BEN SENDEN ÖNCE ÖLMEK ISTERIM

10 Temmuz 2009 Yazan admin  
Kategori Siir

BEN SENDEN ÖNCE ÖLMEK ISTERIM

Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasindan gelen
gideni bulacak mi zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
Iyisi mi, beni yaktirirsin,
odanda ocagin üstüne korsun
                    içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
seffaf, beyaz camdan olsun
                    ki içinde beni görebilesin…
Fedakârligimi anliyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
                        senin yaninda kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yasiyorum yaninda senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yasariz
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasiz bir torun
bizi ordan atana kadar…
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karisacagiz
ki birbirimize,
atildigimiz çöplükte bile zerrelerimiz
                                     yan yana düsecek.
Topraga beraber dalacagiz.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasindan nemlenip filizlenirse
sapinda muhakkak
iki çiçek açacak :
                    biri sen
                    biri de ben.
Ben
daha ölümü düsünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doguracagim.
Hayat tasiyor içimden.
Kayniyor kanim.
Yasayacagim, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalniz pek sevimsiz buluyorum
                                bizim cenaze seklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
Hapisten çikmak ihtimalin var mi bu günlerde?
Içimden bir sey :
                  belki diyor.
 
                                                            18 Subat 1945

[aLıntı]

BÖYLE SEVDİM İŞTE…

09 Temmuz 2009 Yazan admin  
Kategori Siir

Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni
gören.
Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime. Bir başka
yerde
olamazdın zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın,
orada kalmalıydın. çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu
kadar
kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden
ne
ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin.

Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya… Ben dört mevsim baharı yaşadım
seninle. çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin
renklerin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşildin. Açelya idin
pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın
bir
ateş gibi. Ve maviydin… En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize
tutkundum, denizi sensiz, seni de denizsiz düşünemedim.

Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da… Kendime bile dar
gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En
kızgın,
en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana.
İçimdeki
sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni öylesine güldüren senin sevgindi
ve
ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey
olduğunu anladım seninle…

Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk
yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden
tuttuğunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi.
Menzil
sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok
edebilirdim.
Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana
ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen
girebilirdin.

Sevdim ve hayrandım da… Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı,
gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu,
olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da.
Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni
ve o
doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu
zaman.
Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni
yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.

Seni severken yorulmadım. çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün
yenilendim.
Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın.
Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.

Sevdim işte ötesi yok…

ÇOCUKSUN SEN

07 Temmuz 2009 Yazan admin  
Kategori Siir

Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen
Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu
Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen
Kum taneleri var ya onlardan birindeyim
Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor
Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte

Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum

Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun
Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum
Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup
Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için

Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar
Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa
Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun
Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların
Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar
Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa

Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan

Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık
Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık
Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada

Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak
Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin
Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen
Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun
Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada
Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.

Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil

Burada yağmur yağıyor ama sen
Şemsiyeni almadan gel yine de
Özletiyor bu çılgın sağanak seni
Sırılsıklam özletiyor biliyor musun

                                   Ahmet TELLİ

                                                                 [aLıntı]

Boşuna…

05 Temmuz 2009 Yazan admin  
Kategori Siir

Boşuna

Sen yoksun…
Bosuna yagiyor yagmur…
BirLikte isLanmayacagiz ki…

Bosuna bu nehir…
Çirpinip pirpirLanmasi…
Kiyisinda oturup göremeyecegiz ki…

Uzar uzar gider…
Bosuna yoruLur yoLLar…
BirLikte yürüyemeyecegiz ki…

ÖzLemLerde ayriLikLar da bosuna
ÖyLe uzakLardayiz…
BirLikte agLayamayacagiz ki

Seviyorum seni bosuna…
Bosuna yasiyorum
Yasami BöLüsemeyecegiz ki…

Aziz Nesin

                       [aLıntı]

SIRÇA MARTI

01 Temmuz 2009 Yazan admin  
Kategori Siir


Bak, acı çekiyor…
Günün karşısında
kar kadar suskun..
ipek üzerine çizilmiş
sırçadan çan..
olağandışı bir hüzünle
yaşamı bağlıyor.
ölümü de gökkuşağıyla:
Düşümü de değiştiriyor
çok yabancı bir şeye…

Geceleri garip yankılarda düşünüyorum
görüyorum düşüncelerimide
Gündüzler ruhunun silikliğini çiziyor
suda günah çıkartıyorum…

Titreyiş kuşu yok oluşumuzun
aynı anda birleştirdi bizi…

 	Müberra PASİC

FIRTINA KUŞLARI

01 Temmuz 2009 Yazan admin  
Kategori Siir

şarkılar söylerdi efsunlu gözlerin geceye,
üşüsem sokulur sıcak bağrına yaslanırdım..
durakta şemsiyemizi sipereder öpüşürdük,
ağzımda dalından yeni kopmuş iğde kokusu..

ellerim mektepli çocuk elleriydi yumuşacık
son ayrılığımızdı yada koşarak kavuşmamız..
acıyla yaslanır bir birimize yorgun ağlardık
şimdi kalbimde dayanılmaz ağulu bir kırıklık..

bıçak kanatlı martılar göğsümüzde uyurdu
parolamız denizden esen rüzgarın sesiydi,
yağmurla yıkanmış çınarların diplerinde
ölmüş yatıyorlar sevgilim fırtına kuşları..


Timuçin ÖZYÜREKLİ

Gidersen

07 Haziran 2009 Yazan admin  
Kategori Siir

Ya GiDerSeN Diyorum SoNrA,
GiDeRsEn HaYaT B€NdEn SıKıLıR………
GiDerSeN B€ndEn Diyorum,
GiDeRsEn Bu EmaNet (CeNNeTim)
BaŞiMa YıKıLıR…..

 

seni seviyorum

07 Haziran 2009 Yazan admin  
Kategori Siir


« Önceki Yazılar