudun ilgisiz bölgelerine de taşınabilirler. (<em>metastaz</em>)</p>
<p>Kanser başlangıcı olan alanda enönemli özellik kitlenin çevre dokulara girift, yapışık olmasıdır. İyi huylu <em>(benign)</em> tümörler genellikle sınırları belirgin kitlelerdir. Ancak kötü huylu <em>(malign)</em> tümörler sınırları belirsiz ve çevre dokuya sıkıca yapışık halde bulunurlar. İlke evrelerde genellikle ağrısızdırlar.</p>
<p>Kanser oluştuğu yani köken aldığı dokuya göre isimlendirilir.</p>
<p>Kanser hücreleri civarlarındaki dokulara ulaşarak, kandolaşımı, lenf sistemi ya da vücut boşlukları ve yüzeyleri yollarıyla vücudun diğer taraflarına yayılırlar. Buna metastaz denir.<br />
Vücudumuzda kontrolsuz olarak büyüyen kötü huylu tümörlere kanser denir. Kanserler iyi huylu ve kötü huylu olmak üzere iki kısma ayrılır. Kötü huylu tümörler başka dokulara ve organlara yayılma  özelliği gösterirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/kanser-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>NÜKLEOPLASTİ</title>
		<link>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/nukleoplasti.html</link>
		<comments>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/nukleoplasti.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2009 16:36:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Saglik]]></category>
		<category><![CDATA[bel agrisi]]></category>
		<category><![CDATA[bel fitigi]]></category>
		<category><![CDATA[bel fitigi tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[bel hastaligi]]></category>
		<category><![CDATA[nukleoplasti tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[omurilik merkezi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tacsohbet.com/?p=360</guid>
		<description><![CDATA[nükleoplasti
Bel Ağrısına Nükleoplasti ile   Son
Time Dergisi&#8217;nin son sayısındaki habere göre ABD&#8217;de yetişkinlerin yüzde 80&#8242;i yaşamlarının bir bölümünde bel ağrısı çekiyor. Araştırmalara göre bel ağrıları soğuk algınlığından sonra en fazla işgücü kaybına neden olan hastalık. Bel hastalıklarının büyük bir bölümünden fizik tedavi ya da reçetesiz satılan ilaçlarla kurtulmak mümkün. Ama bazı hastalar için her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1 style="font-size: 13px; line-height: 14px;">nükleoplasti</h1>
<div class="s-yazi"><!-- http://www.diyadinnet.com/ --><!-- http://www.diyadinnet.com/ -->Bel Ağrısına Nükleoplasti ile <a href="http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-1379&amp;Bilgi=ile"><span style="color: #000080;"> </span></a> Son</p>
<p>Time Dergisi&#8217;nin son sayısındaki habere göre ABD&#8217;de yetişkinlerin yüzde 80&#8242;i yaşamlarının bir bölümünde bel ağrısı çekiyor. Araştırmalara göre bel ağrıları soğuk algınlığından sonra en fazla işgücü kaybına neden olan hastalık. Bel hastalıklarının büyük bir bölümünden fizik tedavi ya da reçetesiz satılan ilaçlarla kurtulmak mümkün. Ama bazı hastalar için her şey bu kadar kolay değil. Ancak &#8220;Nükleoplasti&#8221; yöntemi, her yola başvurmalarına rağmen çözüm bulamayan bel hastalarının imdadına yetişiyor. Nükleoplasti, minimal &#8220;disk herniasyonu&#8221; olan, yani disk kaymasının tehlikeli boyutlara ulaşmadığı hastalara uygulanabiliyor.<br />
Bel fıtıkları, omuriliğin esnemesini sağlayan jelimsi madde<a href="http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-714&amp;Bilgi=madde-nedir-ve-maddenin-%C3%B6zellikleri"></a>nin dışarı çıkarak sinirlere baskı uygulamasından kaynaklanıyor. Nükleoplasti, sinirler üzerindeki bu baskının kaldırılmasını sağlıyor. Bu tedavi yönteminde hastaya lokal anestezi<a href="http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-1570&amp;Bilgi=anestezi"></a> yapılıyor ve <a href="http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-1378&amp;Bilgi=ve"></a>az miktarda sakinleştirici veriliyor. Bir iğneyle sorunlu diske ulaşılıyor. İğneye X-ray ışınları yol gösteriyor. İğneye tutturulmuş, çubuğa benzer bir cihazla sinirlere baskı yapan, dışarı taşmış jelimsi maddeye ışın veriliyor. Bu ışınlar jelimsi maddeyi ısıtıp buharlaştırıyor. Operasyondan sonra hastalar bir hafta içinde güç kazanabilmek için fizik tedavi programına başlayabiliyorlar.<br />
California&#8217;daki Standford Omurilik Merkezi baskani <a href="http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-1236&amp;Bilgi=ba%C5%9Fkan"></a>Dr. Yung Chen&#8217;e göre ABD&#8217;de şimdiye kadar 2.500 hastaya bu yöntem uygulandı. 5 ila 7 bin dolara mal olan operasyonlarda yüzde 70 başarı sağlandı. Buna rağmen Dr. Chen&#8217;e göre, nükleoplasti tamamen risksiz bir yöntem değil. Bu yöntemin uygulandığı hastalarda nadiren de olsa kanama, enfeksiyon ve sinir tahribi gibi komplikasyonlar görülebiliyor. Ancak bu yöntemin bel fitigi <a href="http://www.diyadinnet.com/SaglikBilgisi-398&amp;Saglik=bel-f%C4%B1t%C4%B1%C4%9F%C4%B1-tedavisi-konusundaki-yanl%C4%B1%C5%9Flar-ve-do%C4%9Frular"></a> ameliyatlarından daha sorunsuz olduğuna dikkat çekiliyor.</p>
<p>DÜNYADA DA YAPILIYOR<br />
Disk nükleoplasti işlemi, dünyada yaklaşık 4 yıldır uygulanıyor. Amerika&#8217;da şimdiye dek 20 bin hasta bu yöntemle başarıyla tedavi edildi. Türkiye&#8217;de ise ilk kez iki yil <a href="http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-1248&amp;Bilgi=y%C4%B1l"></a> önce 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi&#8217;nde yapılmaya başlanan uygulama ile yaklaşık bin hasta tedavi edildi. İstanbul&#8217;da sadece Koşuyolu Hastanesi&#8217;nde yapılan ve geçtiğimiz hafta uygulanmaya başlanan yöntemden şimdilik 5 hasta yararlandı. Ancak saglik <a href="http://www.diyadinnet.com/Saglik-Bilgisi"></a>güvencesi olan her hastanın tedavi edildiği Koşuyolu Hastanesi&#8217;nde, operasyon için şimdiden onlarca hasta sırada bekliyor</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/nukleoplasti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşırı Sıcak Kalp Hastalarının Düşmanıdır</title>
		<link>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/asiri-sicak-kalp-hastalarinin-dusmanidir.html</link>
		<comments>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/asiri-sicak-kalp-hastalarinin-dusmanidir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2009 16:14:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Saglik]]></category>
		<category><![CDATA[kalp hastalari]]></category>
		<category><![CDATA[kalp hastaligi]]></category>
		<category><![CDATA[kalp krizi]]></category>
		<category><![CDATA[kalp krizi sicak]]></category>
		<category><![CDATA[sicagin kalbe zararlari]]></category>
		<category><![CDATA[sigaranin kalbe zararlari]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tacsohbet.com/?p=357</guid>
		<description><![CDATA[Aşırı Sıcak Kalp Hastalarının Düşmanıdır
Trabzon Numune Hastanesi Eğitim ve  Araştırma Hastanesi Kalp ve İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Kaan Kulan, aşırı nem  ve sıcağın kalbi olumsuz yönde etkilediğini belirterek, &#8220;Aşırı sicak kalp hastalarının düşmanıdır&#8221; dedi.
