Sevda dedigin

20 Mayıs 2010 Yazan admin  
Kategori Siir

Sevda dediğin koçum,
İşte şu nasırlı ellerim kadar.
Koçum,yanmak dediğin,
Kaç parçanla seviyorsan o kadar.
Değme gerisine,
Çek vur söndürsün yağmurları.
Fiyakalı gülüşümüz olmasa da yürek sancımız var.
Ömrümü vereyim sarı kıza,tütün kokan ellere,kahırlık esvaplara.
Sezdirme,ne kadar da çok isterim,
Ufağından bir buseye yazılıp,
Kirli sakallarımı vurgunlamayı…
Varsın olmasın.
Unutmadıktan sonra gözlerimi sarı kız,
Ha bi de tütünüm olupta üfürdükten sonra dumanını.
Hiç yoktan en afillisinden,
En hırpalanmışından bi kelam uçurunca Cengiz Abi,
Ne sevdalık ne ufalanmış gözler ne de bıçak kesiği sızılar kalır.
Elleşme gerisine.
Fiyakalı gülüşümüz olmasa da yürek sancımız yeter.

Kulak ver canımdan berisine koçum.
Artık olmayacak yüreklerde darp izi.
Masalara çizdiğimiz kederli dostluklar yarım kalacak.
Pahalı birer nara patlatıp,
Sabahçı kahvelerinde yakmayacağız ellerimizi.
Taşköprüde hüzünlü gecelere sakal atmayacağız.
Bir daha diz boyu çamurda eşelenmek,
Dudağımızda ıslıkla akşamdan kalmak yok…

Ask Aci cekmekti

26 Şubat 2010 Yazan admin  
Kategori Siir

Bu sensiz kaçıncı gecem?
Kaçıncı damladır bu gözümden akan?
Bitmiş bir aşkın peşinden
Nedir hala yüreğimi yakan?

Düşünürdüm, hayatımdaki her şey gibi
Bu heves de elbet geçer birgün.
Dedim hep kendime, bir gül gibi
Kara bir gül gibi aşkım solar birgün.

Oysa aşkımın gülleri büyüdü,
Sarmaşıklara karıştı hepsi.
Dikenleri kanatıyor gönlümü,
Heran yaram derinleşiyor şimdi.

Yüreğimdeki yangın söner diye
Bekledim, sabrettim gecelerce.
Ama gözlerin gözlerime değdiğinde
Bir yer daha tutuştu gönlümde.

Artık anlıyorum sevmeyi,
Hayatı, yaşamayı, ölmeyi
Her şey tek bir söz üzerine kuruluymuş;
Aslında aşk acı çekmekti..!

Eskidendi

26 Şubat 2010 Yazan admin  
Kategori Siir

Hani erken inerdi karanlik,
Hani yagmur yagardi inceden,
Hani okuldan, işten dönerken,
Işiklar yanardi evlerde,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani ay herkese gülümserken,
Mevsimler kimseyi dinlemezken,
Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani hepimiz arkadaşken,
Hani oyunlar tükenmemişken,
Henüz kimse bize ihanet etmemiş,
Biz kimseyi aldatmamişken,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani şarkilar bizi bu kadar incitmezken,
Hani körkütük sarhoşken gençligimizden,
Daha biz kimseye küsmemiş,
Daha kimse ölmemişken,
Eskidendi, çok eskiden.

Şimdi ay usul, yildizlar eski
Hatiralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden
Geçen geçti,
Geceyi söndür kalbim
Geceler de gençlik gibi eskidendi
Şimdi uykusuzluk vakti.

Sabret

22 Aralık 2009 Yazan admin  
Kategori Siir

Sen petekte bir gömeç bal gibisin!
Renksin yazdan kıştan, tazeliksin bahardan.
Yapraklarda dolaşan serin bir rüzgarsın ki
Her gün eser durursun hafızamdan.

Ellerin var beyaz güller gibi küçücük,
Mutlak kalbin tomurcuklardan pembe!
Sanki yeşil yaylalardır gözlerin
Alnımda ter ve kuvvetsin işimde.

Ben kanadı kırık bir kuş değilim
Döner birgün gurbet ellerde kalan
Sabret neşem, sabret şarkım, sabret sevdiğim,
Sabret kalbi tomurcuklardan pembe olan.

