Düşüncenin Muhteşem Gücü

17 Temmuz 2009 Yazan admin  
Kategori Ilginc Seyler

Son birkaç aydır uyguladığım yoğun enerji / şifalandırma çalışmalarında farkettimki insan zihni keşfedilmek üzere bekleyen muazzam bir deniz…

Şu an kişinin içinde bulunduğu fiziksel ya da ruhsal yaşanan olumsuz durumun zihinsel anlamda içine girildiğinde birikmiş yaşanmışlıklar, kişinin kendisini bile hayrete düşürecek durumda…

İnsan kendi kendine:

“Şu anda yaşadığım tüm olumsuzlukları geçmişte yaşadığım birtakım durumlardan dolayımı kendime yaşatıyorum?”

“Nasıl unutmuşum, arka plana atmışım bunca zamandır bütün bu yaşanmışlıklarımı, yüklerimi?”

“Nasıl bu kadar hayatımı geçmişimin üstüne kurmuşum ve defalarca kendime yaşatmışım, fark edememişim?”

“Kendime bir oyun alanı yaratıp aynı duygu ve düşüncelerin arasında gidip gelmişim ve hep aynı tip olayları kendime çekmişim. “Üstelik her şey gayet normal görünürken…” diye düşünmekten kendini alamıyor.

İnsan kendi zihninin, duygularının, ruhunun yardım isteyişini o kadar göz ardı edebiliyor ki, kendinden uzaklaşıyor. Bu uzaklaşma kişinin genelde dışarı saldırmasına sebebiyet veriyor.

İnsan bir şekilde farkına varmadan dışarıda sebep arıyor, hata arıyor… Oysaki geçen hafta yazımızda da değindiğim gibi her şey içimizde, ruhumuzda, bedenimizde, zihnimizde…

Zihin temizliği gerçekten muhteşem bir şey… % 100 özgürleşme yaşatan bir durum…

İnsanın hayatı değişiveriyor birden. Artık eskisi gibi olumsuz anlamda etkilenmiyorsun olaylardan. İstediğin şeyler gerçekleşmeye başlıyor. Mucizelerle karşılaşıyorsun. Kendinle barışıyor ve her şeyin sevgi olduğunu fark ediyorsun. Sınırsız ve sonsuz olduğunu…

Üst katmanları, geçmişin yüklerini temizleyip, bu zamana kadar tuttuklarımızı bırakınca anlayabiliyoruz aslında ne kadarda dar bir bakış açısıyla dünyaya baktığımızı… Ne denli sadece zihnimizin içindekilerle uyanıp onlarla günümüzü geçirip, sadece onlara ait durumları fark edip, onları yaşayıp, onlarla uyuyup günü bitirdiğimizi…

Bizdeki bilgiler değişinceye, biz fark edilinceye kadar olaylar kendini tekrar edip durur. Bir kez yaşanmış olaylar döner bir müddet sonra başka detay farkları ile başka yüzlerle tekrar karşımıza gelir, çünkü zaman dikeydir ve döngüsü vardır.

Farkında olmak, adeta bir markete girmişsinizde yıllardır rafta duran bir şeyi fark etmemişsiniz ve zihnin sınırsızlığını deneyimlediğinizde birden artık onu fark etmeye başlamışsınız gibi bir durum. Adeta soğanın kabuklarını birer birer soyup öz’e ulaşmak gibi.

Ne kadar öz’e ulaşırsak o denli farkındalık anlamında yükselir ve o tip enerjileri çekeriz.

Bolluk, bereket, şans, sevgi, şefkat ne ararsanız… İşte bu dünyada kendi cennetini yaratmak böyle bir şey.

Bir düşünün, düşüncelerimizin oluşturduğu enerji tüm bedenimizi kaplayan bir enerjisel alan oluşturmakta. Yaşadığımız fiziksel ve psikolojik rahatsızlıkların nedeni, olayları algılayış seklimize bağlı olarak olumsuz duyguların enerji sistemimizde yarattığı bozukluklar. Düşünce ve duygularımızda bir enerji.

Dolayısıyla rahatsız edici duygu ve düşünce, bizim algılayışımıza göre bedende farklı yerlerde kendini gösteriyor.

Biz yaşanmış olumsuz durumu düşünmeye ve hissetmeye devam ettikçe içimizdeki olumsuz enerji güçlenip, adeta bize yapışıyor.

Bizde bu yapışmış olan enerjilerin titreşimini yayıp, aynı titreşimdeki olayları kendimize çekiyoruz. Bu yüzden kısır döngü halinde aynı tip olayları yaşıyoruz.

Her dalga boyu kendi cinsinden olan dalga boyu tarafından algılanır. Tıpkı radyo istasyonları gibi, eğer o dalga boyundaysak dinleyebiliriz.

Bu yüzden ne düşünüyorsak ya da çocukluğumuzdan, geçmiş yaşamlarımızdan, atalarımızdan ne tip bilgiler aktarılmış ise onu kendimize çeker, onu yaşar, o tip durumlardan etkileniriz.

Dolayısıyla yaşanılan olaylar herkeste farklılıklar gösterir.

Örneğin, bir çocuğun düşmesine x kişi gülebilirken, diğer kişi aynı durumdan dolayı çok üzülerek depresyona girebilir.