Kalp krizini &#8220;Kalp krizi, kalp kasını besleyen kroner damarların tamamen tıkanması ve bu tıkanıklığın belli bir süre sürmesi sonucu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1 style="font-size: 13px; line-height: 14px;">Aşırı Sıcak Kalp Hastalarının Düşmanıdır</h1>
<div class="s-yazi"><!-- http://www.diyadinnet.com/ --><!-- http://www.diyadinnet.com/ -->Trabzon Numune Hastanesi Eğitim ve <a href="http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-1378&amp;Bilgi=ve"><span style="color: #000080;"> </span></a>Araştırma Hastanesi Kalp ve İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Kaan Kulan, aşırı nem <a href="http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-1268&amp;Bilgi=nem"></a> ve sıcağın kalbi olumsuz yönde etkilediğini belirterek, &#8220;Aşırı sicak<a href="http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-1229&amp;Bilgi=s%C4%B1cak-s%C4%B1cakl%C4%B1k"></a> kalp hastalarının düşmanıdır&#8221; dedi.</p>
<p>Kalp krizini &#8220;Kalp krizi, kalp kasını besleyen kroner damarların tamamen tıkanması ve bu tıkanıklığın belli bir süre sürmesi sonucu kalp kasının bir kısmının ölmesidir&#8221; diye tarif eden Dr. Kulan, ailesinde kalp krizi geçiren ve şeker, tansiyon, kolesterol yüksekliği problemleri bulunan fazla kilolu, sigara <a href="http://www.diyadinnet.com/SaglikBilgisi-568&amp;Saglik=sigaran%C4%B1n-v%C3%BCcudumuza-zararlar%C4%B1-nelerdir"></a> içen insanlarda kalp hastalığının daha sık görüldüğünü söyledi.</p>
<p>Yoğun iş temposu içinde olup kendine vakit ayırmayan insanların kalp hastası olma riskinin yüksek olduğunu belirten Dr. Kulan, &#8220;Özellikle yoğun iş temposunun yanında düzensiz yemek <a href="http://www.diyadinnet.com/Yemek-Tarifleri"></a>yiyen, egzersiz yapamayan, kilosuna dikkat etmeyen, sigara içenlerin kalp hastası olma riski fazladır. Göğsün orta yerinde baskı veya basınçlı şekilde ağrı varsa, özellikle bu ağrı yokuş çıkarken başlayıp kişi dinlendiğinde geçiyorsa, ilk aşamada kalp hastalığı düşünülmelidir. Kalp krizi, kişi hiç hareket etmediği halde, çok şiddetli ağrının başlamasıyla ortaya çıkar. Beraberinde nefes <a href="http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-1348&amp;Bilgi=nefes"></a> darlığı, sol kol ağrısı, soğuk terleme <a href="http://www.diyadinnet.com/SaglikBilgisi-21&amp;Saglik=a%C5%9F%C4%B1r%C4%B1-terleme"></a> ve bulantı da görülebilir&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Dr. Kulan, kalp hastalarının öncelikle kilo almaması gerektiğine dikkat çekerek, &#8220;Kroner hastalığı olan, kalp krizi geçirmiş insanlar kolesterolden zengin yiyeceklerden kaçınmalıdır. Katı yağlar, kırmızı etli yiyecekler, yumurta sarısı ve yağlı süt, yogurt <a href="http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-682&amp;Bilgi=yo%C4%9Furt-nas%C4%B1l-yap%C4%B1l%C4%B1r--yo%C4%9Furdun-faydalar%C4%B1"></a> peynir gibi yiyecekler kolesterol bakımından zengindir, dikkat edilmelidir. Yüksek tempoda yürüyüş, yüzmek, bisiklete binmek, koşmak idealdir&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Kalp krizi geçiren hastaların cinsel yaşamlarıyla ilgili bilgi veren Dr. Kulan, &#8220;Cinsel aktiviteyi, yoğun ani fiziksel hareket gibi düşünmek gerekir. Kalp krizi sonları hastaların bu tip eforlu aktiviteleri yapıp yapamayacağını anlatmak için belli testler uygulanır. Hatta gerekirse anjiyokrafi <a href="http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-1571&amp;Bilgi=anjiyografi"></a>balon işlemi, by-pass ameliyatıyla tedavi edilerek bu tip egzersizlerin güvenli yapılması sağlanır&#8221; dedi.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/asiri-sicak-kalp-hastalarinin-dusmanidir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>E Vitamini Hastalıklardan Koruyor</title>
		<link>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/e-vitamini-hastaliklardan-koruyor.html</link>
		<comments>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/e-vitamini-hastaliklardan-koruyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2009 15:39:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tacsohbet.com/?p=352</guid>
		<description><![CDATA[E Vitamini Hastalıklardan Koruyor
E vitamini içeren besin madde lerinin virüslerden kaynaklanan hastalıklara karşı vücudun direncini yükselttiği ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği bildirildi.
Uzmanlar, doğal ortamlarda yetişen bugday, princ mısır, marul, soya, havuç, biber, yerfıstığı, kabak çekirdeği, badem, susam, yeşil sebzelerde ve bitkisel yağlarda yoğun olarak bulunan E vitamininin virüslerden kaynaklanan hastalıklara karşı vücudun direncini yükselttiğini ve bağışıklık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1 style="font-size: 13px; line-height: 14px;">E Vitamini Hastalıklardan Koruyor</h1>
<div class="s-yazi"><!-- http://www.diyadinnet.com/ --><!-- http://www.diyadinnet.com/ -->E vitamini içeren besin madde<a href="http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-714&amp;Bilgi=madde-nedir-ve-maddenin-%C3%B6zellikleri"><span style="color: #000080;"> </span></a>lerinin virüslerden kaynaklanan hastalıklara karşı vücudun direncini yükselttiği ve <a href="http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-1378&amp;Bilgi=ve"></a>bağışıklık sistemini güçlendirdiği bildirildi.</p>
<p>Uzmanlar, doğal ortamlarda yetişen bugday, princ <a href="http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-1188&amp;Bilgi=bu%C4%9Fday"></a><a href="http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-1199&amp;Bilgi=pirin%C3%A7"></a>mısır, marul,<a href="http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-1362&amp;Bilgi=marul"></a> soya, havuç, biber, yerfıstığı, kabak çekirdeği, badem, susam, yeşil sebzelerde ve bitkisel yağlarda yoğun olarak bulunan E vitamininin virüslerden kaynaklanan hastalıklara karşı vücudun direncini yükselttiğini ve bağışıklık sistemini güçlendirdiğini belirtti. Uzmanlar, göz sağlığı için de büyük önem taşıyan E vitamininin, retina gelişimi için önemli rol oynadığını ve katarak yapıcı etkileri düşürdüğünü söyledi.</p>
<p>Kandaki E vitamininin oranının fazla düşük olmasının insanlarda kansere yakalanma oranının yüzde 50 artmasına neden olduğuna dikkat çeken uzmanlar, E vitamininin, vücudu akciğer, mide, kalın barsak ve prostat kanserlerinden koruma işlevine de sahip olduğunu savunuyor.</p>
<p>E vitamini günlük ihtiyacının 1-3 yaşlarda 6 miligram, 4-11 yaşlarda 7 miligram, 12-51+ yaş arası kadin<a href="http://www.diyadinnet.com/Bayanlara-Ozel"></a>larda 8 miligram ve 12-51+ yaş arası erkeklerde 10 miligram olduğunu vurgulayan uzmanlar, aşırı tüketiminin baş ağrısı, hipertansiyon, bas agrisi, <a href="http://www.diyadinnet.com/SaglikBilgisi-580&amp;Saglik=hipertansiyon-nedir-tedavisi-hastal%C4%B1%C4%9F%C4%B1"></a><a href="http://www.diyadinnet.com/SaglikBilgisi-214&amp;Saglik=mide-bulant%C4%B1s%C4%B1--kusma"></a>ishal, gaz <a href="http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-1226&amp;Bilgi=gaz"></a> ve bayılma gibi yan etkilere neden olabileceğini kaydetti.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/e-vitamini-hastaliklardan-koruyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Perovskit</title>
		<link>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/perovskit.html</link>
		<comments>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/perovskit.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2009 14:44:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tacsohbet.com/?p=344</guid>
		<description><![CDATA[
Perovskit, gezegenimizin toplam kütlesinin yarısını oluşturduğu tahmin ediliyor. Perovskit; magnezyum  silikon ve oksijenden  oluşan bir mineraldir. Perovskit, gezegenimizin toplam kütlesinin yarısını oluşturuyor.