CAHİT KÜLEBİ

Hasretinden Prangalar eskittim

20 Aralık 2009 Yazan admin  
Kategori Siir

Seni anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya…
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana…
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara.
Akan yıldıza.
Bir kibrit çöpüne varana.
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni…
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üsüyorum, kapama gözlerini.

AHMED ARİF

Aziz NESİN

25 Temmuz 2009 Yazan admin  
Kategori Kategorilenmemiş, Siir

Aziz Nesin

Aziz Nesin, 1915′de İstanbul’da doğdu. İki yıl Darüşşafaka Lisesi’nde okuduktan sonra 1935′te Kuleli Askeri Lisesi’ni, 1937′de Harp Okulu’nu, 1939′da Askeri Fen Okulu’nu bitirdi. 1944′te üsteğmen rütbesindeyken ordudan çıkarıldı. Yedigün, Karagöz, Tan gazete ve dergilerinde çalıştı. 1946′da Markopaşa adlı gülmece dergisi büyük ilgi topladı. Sık sık kapatılan derginin yayımını Merhumpaşa, Malumpaşa gibi adlarla 1950′ye kadar sürdürdü. Bir süre kitapçılık ve fotoğrafçılık yaptı.1954′te yeniden yazarlığa döndü, çeşitli dergi ve gazetelerde yazdı. 1962′de Zübük adlı gülmece dergisini yayımladı.

1972′de yapıtlarının gelirini kimsesiz ve yoksul çocukları yetiştirmek amacıyla kurduğu Nesin Vakfı’na bağışladı.79-89 arasında Türkiye Yazarlar Sendikası’nın başkanlığını yürüttü. Edebiyata şiir ve öyküyle başlayan Nesin, daha sonra gülmece türüne yöneldi. Geleneksel gülmeceye çağdaş bir boyut kazandıran gülmece öyküleri ve romanlarında gerçekçi bir bakış açısıyla Türkiye’nin toplumsal yapısını yansıtmaya çalıştı. Yalın, sürükleyici anlatımı, geniş halk kitlelerince benimsendi.

Aziz Nesin oyunlar da yazdı. Biraz Gelir misiniz? Bi Şey Yap, Met, Çiçu oyunlarından bazılarıdır. İt Kuyruğu, Fil Hamdi, Kazan Töreni gibi öykü kitaplarının yanısıra, Zübük, Şimdiki Çocuklar Harika, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz gibi romanları sayılabilir. Ülkemizde yapıtlarıyla Karacan Armağanı (1969), Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü (1970), Madaralı Roman Ödülü (1979) alan Nesin’in yapıtları birçok yabancı dile çevrildi. Yurtdışında da Altın Palmiye(İtalya), Altın Kirpi(Bulgaristan), Krokodil (SSCB), Lotus (Asya_Afrika Yazarlar Birliği), Hitar Petar(Bulgaristan) ödüllerini aldı. Aziz Nesin 1995 yılında aramızdan ayrıldı.

ŞİİRLERİNDEN BİR KAÇI

67.Yaş

Benim doğduğum gün
Günler uzamaya başlar
Öyle bir öleceğim ki
Geceler uzamaya başlayacak

Acılı Gecenin Bitiminde

Yaşadığımı işitmek istiyorum
Bir ses uzaktan yakından ya da içimden
Düşen yaprak örneğin
Kağıt hışırtısı olsun
Ya da eski tahtaları içten kemiren bir kurdun çıtırtısı
Bir inilti derinden
Damlayan su
Bir elektrik düğmesi çıt diye
Çok uzaklardan yankılanan duyulur duyulmaz
İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm
Her ne olursa olsun bir ses
Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı

Yaşadığımı görmek istiyorum
Bir ışık uzaktan yakından ya da içimden
Sesindeki pırıltıya
Gözündeki ışıltıya benzer
Bir kibrit çakımı
Bir yanıp sönse yeter
Sabahın yağan toz mavisi göğsünde çıplak
Ya da gün batımı pembesi dudak
Bir yıldırım hızında çizilsin
Bir şimşekçe yazılsın karanlığım
Bir fener ki uzaklığı bilinmeyen
Bir yıldız parlayıp sönen
Dişlerinin aydınlığını
İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm
Her ne olursa olsun bir ışık

AŞK OKUDUM – AŞK DOKUDUM

22 Temmuz 2009 Yazan admin  
Kategori Siir

Ben bu gönül tezgahinda
Ask dokudum, ask okudum
Erenlerin dergahinda
Ask okudum, ask dokudum

Her güçlügü bile bile
Göznuruyla, sabir ile
Yumak, yumak, çile çile
Ask dokudum, ask okudum

Bir ömür yana yakila
Yazdigim sigmaz akla
Acimadim kirkdört yila
Ask okudum, ask dokudum

Sevgi insanligin özü
Odur aydinlatan bizi
Hak yolunda oldum terzi
Ask dokudum, ask okudum.

