Kumkale Muharebeleri.
29 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Genel Kültür, Tarih
Kumkale Muharebeleri
25 Nisan 1915 Gunu saat 04.30′da Fransız filosu Kumkale önlerinde savaş düzeni almıştı. Kumkale ve Kumkale-Orhani ye arasını hedef alan şiddetli donanma ateşinin ardından Fransız birlikleri karaya çıktı.
Kumkale’deki Türk takımı Fransız bombardımanlarına ve karaya çıkan iki Fransız bölüğüne karşı kahramanca dayandıysa da, sürekli takviye edilerek tabur seviyesine çıkan Fransızlar karşısında kaleyi bırakarak Kumkale köyüne çekilmek zorunda kaldı. Sadece yarım takımlık 6. Bölük’ün ihtiyatıyla takviye edilebilen takım, Kumkale sokaklarında Fransızlarla kısa süren sokak muharebelerine girdi. 6. Bölük komutanı, birliklerini Kumkale mezarlığına çekti. Takım komutanlarından birinin şehir düşmesine, diğerinin de yaralanmasına ve cephane sıkıntısına rağmen, bölük inatla savunmasını sürdürdü ve Fransız kuvvetlerinin kanadını Kumkale’de bastırıp, bütün cephesini hareketten alıkoydu.
Türk birlikleri Kumkale’yi geri almak için taarruza geçince Kumkale sokaklarında burun buruna yakın muharebe başladı. Fransızlar da direnişlerini sertleştirmişlerdi. Türk hücumlarının en şiddetli bir anında Fransızlar beyaz bayrak çektiler. Üst rütbeli Fransız subayı da kendi rütbesine denk bir Türk subayına teslim olmak istedi, fakat dil farkı yüzünden anlaşılamadı..
Teslim alma olayı uzayınca Fransızlar tekrar toplanarak mevzilerine döndüler ve yer yer ateş muharebeleri başladı. Fransız filosu da kendi birlilerine zayiat verdirme pahasına, Fransız ve Türk birliklerinin birbirine girdiği Kumkale’ye şiddetli ateşlere başladı. Türk birlikleri Mezarlık-Kumkale-Orhaniye hattına çekilmek zorunda kaldılar.
Fransızlar Kumkale’de kıyı başı tutmuşlar ama ilerleyememişlerdi . Gelibolu Yarımadası’na çıkarma yapan İngiliz kuvvetlerinin takviye edilmesi amacıyla, Seferi Kuvvetler Başkomutan’ı General Hamilton’un emriyle, Fransız kuvvetleri 26///27 Nisan 1915 gecesi başarılı bir çekilme harekatiyla geri alındılar.
Muhtasar Osmanlı Devleti nin Tarihi.
29 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Genel Kültür
Muhtasar Osmanlı Devleti nin Tarihi
Bazi tarihçilere göre Osmanli Devletinin kurucusu Osman Bey’in babasi Ertugrul Gazi Onun babasi Gündüz Alp (Veya Süleyman Sah) Onun babasi Kaya Alp Onun babasi Gündüz Alp’tir. Bu soylu AileOguz Türklerinin 24 boyunun en soylusu olan Kayi asiretinin reisi olarak bulunuyordu. Osman Bey’in babasi Ertugrul Gazi Selçuklu Sultani Sultan Alâaddin tarafindan Bizans sinirina bir uç beyi olarak tayin edilmisti. Ertugrul Gazi’ye yurt olarak verilen yer bugünkü Bursa Kütahya ve Bilecik vilayetlerinin sinirlarinin birlestigi yerdir. Sonradan Sögüt kasabasi Bizans ‘tan alinarak merkez yapilmistir. ..