Dünya&#8217;nın katmanlarından manto, büyük ölçüde bu maddeden oluşur; ya da bilimciler öyle tahmin etmektedirler: Şu ana kadar hiç kimse bu bölgeden bir numune alıp bu tahmini kanıtlamamıştır.
Perovskitler, adını 1839&#8242;da Rus mineralog Count Lev Perovski&#8217;de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="s-yazi">
<p>Perovskit, gezegenimizin toplam kütlesinin yarısını oluşturduğu tahmin ediliyor. Perovskit; magnezyum  silikon ve oksijenden  oluşan bir mineraldir. Perovskit, gezegenimizin toplam kütlesinin yarısını oluşturuyor.</p>
<p>Dünya&#8217;nın katmanlarından manto, büyük ölçüde bu maddeden oluşur; ya da bilimciler öyle tahmin etmektedirler: Şu ana kadar hiç kimse bu bölgeden bir numune alıp bu tahmini kanıtlamamıştır.</p>
<p>Perovskitler, adını 1839&#8242;da Rus mineralog Count Lev Perovski&#8217;de alan  bir mineral ailesidir. Perovskitler, süper iletkenlik (normal sıcaklıklarda direnç olmadan elekrigi iletebilen bir madde) araştırmalarında aranan şey olduklarını kanıtlayabilir.</p>
<p>Bu, &#8220;yüzen&#8221; trenleri ve hayal edilemeyecek hızdaki bilgisayarları gerçek kılabilir. Şu anda süper iletkenler sadece çok düşük sıcaklıklarda (şu ana kadar kaydedilen en yüksek sicaklik-135°C) çalışıyor; bu da bunların kullanışsız olmasına neden oluyor.</p>
<p>Mantonun, perovskitin yanı sıra magnezyum-vustitten (göktaşlarında da bulunan bir tür magnezyum  oksit) ve az miktarda şistovitten (bu maddenin adı, Moskova Üniversitesi&#8217;nde yüksek lisans öğrencisi olan ve laboratuarında 1959&#8242;da silikon oksidin yüksek basinc  altındaki yeni bir biçimini oluş-turan Lev Shistov&#8217;dan gelmektedir) oluştuğu düşünülmektedir.</p>
<p>Manto, yerkabuğu ile  çekirdek arasında bulunur Genel olarak mantonun katı olduğu varsayılır, ama bazı bilimciler bunun çok yavaş hareket eden bir sivi  olduğunu düşünür. Bütün bunları nereden biliyoruz? Volkanlardan püsküren kayalar bile yer yüzeyinin altındaki ilk 200 km&#8217;den gelir ve alt manto 660. km&#8217;de başlar. Sismik dalgaların titreşimlerini aşağıya doğru gönderip bunların karşılaştıkları direnci ölçerek, Dünya&#8217;nın iç kesiminin hem yoğunluğu hem de sicakligi  tahmin edilebiliyor. Bu tahminler daha sonra, yerkabuğundan ve göktaşlarından örneklerine sahip olduğumuz minerallerin  yapısı hakkında ve bu minerallere yoğun isi  ve yüksek basınç altında ne olduğu konusunda bildiğimiz şeylerle karşılaştırılabiliyor. Ama bilimdeki birçok şey gibi, bu da aslında bilgiye dayalı bir tahminden başka bir şey değil.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/perovskit.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aziz NESİN</title>
		<link>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/aziz-nesin.html</link>
		<comments>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/aziz-nesin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Jul 2009 16:57:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Siir]]></category>
		<category><![CDATA[Aziz NESİN]]></category>
		<category><![CDATA[Aziz Nesin Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Aziz NESİN Şiirleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tacsohbet.com/?p=318</guid>
		<description><![CDATA[Aziz Nesin
Aziz Nesin, 1915&#8242;de İstanbul&#8217;da doğdu. İki yıl Darüşşafaka Lisesi&#8217;nde okuduktan sonra 1935&#8242;te Kuleli Askeri Lisesi&#8217;ni, 1937&#8242;de Harp Okulu&#8217;nu, 1939&#8242;da Askeri Fen Okulu&#8217;nu bitirdi. 1944&#8242;te üsteğmen rütbesindeyken ordudan çıkarıldı. Yedigün, Karagöz, Tan gazete ve dergilerinde çalıştı. 1946&#8242;da Markopaşa adlı gülmece dergisi büyük ilgi topladı. Sık sık kapatılan derginin yayımını Merhumpaşa, Malumpaşa gibi adlarla 1950&#8242;ye kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: large; color: #ff0000;">Aziz Nesin</p>
<p></span>Aziz Nesin, 1915&#8242;de İstanbul&#8217;da doğdu. İki yıl Darüşşafaka Lisesi&#8217;nde okuduktan sonra 1935&#8242;te Kuleli Askeri Lisesi&#8217;ni, 1937&#8242;de Harp Okulu&#8217;nu, 1939&#8242;da Askeri Fen Okulu&#8217;nu bitirdi. 1944&#8242;te üsteğmen rütbesindeyken ordudan çıkarıldı. Yedigün, Karagöz, Tan gazete ve dergilerinde çalıştı. 1946&#8242;da Markopaşa adlı gülmece dergisi büyük ilgi topladı. Sık sık kapatılan derginin yayımını Merhumpaşa, Malumpaşa gibi adlarla 1950&#8242;ye kadar sürdürdü. Bir süre kitapçılık ve fotoğrafçılık yaptı.1954&#8242;te yeniden yazarlığa döndü, çeşitli dergi ve gazetelerde yazdı. 1962&#8242;de Zübük adlı gülmece dergisini yayımladı.</p>
<p>1972&#8242;de yapıtlarının gelirini kimsesiz ve yoksul çocukları yetiştirmek amacıyla kurduğu Nesin Vakfı&#8217;na bağışladı.79-89 arasında Türkiye Yazarlar Sendikası&#8217;nın başkanlığını yürüttü. Edebiyata şiir ve öyküyle başlayan Nesin, daha sonra gülmece türüne yöneldi. Geleneksel gülmeceye çağdaş bir boyut kazandıran gülmece öyküleri ve romanlarında gerçekçi bir bakış açısıyla Türkiye&#8217;nin toplumsal yapısını yansıtmaya çalıştı. Yalın, sürükleyici anlatımı, geniş halk kitlelerince benimsendi.</p>
<p>Aziz Nesin oyunlar da yazdı. Biraz Gelir misiniz? Bi Şey Yap, Met, Çiçu oyunlarından bazılarıdır. İt Kuyruğu, Fil Hamdi, Kazan Töreni gibi öykü kitaplarının yanısıra, Zübük, Şimdiki Çocuklar Harika, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz gibi romanları sayılabilir. Ülkemizde yapıtlarıyla Karacan Armağanı (1969), Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü (1970), Madaralı Roman Ödülü (1979) alan Nesin&#8217;in yapıtları birçok yabancı dile çevrildi. Yurtdışında da Altın Palmiye(İtalya), Altın Kirpi(Bulgaristan), Krokodil (SSCB), Lotus (Asya_Afrika Yazarlar Birliği), Hitar Petar(Bulgaristan) ödüllerini aldı. Aziz Nesin 1995 yılında aramızdan ayrıldı.</p>