Günahindan, sevabindan
İçtim ask sarabindan
Ulularin kitabindan
Ask okudum. ask dokudum

Hangi Ayrılık

20 Temmuz 2009 Yazan admin  
Kategori Siir

Hangi gün karar verdin,
Küt diye çekip gitmeye?
Hangi lafım dokundu sana,
Böyle inceden inceye?

Hangi otobüs söyle,
Hangi uçak, hangi tren;
Seni benden götüren,
Beni bir kuş gibi öttüren?

Hangi kırılası eller dolanır şimdi,
Kırılası belinde?
Hangi rüzgar şarkı söyler,
O ay tanrıçası teninde?

Hangi çirkin gerçek uğruna,
Tükettin güzel ütopyamızı?
Hangi boşboğazlara deşifre ettin,
En mahrem sırlarımızı?

Hangi cama kafa atsam;
Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam?
Hangi meyhanede dellenip,
Hangi masaları dağıtsam?

Ben de bu sersem başımı,
Karakolun duvarına vursam!
Kendimi caddeye atıp,
Arabaların altına savursam!.

Hangi tercih beni,
En hızlı şekilde öldürür?
Hangi şekil öldürmez de
Ömür boyu süründürür?

Kayıp ilanı mı versem,
Şehir şehir dolanmak yerine?
Ödül mü koysam, ölü veya diri,
Seni bulup getirene?

Hangi ayrılık var ki,
Böyle diş ağrısı gibi, durmadan zonklasın?
Hangi cam kesiği var ki
Böyle musluk gibi, içime damlasın?

Hiç sanmam, hasta kalbim,
Bunu bir süre daha kaldıramaz..
Feriştah olsa, böyle
Eli-kolu bağlı, bekleyip duramaz!..

Hangi mübarek dua,
Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye?
Hangi aptal mazeret ikna eder,
Ateşimi söndürmeye?

Olur mu be, olur mu?
Bu da benim gibi adama yapılır mı?
Aşk dediğin mendil mi;
Buruşturup bir kenara atılır mı?

Vefa bu kadar basit mi?
Alınır mı, satılır mı?

Hangi hırsız çaldı
Seni yırtık cebimden?
Hangi pense kopardı,
Bizi birbirimizden?

Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini?
Hangi çöpçü süpürdü,
Yerden bütün izini?

Hangi yaldızlı otel,
Çarşaf serip barındırdı?
Hangi süslü manzara,
Seni kolayca kandırdı?

Hangi şarlatan imaj,
Böyle çabuk ilgini çekti?
Hangi pembe vaatler,
O saf kalbini cezbetti?

Dağ gibi adamı eze-eze,
Hangi anası tipli parlak çömeze
Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze?

Hangi yamyamlara yedirdin,
O masum rüyamızı?
Hangi mahluklar çiğnedi,
El değmemiş sevdamızı?

Hangi bıçak keser şimdi,
Benim biriken hıncımı?
Hangi mermi dağıtır,
İnsanlara olan inancımı?

Hangi bekçi,
Hangi polis artık zapteder beni?
Ve hangi su bağışlatır,
Hangi musalla temizler seni?

           Hangi sevgili var ki
           Senin kadar duyarsız ve kalpsiz?
           Ve hangi sevgili var ki
           Benim kadar çaresiz?

           Hangi ayrılık var ki
           Böyle kanasın ve böyle acısın?
           Ve hangi taşyürek var ki
           Benim kadar ağlasın?

Sen qiTTin – Öykü ßiTTi – kiTap ßiTTi – ßen ßiTTim ..!

17 Temmuz 2009 Yazan admin  
Kategori Siir

Sen qiTTin – Öykü ßiTTi – kiTap ßiTTi – ßen ßiTTim ..!

Dost sohbetlerinde andım seni bugün.

Cümlelerim yettiğince çınlattım kulaklarını.