Gelin bilim adamlarının yapmış olduğu birtakım deneylere birlikte bir göz atalım;

• Fransız bilim adamı Dr. Jaques Benveniste, tek bir hücrenin yapısını incelerken onun foton (ışık) yaydığını fark etmiş.

Yıllar süren çalışma ile bu fotonun ışıma frekansını ölçecek bir alet yapılmış. Alet kullanılırken bir hücrenin yanına başka farklı bir hücre konulduğunda, her ikisi de ayrı ayrı frekanslarda ışırken, yan yana geldiklerinde aynı frekansta ışımaya başladıkları görülmüş. Yani enerji enerjiyi etkiler ve çeker. O yüzden yanımızdaki kişinin enerjisi büyük önem teşkil eder.

• Başka bir araştırmada, deneklerin damağından alınan hücre parçacıkları mikroskobun altına konulmuş ve aynı odanın diğer köşesinde bulunan deneğe hayatında yaşamış olduğu en üzücü tecrübesini düşünmesi istenmiş.

Odanın karşı köşesinde mikroskoptaki hücre DNA’sında çürüme oluşmaya başlandığı görülmüş.

Düşüncenin ne kadar güçlü olduğu ve her şeyi etkileyebildiğini ispatlamışlar.

• Yine Dr. Benveniste 1980′lerde başlattığı çalışmalarında suyun hafızası olduğunu keşfetmiş.

Suya bir madde ekleyerek bunu 1 milyon kez sulandırmış ve özel bir alet ile aşırı hızda karıştırarak o maddenin yok olacağını tahmin etmiş ama hala maddenin suda mevcut olduğunu görünce deneylere defalarca milyonlarca kez daha sulandırarak devam etmiş.

Ancak ne kadar sulandırsa da suyun içine en başta eklenmiş olan maddenin yok olmadığını tespit etmiş. O zaman suyun yüklenen maddeyi bir şekilde hafızaya kaydettiğini anlamış. Bir başka deneyinde suya bir zehir yerine sadece zehirin frekansını yüklemiş ve aynen zehirin kendisi eklenmiş gibi içine koyulan sinekleri öldürdüğünü tespit etmiş.

• Japon bilim adamı Masaru Emoto’nun çalışmasında somut kanıtlarla insanın titreşimsel enerjisinin, düşüncesinin, kelimelerin, fikir ve müziğin, hatta son yaptığı çalışmalarda suya oynatılan filmlerin dahi suyun moleküler yapısını etkilediğini, suya yüklenen bilgilerin bir şekilde hafızaya kaydedildiğini fark etmiş. Dünyanın değişik kaynaklarından alınan ve değişik durumlarda olan suyun kristalize şekillerinde birçok büyüleyici farklılıklar keşfetmiş.

Su bu gezegendeki yaşam kaynağıdır. Beden bir sünger gibidir ve hücre denilen, sıvı dolu trilyonlarca odacıktan oluşur.

Son derece uyumlu bir maddedir. Fiziksel şekli kolayca bulunduğu ortama adapte olur. Fakat değişen sadece fiziksel şekli değildir, moleküler şekli de değişir. Çevreden aldığı enerji veya titreşimler suyun moleküler şeklini değiştirir.

Bu anlamda su sadece görsel olarak çevresel durumu yansıtmaz, aynı zamanda moleküler anlamda da yansıtır.

Emoto görsel anlamda bu moleküler değişimi belgelemek amacıyla su damlacıklarını dondurup fotoğraf çekme kapasitesi olan bir karanlık alan mikroskobu altında incelemiş.

Akarsulardan ve kaynaklardan alınan su çok güzel geometrik şekilleri olan kristal desenler gösterirken, sanayi ve yerleşimin yoğun olduğu yerlerden alınmış kirli ve toksik su ile su borularında, depolarda bekletilen durgun su damıtılmış olsa bile kesin olarak şekilsel bozukluk ve rast gele oluşmuş kristal şekiller oluşturuyor. Dolayısıyla suyun çevresinde ki titreşim ve enerjiyi kopyaladığını fark etmiş. Vücudumuzun %80’i sudur. Gün içinde düşündüğümüz, söylediğimiz her şey bedenimize kaydolup, hücreler arası dolaşır ve biz düşündüğümüz, hissettiğimiz kalitede yaşarız.

Düşüncelerimiz ve konuştuklarımız bedenimizdeki suya kaydedilir ve o kalitede yaşarız. Şeklimizi, sağlığımızı ve hayatımızı biz oluştururuz. Yaşam muhteşem bir enerjisel danstır, frekansların uyumu, birleşmesi, çatışması, iç içe geçmesi, aşağı-yukarı, sağa-sola, zıt yönlere dalgalanmasının dansı… Bu yüzden ne düşündüğümüze, ne söylediğimize dikkat etmeliyiz, işte pozitif düşüncenin gücü buradan gelir.

Aşağıya Masaru Emoto’nun deneyinden birkaç görüntü ekledim. Fotoğraflardaki dondurulmuş sulara, dondurulmadan önce sözel olarak veya şişenin üstüne yazılar yazılarak resimlerin altındaki kelimeler yüklenmiş. Son derece etkileyici bir çalışma…

[alıntı]

 

“eğer vücütlarımızın %90′ından fazlasının sudan oLuştuğunu düşünürsek bu çok etkiLeyici..düşünceLer bunu suya yapabiLiyorsa kendi düşünceLerimizin bize neLer yapabiLeceği ortada”