<p><span style="font-size: large;"><span style="color: #ff0000;">ŞİİRLERİNDEN BİR KAÇI</span></span></p>
<p><span style="color: #0000ff;">67.Yaş </span></p>
<p>Benim doğduğum gün<br />
Günler uzamaya başlar<br />
Öyle bir öleceğim ki<br />
Geceler uzamaya başlayacak</p>
<p><span style="color: #0000ff;">Acılı Gecenin Bitiminde </span></p>
<p>Yaşadığımı işitmek istiyorum<br />
Bir ses uzaktan yakından ya da içimden<br />
Düşen yaprak örneğin<br />
Kağıt hışırtısı olsun<br />
Ya da eski tahtaları içten kemiren bir kurdun çıtırtısı<br />
Bir inilti derinden<br />
Damlayan su<br />
Bir elektrik düğmesi çıt diye<br />
Çok uzaklardan yankılanan duyulur duyulmaz<br />
İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm<br />
Her ne olursa olsun bir ses<br />
Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı</p>
<p>Yaşadığımı görmek istiyorum<br />
Bir ışık uzaktan yakından ya da içimden<br />
Sesindeki pırıltıya<br />
Gözündeki ışıltıya benzer<br />
Bir kibrit çakımı<br />
Bir yanıp sönse yeter<br />
Sabahın yağan toz mavisi göğsünde çıplak<br />
Ya da gün batımı pembesi dudak<br />
Bir yıldırım hızında çizilsin<br />
Bir şimşekçe yazılsın karanlığım<br />
Bir fener ki uzaklığı bilinmeyen<br />
Bir yıldız parlayıp sönen<br />
Dişlerinin aydınlığını<br />
İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm<br />
Her ne olursa olsun bir ışık</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/aziz-nesin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yemek masası hazırlama</title>
		<link>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/yemek-masasi-hazirlama.html</link>
		<comments>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/yemek-masasi-hazirlama.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2009 21:59:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek masası]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek masası duzeni]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek masası hazırlama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tacsohbet.com/?p=306</guid>
		<description><![CDATA[Ziyafet sofraları, ziyafet masası hazırlamak zor bir iştir.Neyi nereye koyacağını şaşırır insan.Ancak zevkli yanları da vardır tabiki.Evinizdeki imkanlarla çok şık masalar hazırlayabilir,konuklarınızı kendinize hayran bırakabilirsiniz. Masaya pastel rengi keten, beyaz keten, nakışlı keten veya dantel örtü konmalıdır. Fazla alacalı ve karışık desenli örtüler ağır davetler için uygun değildir. Masaya konan örtü misafirinizin kucağına kadar inmemelidir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ziyafet sofraları, ziyafet masası hazırlamak zor bir iştir.Neyi nereye koyacağını şaşırır insan.Ancak zevkli yanları da vardır tabiki.Evinizdeki imkanlarla çok şık masalar hazırlayabilir,konuklarınızı kendinize hayran bırakabilirsiniz. Masaya pastel rengi keten, beyaz keten, nakışlı keten veya dantel örtü konmalıdır. Fazla alacalı ve karışık desenli örtüler ağır davetler için uygun değildir. Masaya konan örtü misafirinizin kucağına kadar inmemelidir. Masa’da &#8220;uyum&#8221; çok önemlidir. Yemek takımları, bardaklar, örtü ve diğer gereçler &#8220;uyum&#8221; içinde olmalıdır. Uyum sofranın ortasına yerleştirilecek bir çiçek veya şamdanla daha da çarpıcı bir hale getirilir. Burada, seçilecek çiçekler bile mümkünse yemek takımlarınızla ve masa<br />
örtüsüyle uyum içinde olmalıdır. Bir renk armonisi yaratmak özenle hazırladığınız bu daveti daha da hatırda kalıcı yapacaktır Vereceğiniz menüye uygun olarak tabakları yerleştirmelisiniz. Şayet; menüde çorba yer alıyorsa, o takdirde düz yemek tabaklarının üzerinde çorba tabakları yer almalıdır. Eğer çorba menüde yer almıyorsa o takdirde ordövr servisi için düz ve büyük tabaklar yerleştirilmelidir. Tabakların yerleştirilmesi menüdeki düzenlemeyle paraleldir.</p>
<p>Sofranızı hazırlarken &#8220;peçeteler&#8221; özenle katlanmalı ve yerleştirilmelidir. Değişik şekillerde katlanan peçeteler, isteğinize göre yemek takımlarınıza uygun halka biçimde bir peçetelik arasına konarak da sofralarda yerini alabilir.</p>
<p>Sofrada neyi nereye koyacağınıza karar veremediyseniz, turizmci olarak size yardımcı olabilirim:</p>
<p>Yemek çatalı: Tabağın solunda. Yemek bıçağı: Tabağın sağında.<span style="color: #ffffff;">kadinca.net</span></p>
<p>Yemek kaşığı: Tabağın sağında, bıçağın dışında.</p>
<p>Balık çatalı: Tabağın solunda, çatalın dışında.</p>
<p>Balık bıçağı: Tabağın sağında, yemek bıçağı dışında.</p>
<p>Meze çatalı: Tabağın solunda, diğer çatalların dışında.</p>
<p>Meze kaşığı: Tabağın ön kısmında.</p>
<p>Çerez ve pasta çatalı: Tabağın ön kısmında, sapı sola doğru.</p>
<p>Çerez ve pasta bıçağı: Tabağın ön kısmında, keskin tarafı tabağa, sapı sağa doğru. Çatalın yanında.</p>
<p>Su bardağı: Tabağın sol ön kısmında</p>
<p>Tuz, biberlik: İki servis tabağı arasında</p>
<p>Yağ, sirke: Sofranın ortasına yakın</p>
<p>Hardal ve diğer soslar: Yağ ile sirkeye yakın.<span style="color: #ffffff;">kadinca.net</span></p>
<p>Salata tabağı: Servis tabağının sol ilerisinde</p>
<p>Meyva tabağı: Ortada</p>
<p>Ekmek tabağı: Ortada</p>
<p>Çiçek tanzimleri: Masanın ortasında</p>