İyiyi söylemek varken kötüyü seçtim bu gece.

Ne çok birikmişlik varmış içimde.

Sen ve kötü yakışmadınız bir birinize.

Sonra düşündüm;

Yakışmayan kimdi?

Ya da kim neye yakışmıyordu?

Sanki sen yakış mıydın bendeki bu aşka?

Yakıştıramaz oldum seni kötüyle yan yana

Anlattıkça bitecek sandığım öykülerimiz konuştukça daha da uzadı

ve ben nokta koyamadım hikayeme.

Oysa! sen noktalamıştın ömrümü çekip giderken.

Yarım kalan hikayemi tamamlayamadım.

Hadi söyle bana yar?

Kahramanı olmayanı bir hikayede nasıl biter final?

Bir kitap yazacak kadar çok cümlelerim vardı sana dair

Şimdi sen öykünün ortasında çekip gidiyorsun ve bitir diyorsun..!

Biter bu kitap bu gitmelerle..!

Belki sayfaları eksik kalır belki sonuna üç nokta konur cümlelerin.

Ama dedim ya bu gitmeye sadece bitmek yakışır.

Cümleler biter

Öykü biter

Kitap biter

Ben biter!

Ve güneşli bir İstanbul sabahı girdiğin sahaflar çarşısında

cezbedecek bir kitabın rengi seni

Tıpkı bir zamanlar benim seni cezbettiğim gibi.

Eline alıp sayfaları karıştırdıkça şaşkınlığa kapılıp

oradan kaçmaya çalışacaksın.

Tıpkı arkana bile bakmadan benden kaçtığın gibi.

Aklında sadece o sahaflar çarşısındaki

seni cezbeden kitabın başlığı kalacak

”Sen gittin

Öykü bitti

Kitap bitti

Ben bittim”

SANA BAKMAK

16 Temmuz 2009 Yazan admin  
Kategori Siir

SANA BAKMAK
 
Her şey yapılabilir
Bir beyaz kağıtla
Uçak örneğin, uçurtma mesela.
Altına konulabilir
Bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
Sallanan bir masanın.
Veya şiir yazılabilir
Süresi ötekilerden kısa
Bir ömür üzerine..
 
Bir beyaz kağıda
Her şey yazılabilir,
Senin dışında..
Güzelliğine benzetme bulmak zor,
Sen iyisimi sana benzemeye çalışan
Her şeyden:
Bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor.
Belki tabiattadır çaresi
Senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin..
Ve benim
Bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim..
Anlarım bitkiden filan
Ama anlatamam
Toprağın güneşle konuşmasını
Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla
 
Sen bana ışık ver yeter
Bende filiz çok..
Köklerim içimde gizlidir
Gelen giden, açan soran, bere budak yok
Bir şiir istersin
“içinde benzetmeler” olan
Kusura bakma sevgilim
Heybemde sana benzeyecek kadar
Güzel bir şey yok
 
Uzun bir yoldan gelen
Tedariksiz, katıksız bir yolcuyum
Yaralı yarasız sevdalardan geçtim
Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
Her şeyi anlattım..
Olan olmayan, acıtan sancıtan..
Bilsem ki sana varmak içindi
Bütün mola sancıları
Bütün stabilize arkadaşlıklar
Daha hızlı koşardım
Severadım gelirdim
Gözlerinin mercan maviliğine..
 
Sana bakmak
Suya bakmaktır..
Sana bakmak
Bir mucizeyi anlamaktır..
 
Sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
Aşk sorgusunda şahanem
Yalnız kelepçeler sanıktır
Ne yazsam olmuyor
Çünkü bilenler hatırlar..
Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
Bahçıvan değil tüccarlardır
Sen öyle göz,
Sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
Sen teninde cennet kayganlığı iken,
Sana şiir yazmak ahmaklıktır..
 
Bir tek söz kalır
Dişlerimin arasından
Ben sana gülüm derim
Gülün ömrü uzamaya başlar
 
Verdiğim bütün sözler
Sende kalsın isterim
Ben sana gülüm derim
Gül sana benzediği için ölümsüz..
Yazdığım bütün şiirler
Sana başlayan bir kitap için önsöz
 
Sana bakmak
Bir beyaz kağıda bakmaktır.
Her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır..
gördüğün suretten utanmak..
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır..
sana bakmak
Allah’a inanmaktır.

Sonraki yazılar »