<p>Peçete: Servis tabağının solunda</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/yemek-masasi-hazirlama.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Edirne</title>
		<link>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/edirne.html</link>
		<comments>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/edirne.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2009 21:15:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Edirne]]></category>
		<category><![CDATA[Edirne İlçeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Edirne Rehberi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tacsohbet.com/?p=282</guid>
		<description><![CDATA[GENEL BİLGİLER
Yüzölçümü : 6.276 km²
Nüfus : 40.599 (1990)
İl Trafik No : 22
Türkiye ile Yunanistan arasındaki Tekirdağ&#8217;ın kuzeyinde yer alan Edirne yıllar boyu Osmanlı başkenti, 18 inci yüzyılda ise Avrupa&#8217;nın en büyük yedi şehrinden biri olmuştur.100 yıl kadar bir süre Osmanlı İmparatorluğunun başkenti olması buradaki tarihi ve mimari açıdan önemli yapıların sebebidir. Edirne, camileri, dini kompleksleri, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>GENEL BİLGİLER</p>
<p></strong>Yüzölçümü : 6.276 km²</p>
<p>Nüfus : 40.599 (1990)</p>
<p>İl Trafik No : 22</p>
<p>Türkiye ile Yunanistan arasındaki Tekirdağ&#8217;ın kuzeyinde yer alan Edirne yıllar boyu Osmanlı başkenti, 18 inci yüzyılda ise Avrupa&#8217;nın en büyük yedi şehrinden biri olmuştur.100 yıl kadar bir süre Osmanlı İmparatorluğunun başkenti olması buradaki tarihi ve mimari açıdan önemli yapıların sebebidir. Edirne, camileri, dini kompleksleri, köprüleri, eski pazar yerleri, kervansarayları ve saraylarıyla yaşayan bir müzedir.</p>
<p><strong>İLÇELER</strong></p>
<p>Edirne ilinin ilçeleri; Enez, Havsa, İpsala, Keşan, Lalapaşa, Meriç, Süloğlu ve Uzunköprü&#8217;dür.</p>
<p><strong>Havsa:</strong> Havsa, Edirne&#8217;nin kuzey yarısında ve Lalapaşa yaylası üzerindedir. Havsa&#8217;ya Hafsa Hatun bir han, Sadrazam Sokollu Mehmet Paşa bir külliye ve zamanın defterdarı (Maliye Bakanı) bir cami yaptırmıştır. Çok işlevli yapı topluluğu olan külliye, Mimar Sinan&#8217;ın eseridir.</p>
<p><strong>İpsala:</strong> İpsala, Edirne&#8217;nin güney yarısında yer alır. Ayakta kalmış olan Osmanlı yapısı, Alaca Mustafa Paşa Camii&#8217;dir. Tek kubbeli ve tek minarelidir. Tahta işçiliği bakımından sanat değeri taşır.</p>
<p><strong>Keşan:</strong> İlçe, Edirne&#8217;nin güney yarısındadır. Tarihsel değer taşıyan yapıları, Hersekzade Ahmet Paşa Cami ile İbrice-Keşan kervan yolu üstündeki üç taş köprüdür. Uzunkum adlı alçak kıyı, deniz turizmi bakımından elverişlidir. Düzgün yolları ve turistik işletme belgeli konaklama yerleri bulunan ilçe, Edirne&#8217;nin turistik yerlerindendir. İlçenin iç turizm bakımından önemli olayı, panayırı ile Hıdırellez&#8217;de yapılan dallık adlı bahar şenliğidir.</p>
<p><strong>Lalapaşa:</strong> İlçe Edirne&#8217;nin kuzey yarısındadır. İlçedeki en önemli tarihsel eserler, taş devrinden kalma türbe ve tapınaklardır. Bu türbelere, Tablataş, Kapaklıkaya, Perikızı Evi (dolmen) denir. Tapınma yerleri ise Ulutaş (menhir) adını taşır. Bunlar, dünyada benzeri az bulunan eserlerdir. Sinanköy&#8217;deki kale ören durumundadır.</p>
<p><strong>Meriç:</strong> İlçe, Edirne&#8217;nin orta kısmında ve Lalapaşa Yaylasının güney batı köşesindedir. İç turizm bakımından önemli olayları, Beyköy dallığı ve Mayalar adıyla anılan ilkbahar şenlikleridir.</p>
<p><strong>Süloğlu:</strong> Edirne&#8217;nin kuzey yarısında ve Lalapaşa Yaylası üstündedir. Baraj gölü çevresi bir piknik yeri olarak ilgi çeker.</p>
<p><strong>Uzunköprü:</strong> İlçe Edirne&#8217; nin orta kısmında ve Trakya Yontukdüzü üstündedir. En ünlü tarihi yapısı, Mimar Muslihiddin&#8217;in eseri olan Ergene Köprüsüdür. Uzunluğu 1200 metreyi, kemer sayısı 170&#8242;i geçer. Diğer önemli yapılar, II. Murat Külliyesi&#8217;nin tek minareli ve çatılı Muradiye Camii, II. Bayezit zamanında Mimar Hayreddin&#8217;in yaptığı Halise Hatun Camii, külliyenin bir vakfı olan Çifte Hamam, köprüye eklenmiş çeşmelerdir. Köprünün kentten yana ucuna, İkinci Meşrutiyet döneminde eklenen, Hürriyet Çeşmesi adıyla anılır. Daha eski öteki tarihi çeşmeler Gazi Mahmut (Belediye parkı), Halise Hatun (Hacı İbrahim Ağa ya da Tosbağacı) çeşmeleriyle Telli Çeşme&#8217;dir. Önemli iç turizm olayları, Bülbül Deresi&#8217;nde yapılan Dallık adlı bahar şenliği, av partileri ve panayırdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/edirne.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşık Veysel Şatıroğlu (1894-1973)</title>
		<link>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/asik-veysel-satiroglu-1894-1973.html</link>
		<comments>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/asik-veysel-satiroglu-1894-1973.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2009 21:11:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Aşık Veysel]]></category>
		<category><![CDATA[Aşık Veysel Şatıroğlu (1894-1973)]]></category>
		<category><![CDATA[Kim Kimdir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tacsohbet.com/?p=279</guid>
		<description><![CDATA[Aşık Veysel Şatıroğlu (1894-1973)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Aşık Veysel Şatıroğlu (1894-1973)<!--  <a class="aralink" href="/TR/yonlendir.aspx?F6E10F8892433CFF1A9547B61DAFFE2A746C3B612A7B3F4B">Aşık Veysel Şiir Albümü</a>&#8211;></strong></p>
<p>“Üçyüzonda gelmiş idim cihana”</p>
<p>Veysel Şatıroğlu, 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Veysel’in dünyaya geliş öyküsü, Anadolu köylerinde hemen birçok çocuğun yaşadığı olağan bir doğum biçimidir. Ama, bugün özellikle dışarıdan bakanlar için ilginçtir, olağandışıdır. Anlatmak gerekirse, annesi Gülizar Ana, Sivrialan dolaylarındaki Ayıpınar merasında koyun sağmaya giderken sancısı tutmuş, oracıkta dünyaya getirmiş Veysel’i. Göbeğini de kendisi kesmiş, bir çaputa sarıp yürüye yürüye köye dönmüştür.</p>
<p>Veysellere yörede “Şatıroğulları” derler. Babası “Karaca” lakaplı, Ahmet adında bir çiftçidir. Veysel’in dünyaya geldiği sıralar, çiçek hastalığı Sivas yöresini kasıp kavurmaktadır. Veysel’den önce, iki kız kardeşi çiçek yüzünden yaşamlarını yitirmiştir.</p>
<p>Yedi yaşına girdiği 1901’de Sivas’ta çiçek salgını yeniden yaygınlaşır; o da yakalanır bu hastalığa. O günleri şöyle anlatıyor: “Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kayarak düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım&#8230; Çiçek zorlu geldi. Sol gözüme çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de, solun zorundan olacak, perde indi. O gün bu gündür dünya başıma zindan.”</p>
<p>Bu düşmeden sonra Veysel’in belleğine bir de renk işler: Kırmızı. Düşerken büyük bir olasılıkla elinde sıyrık oluyor, kanıyor. Bunu eşi Gülizar Ana şöyle anlatıyor: “Bilinmez değilsin, renklerden yalnız kırmızıyı hatırladı. Gözleri gönlüne çevrilmeden önce, yani çiçek hastalığına yakalanmadan önce düşmüştü. Kan görmüştü. Kanın rengini hatırlardı yalnız. Kırmızıyı&#8230; Yeşili de elleriyle bulur ve severdi.”</p>
<p>Sağ gözünün görme şansı varmış, ışığı seçebiliyormuş bu gözüyle o sıralar. Yalnız yakınlardaki Akdağmağdeni’nde doktor varmış. Babasına “Çocuğu Akdağmadeni’ne götür, orada gözünü açacak bir doktor var” demişler. Sevinmiş babası.</p>
<p>Ne var ki, olumsuzluklar yakasını bırakmamış Veysel’in. “Bir gün inek sağarken babası yanına gelmiş. Veysel ansızın dönüverince; babasının elinde bulunan bir değneğin ucu öteki gözüne girivermiş. O göz de akıp gitmiş böylece.”</p>
<p>Ali adında bir ağabeyisi ve Elif adında bir kızkardeşi varmış Veysel’in. Tüm aile çok üzülmüş, günlerce gözyaşı dökmüş bu hale. Bundan böyle bacısı elinden tutarak gezdirmeye, dolaştırmaya başlar Veysel’i. Gittikçe içine kapanmaktadır Veysel. Emlek yöresi olarak adlandırılan Sivas’ın bu âşığı/ozanı bol diyarında, Veysel’in babası da şiire meraklı, tekkeyle içli-dışlı biriymiş. Veysel’in dertlerini birazcık da olsa unutacağı bir uğraş olsun diye bir saz verir eline. Halk ozanlarından da şiirler okuyup, ezberleterek avutmağa çalışırmış oğlunu. Ayrıca yöre ozanları da zaman zaman babası Şatıroğlu Ahmet’in evine uğrar, çalıp söylermiş. Merakla dinlermiş bunları Veysel. Komşuları Molla Hüseyin de sazını düzenler, kırılan tellerini takarmış.</p>
<p>İlk saz derslerini babasının arkadaşı olan Divriği’nin köylerinden Çamışıhlı Ali Ağa’dan (Âşık Alâ) almış. Kendini de iyice saza vermiş; usta malı şiirlerden çalıp söylemeye başlamış. Karanlık dünyasını aydınlatan ozanlar dünyasıyla Çamışıhlı Ali tanıştırıyor daha çok Veysel’i. Pir Sultan Abdal, Karaoğlan, Dertli, Rühsati gibi usta ozanların dünyalarıyla tanışıyor böylece.</p>
<p>“Âşık Veysel’in hayatında ikinci mühim değişiklik seferberlikte başlamıştır. Kardeşi Ali de cepheye gitmiş, küçük Veysel kırık telli sazıyla yalnız kalmıştır. Harp patladıktan sonra Veysel’in bütün arkadaşları, emsalleri cepheye koşuyorlar. Veysel bundan da mahrum&#8230;</p>
<p>Böylece münzevi olan ruhunda ikinci bir inziva da açılmıştır. Arkadaşsızlık acısı, sefalet, onu çok bedbin, umutsuz ve mahzun ediyor. Artık küçük bahçesindeki armut ağacının altında yatıp kalkmakta, geceleri ağaçların ta tepelerine çıkarak içindeki derdini göklere ve karanlıklara bırakmaktadır.”</p>
<p>O günlerini Aşık Veysel şöyle anlatır Enver Gökçe’ye;</p>
<p>“Eve girerim, yüzüm asık: anam babam halimi bilmez. Ben onlara derdimi, dokunmasın diye, açamam. Onlar benim kafa tuttuğumu zannederler, bense derdimi dökmekten çekinirim, öyle ki, sazdan bile farır gibi oldum.”</p>
<p>Bunda biraz Anadolu’da “erkek oğlan” olgusunun etkisi varsa, daha çok Veysel’in vatanseverliğinin, vatana olan borcunu ödeme duygusunun ağırlığı vardır. Sonradan şöyle dizeleştirir bunu:</p>
<p>“Ne yazık ki bana olmadı kısmet<br />
Düşmanı denize dökerken millet<br />
Felek kırdı kolumu, vermedi nöbet<br />
Kılıç vurmak için düşman başına.</p>
<p>Bugünler müyesser olsaydı bana<br />
Minnet etmez idim bir kaşık kana<br />
Mukadder harici gelmez meydana<br />
Neler geldi bu Veysel’in başına.”</p>
<p>Veysel’in annesi ve babası seferberlik sonlarına doğru “belki biz ölürüz ve kardeşi Veysel’e bakamaz” düşüncesiyle Veysel’i Esma adında, akrabalarından bir kızla evlendiriyorlar. Esma’dan bir kız, bir oğlu oluyor Veysel’in. Oğlan çocuğu daha on günlükken annesinin memesi ağzında kalarak ölüyor&#8230; Veysel’in acıları bununla da bitmiyor; aksilikler, talihsizlikler üst üste gelmeye başlıyor. 1921’in 24 Şubat’ında annesi bir gün ondan onsekiz ay sonra da babası ölüyor. Bu arada bağ, bostan işleriyle uğraşıyor. Köye de bir çok âşık gelip gitmekte, Karacaoğlan’dan, Emrah’tan, Âşık Sıtkı, Âşık Veli gibi saz şairlerinden çalıp söylemektedirler. Köy odalarındaki bu âşık fasıllarından Veysel de geri kalmamaktadır.</p>
<p>Ağabeysi Ali’nin bir kız çocuğu daha olunca çocuklara ve işlere bakması için bir azap (hizmetkar) tutuyorlar. Bu hizmetkar ileride Veysel’in bağrında açılacak başka yaranın sebebi olacaktır. Bir gün Veysel hasta yatarken, kardeşi Ali de keven toplamakta iken, Veysel’in ilk eşi olan Esma’yı kandırarak kaçırıyor bu yanaşma. Veysel’in acılı yaşamına bir acı daha ekleniyor böylece.</p>
<p>Karısı bir başına bırakıp gittiğinde Veysel’in kucağında henüz altı aylık kızı varmış. İki yıl kucağında gezdirmiş Veysel onu, ne çare o da yaşamamış.</p>
<p>Bir şiirinde dile getirdiği gibi:</p>
<p>“Talih çile kadar sözü bir etmiş,<br />
Her nereye gitsem gezer peşimde.”</p>
<p>Bin katmerli acılar silsilesi kısacası.</p>
<p>“O artık alemden, bu diyardan uzaklaşmak, göçmek isteyen bir ruh haleti içindedir. 1928’de en iyi arkadaşı olan İbrahim ile Adana’ya gitmeye karar veriyorlar. Fakat Sivas’ın Karaçayır köyünde Deli Süleyman isminde birisi âşığı bu ilk seyahatinden vazgeçiriyor. Veysel’i dinleyelim:</p>
<p>“Bu adam, saz çalarım dinler, söze başlarım keser. Gideyim derim, ‘ah kivra, çoluk çocuk ağlaşıyor, gel gitme’ diye elime ayağıma düşer. Nihayet dayanamadım, gitmiyorum vesselam diye bu seyahatten vazgeçtim.”</p>
<p>Veysel’in köyünden ilk ayrılışı şöyledir: Zara’nın Barzan Baleni köyünden Kasım adında birisi Veysel’i köyüne götürerek iki üç ay beraber yaşıyorlar. Kendisini Adana’ya göndermeyen Deli Süleyman, Sivas’lı Kalaycı Hüseyin, Veysel’e yol arkadaşlığı ediyorlar. Dönüşte Veysel, Hafik’in Yalıncak köyüne ve Zara’nın Girit köyüne uğrayarak 9 liraya güzel bir saz alıyor; Sivas’tan Sivrialan’a dönerlerken arkadaşları bir “üç kağıtçı” grubuna yakalanarak bütün paralarını kaybediyorlar. Arkadaşları Veysel’in 9 lirasını da alarak kumara veriyorlar. Veysel bu hadiseden bir müddet sonra Hafik’in Karayaprak köyünden Gülizar adlı bir kadınla evleniyor.”</p>
<p>1931 yılında Sivas Lisesi edebiyat öğretmeni olan Ahmet Kutsi Tecer ve arkadaşları “Halk Şairlerini Koruma Derneği”ni kuruyorlar. Ve 5 Aralık 1931 tarihinde de üç gün süren Halk Şairleri Bayramı’nı düzenliyorlar. Böylece Veysel’in yaşamında önemli bir dönüm noktası işlemeye başlıyor. Denebilir ki, Veysel için A.Kutsi Tecer’le tanışması hayatında yeni bir başlangıcı işaretliyor.</p>
<p>1933’e kadar usta ozanlarından şiirlerinden çalıp söylüyor. Cumhuriyet’in onuncu yıldönümünde A. Kutsi Tecer’in direktifleriyle bütün halk ozanları cumhuriyet ve Gazi Mustafa Kemal üzerine şiirler düzmüşler. Bunlar arasında  Veysel de var. Veysel’in günışığına çıkan ilk şiiri böylece “Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası”&#8230; dizesiyle başlayan şiir oluyor. Bu şiirin gün yüzüne çıkışı, Veysel’in de köyünden dışarıya çıkması oluyor.</p>
<p>O zaman Sivrialan’ın bağlı olduğu Ağacakışla nahiyesi müdürü Ali Rıza Bey, Veysel’in bu destanını çok beğeniyor, “Ankara’ya gönderelim” diye istiyor. Veysel de “Ata’ya ben giderim” diye vefalı arkadaşı İbrahim ile yayan yola düşüyor. Karakışta yalınayak, başı kabak yola çıkan bu iki arı gönül, bu iki insan örneği, üç ay yol çiğneyerek Ankara’ya geliyorlar. Veysel Ankara’da konuksever tanıdıkların evlerinde kırkbeş gün misafir kalıyor. Destanı Atatürk’e getirmek hevesiyle geldiğini söylüyorsa da destanı Atatürk’e okumak kısmet olmuyor. Eşi Gülizar Ana: “Ata’ya gidemediğine bir, askere gidemediğine iki; yanardı ki o kadar olur&#8230;” diyor. Ancak, Hakimiyet-i Milliye (Ulus) basımevinde destanı gazeteye veriliyor. Destan gazetede üç gün boyunca yayınlanıyor. Bundan sonra da bütün yurdu dolaşmaya, dolaştığı yerlerde çalıp-söylemeye başlıyor, seviliyor, saygı görüyor.</p>
<p>O günleri şöyle anlatıyor: “Köyden çıktık. Yaya olarak Yozgat köylerinden Çorum-Çankırı köylerinden geçip üç ayda Ankara’ya gelebildik. Otele gitsek para yok. ‘Nere gidek? Nasıl Edek?” diye düşünüyoruz. Dediler ki: “Burada Erzurumlu bir Paşa Dayı var. O adam misafirperverdir.” O zamanlar Dağardı diyorlardı, (şimdiki Atıf Bey Mahallesi) orada ev yaptırmış Paşa Dayı. Gittik oraya. Adamcağız hakikaten misafir etti. Birkaç gün kaldık o zaman, Ankara’da, şimdiki gibi kamyon filan yok. Bütün işler at arabalarıyla görülüyor. At arabaları olan, Hasan Efendi adında bir adamla tanıştık. O, bizi evine götürdü. Kırkbeş gün Hasan Efendi’nin evinde kaldık. Gideriz, gezeriz, geliriz; adam yemeğimizi, yatağımızı, herşeyimizi sağlar. Dedim ki: -‘Hasan Efendi biz buraya gezmek için gelmedik! Bizim bir destanımız var. Bunu, Gazi Mustafa Kemal’e duyurmak istiyoruz! Nasıl ederiz? Ne yaparız?’</p>
<p>Dedi ki: -‘Vallahi ben böyle işlerle ilgili değilim. Burada bir milletvekili var. Adı Mustafa Bey, soyadını unuttum. Bu işi ona anlatmak gerek. Belki size o yardımcı olabilir.’</p>
<p>Gittik Mustafa Bey’e derdimizi anlattık. Öyle böyle bir destanımız var. Gazi Mustafa Kemal’e duyurmak istiyoruz. ‘Bize yardım et!’ dedik.</p>
<p>Dedi ki: -‘Amaan! Şimdi şaire falan önem veren yok. Kıyıda köşede çalın çağırın. Geçin gidin!’</p>
<p>-‘Yok öyle değil dedik. Biz destanımızı okuyacağız, Mustafa Kemal’e!’</p>
<p>Milletvekili Mustafa Bey, ‘okuyun da bir dinleyeyim bakayım’ dedi. Okuduk dinledi. O zamanlar Ankara’da çıkan Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’yle konuşacağını söyledi. ‘Yarın bana gelin!’ dedi. Gittik. ‘Ben karışmam’ dedi. Sonunda kesti attı. Biz ordan döndük geldik. ‘Ne yapsak?’ diye düşünüyoruz. Sonunda, ‘Matbaaya biz gidelim’ dedik. Saza, tel alıp takmak eski telleri yenilemek de gerekti. Ulus Meydanı’ndaki çarşıya, o zamanlar Karaoğlan Çarşısı diyorlardı. Saz teli almak için Karaoğlan Çarşısı’na yürüdük.</p>
<p>Ayağımızda çarık. Bacağımızda şal-şalvar, şal-ceket, belimizde kocaman bir kuşak.! Efendim polis geldi: -‘Girmeyin’ dedi. ‘Çarşıya girmek yasak!’ Bizi tel alacağımız çarşıya sokmadı.</p>
<p>Polis: -‘Yasak diyoruz. Siz yasaktan anlamaz mısınız? Orası kalabalık. Kalabalığa girmeyin!’ diye diretti.</p>
<p>-‘Peki girmeyelim’ dedik. Polisi güya salmış gibi yürümeye devam ettik. Adam geldi, arkadaşım İbrahim’e çıkıştı. –‘Kafadan gayri müsellah mısın? Girmeyin diyorum. Beynini patlatırım senin!’ diye çıkıştı.</p>
<p>-‘Beyefendi biz dinlemiyoruz! Biz çarşıdan saz teli alacağız!’ dedik. O zaman polis, İbrahim’e: -‘Tel alacaksan bu adamı bir yere oturt. Git telini al!’ Neyse gitti İbrahim teli aldı geldi. Tel taktık. Ama sabahleyin çarşıdan da geçemiyoruz. Sonunda matbaayı bulduk.</p>
<p>-‘Ne istiyorsunuz?’ dedi müdür.</p>
<p>-‘Bir destanımız var. Gazeteye vereceğiz!’ dedik.</p>
<p>-‘Çalın bakayım; bir dinleyeyim!’ dedi. Çaldık dinledi!</p>
<p>- ‘Ooo! Çok iyi’ dedi. ‘Çok güzel.’</p>
<p>Yazdılar. ‘Yarın gazetede çıkar’ dediler. ‘Gelin de gazete alın!’ Orada bize  telif hakkı olarak biraz da para verdiler. Sabahleyin gidip 5-6 gazete aldık. Çarşıya çıktık. Polisler:</p>
<p>-   ‘Oooo! Âşık Veysel siz misiniz? Rahat edin efendim! Kahvelere girin! Oturun!’ dediler. Bir iltifat başladı ki sormayın! Çarşıda bir zaman gezdik. Fakat yine Mustafa Kemal’den ses yok. Dedik: ‘Bu iş olmayacak.’ Amma Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nde destanımı üç gün birbiri üstüne yayınladılar. Mustafa Kemal’den yine ses çıkmadı. Köye dönmeye karar verdik. Fakat cebimizde yol paramız da yok. Ankara’da bir avukatla tanışmıştık.</p>
<p>Avukat: &#8211; ‘Ben belediye başkanına bir mektup yazayım. Belediye sizi köyünüze parasız gönderir!&#8230;’ dedi. Elimize bir mektup verdi. Belediyeye gittik. Orada bize dediler ki: &#8211; ‘Siz sanatkâr adamsınız. Nasıl geldinizse öyle gidersiniz!’</p>
<p>Döndük avukata geldik. ‘Ne yaptınız?’dedi. Anlattık. ‘Durun bir de valiye yazalım!’ dedi. Valiye de dilekçe yazdı. Valiye dilekçemizi imzalayıp yine Belediyeye buyurdu. Belediyeye ilettik. Belediye bize: -‘Yok!’ dedi. ‘Paramız yok! Sizi gönderemeyiz!’ dedi.</p>
<p>Avukat içerledi ve kahretti: &#8211; ‘Gidin! İşinize gidin!’ dedi. ‘Ankara Belediyesi’nin sizin için parası yokmuş; tükenmiş!’ dedi. Acıdım avukata.</p>
<p>‘Nasıl edelim? Ne edelim?’ derken bir de ‘Halkevi’ne uğrayalım bakalım. Belki oradan bir şey çıkar’ diye düşündük. Mustafa Kemal’e gidemiyok. Halkevine gidek. Bu defa, Halkevine, bizi kapıcılar bırakmıyor ki girelim. Orada dinelip duruyorduk.</p>
<p>İçeriden bir adam çıktı: -‘Ne geziyorsunuz burada? Ne yapıyorsunuz?’ diye sordu.</p>
<p>-‘Halkevine gireceğiz ama bırakmıyorlar!’ diye cevap verdik.</p>
<p>-‘Bırakın! bu adamlar, tanınmış adamlar! Âşık Veysel bu!’ dedi.</p>
<p>O içeriden çıkan adam, bizi edebiyat şubesi müdürüne gönderdi. Orada: -‘Ooo! Buyurun! Buyurun! dediler.  Halkevinde bazı milletvekilleri varmış. Şube müdürü onları çağırdı: -‘Gelin halk şairleri var, dinleyin.’ dedi.</p>
<p>Eski milletvekillerinden Necib Ali Bey: -‘Yahu dedi bunlar fakir adamlar. Bunlara bakalım. Bunlara birer kat elbise de yaptırmalı. Pazar günü de Halkevinde bir konser versinler!’</p>
<p>Hakikaten bize, birer takım elbise aldılar. Biz de o Pazar günü Ankara Halkevi’nde bir konser verdik. Konserden sonra cebimize para da koydular. Ankara’dan köyümüze işte o parayla döndük.</p>
<p>Plağa okuduğu ilk türkü ise, Emlek yöresinin ünlü ozanlarından Âşık İzzeti’nin:</p>
<blockquote><p>“Mecnunum, Leyla’mı gördüm<br />
Bir kerrece baktı geçti.<br />
Ne söyledi ne de sordum<br />
Kaşlarını yıktı geçti<br />
Soramadım bir çift sözü<br />
Ay mıydı gün müydü, yüzü<br />
Sandım ki zühre yıldızı<br />
Şavkı beni yaktı geçti.<br />
Ateşinden duramadım<br />
Ben bu sırra eremedim<br />
Seher vakti göremedim<br />
Yıldız gibi aktı geçti.<br />
Bilmem hangi burç yıldızı<br />
Bu dertler yareler bizi<br />
Gamzen oku bazı bazı<br />
Yar sineme çaktı geçti..<br />
İzzetî, bu ne hikmet iş<br />
Uyur iken gördüm bir düş<br />
Zülüflerin kement etmiş,<br />
Yar bonuma taktı geçti.” şiiridir.</p></blockquote>
<p>Köy Enstitüleri’nin kurulmasıyla birlikte, yine Ahmet Kutsi Tecer’in katkılarıyla, sırasıyla Arifiye, Hasanoğlan, Çifteler, Kastamonu, Yıldızeli ve Akpınar Köy Enstitüleri’nde saz öğretmenliği yapıyor. Bu okullarda Türkiye’nin kültür yaşamına damgasını vurmuş birçok aydın sanatçıyla tanışma olanağı buluyor, şiirini iyiden iyiye geliştiriyor.</p>
<p>1965 yılında Türiye Büyük Millet Meclisi, özel bir kanunla Âşık Veysel’e, “Anadilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden ötürü” 500 lira aylık bağlanmıştır.</p>
<p>21 Mart 1973 günü, sabaha karşı saat 3.30’da doğduğu köy olan Sivrialan’da, şimdi adına müze olarak düzenlenen evde yaşama gözlerini yumdu.</p>
<p>Âşık Veysel’in yaşamını özetlemek gerekirse, Erdoğan Alkan’ın şu betimlemesi en güzel cümleleri oluşturur: “Kızılırmak soru işaretine benzer, Zara’dan doğar, Hafik ve Şarkışla’dan sonra Sivas topraklarını terkeder. Bir yay çizip Kayseri’yi, Nevşehir’i, Kırşehir’i, Ankara’yı ve Çorum’u sular, Samsun’un Bafra ilçesinde denize dökülür, Âşık Veysel’in yaşam öyküsü Kızılırmak gibidir. Bir ucu Bafra’dadır, bir ucu da Zara’da. Bafra’ya dek uzanan acılı bir yaşam Zara’nın doğusundaki Kızıldağ’ın gür sularıyla beslenip sona erer.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tacsohbet.com/kategorisiz/asik-veysel-satiroglu-1894-1973.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