Selçuklu Devletinde Uç Beyliklerinin vazifesi devletin sinirini korumak ve Hiristiyanlara karsi cihat etmekti.Ertugrul Bey 1281 senesinde vefat etti. Yerine çok üstün kabiliyetlerinden dolayi ailenin en küçük oglu olmasina ragmen ittifakla Osman Bey seçildi ve Uç Beyi oldu.Osman Bey üstün siyaset ve savas kabiliyeti ile komsulari bulunan Bizans tekfurlari ile zaman zaman dostluk kurdu bazan da savasti. Kisa zamanda Bizans’tan hüyük topraklar elde etti.Bursa ve Iznik fetholundu. Yarhisar ve Karacahisar tekfurlari ile birlik kurdu. Bunun üzerine Osman Bey Iznik üstüne yürüdü. 1288 de Karacahisar’i ele geçirdi. Kalenin kilisesi camiye çevrilerek Osman Bey adina hutbe okundu ve kadi tayini yapilmistir.
Osman Bey Bilecik ve Yarhisar kalelerini aldi. (1299) Yarhisar tekfurunun kizi Nilüfer’le oglu Orhan Bey’i evlendirdi. Birinci Murad ile Süleyman Pasa bu evlilikten dünyaya geldiler Osman Bey 1299′da bagimsizligini ilân etti. Gazilere timarlar verdi. Kalelere subasi dizdar ve kadi tayin etti.1301′de Yenisehir ile Yundhisar’i aldi ve Yenisehir’i merkez yapti.Bundan sonra Yenisehir çevresindeki köy ve kasabalari alan Osman Bey 1303′de Iznik’i kusatti. Bursa tekfurunun topladigi birligi dagitti.Sonra da bu Sehri almıstır
(1326) Osman Bey Bursa’nin fethinden sonra ayni senede vefat etti.Osman Bey’den sonra yerine oglu Orhan Bey geçti. Orhan Bey de fetihlere devam etti. Bizanslilardan Iznik ve Izmit’i aldi. Iznik kusatmasi sirasinda kalenin yardimina gelen Bizans ordusu yenildi ve Karesi Beyligi Osmanlilarin eline geçti. Bizans Imparatoru olmak isteyen Kantakuzenos’a yardim gönderildi. Sonra sirasiyle Çimbi Kalesi Gelibolu Bolayir Malkara Çorlu ve Tekirdag ele geçirildi. Ankara ahilerden alindi.Osmanli Devletinde para ilk defa bu devirde basildi.Orhan Gazi 1362′de ölünce yerine oglu I. Murad geçmiştir
Ankara ahileri’ Sehire hâkim oldular. I. Murad hemen Ankara üzerine yürüdü ve sehri geri aldi. (1363) Sonra Çorlu ve Lüleburgaz’i ele geçirdi. Kumandanlarindan Evranos Bey ve Haci Ilbeyi de Malkara Kesan Ipsala Dedeagaç ve Dimatoka’yi Osmanli topraklarina kattilar. Lala Sahin Pasa da Edirne’yi aldi. Filibe ve Gümülcine de Osmanlilarin eline geçti. Bunun üzerine Haçlilar Edirne’ye yürüdüler. Fakat Haci Ilbeyi Haçlilari perisan etti.Sonra Kizilagaç Yanbolu Ihtiman Samokov Aydos Karnabat Sozapol ve Hayrabolu alinmiştir
Bulgar Krali Osmanli himayesine girdi. Kizkardesi Prenses Marya’yi I. Murad’a verdi.Çirmen’de Sirplar yenilgiye ugratilinca (1371) Sirp despotu Osmanlilara baglandi ve yilda 50 okka gümüsle savaslarda yardimci asker vermeyi kabul etti. (1381) I. Murad sonra Bursa’ya döndü. Oglu Bayezid’iSüleyman Sah’in kiziyla evlendirdi. Kütahya Tavsanli Simav ve Emet gelinin çeyizi olarak Osmanlilara verildi. Aksehir Yalvaç Yenisehir Karaagaç ve Egridir Hamidoglu Hüseyin Bey’den satin alindi. 1385′de Timurtas Pasa Istip Manastir ve Ohri’yi ele geçirdi. Bulgaristan’da Sofya ve Nis Osmanli hakimiyetine geçti.
Sirp Krali ve Bosna Krali Hirvat ve Arnavut Prensleri Osmanlilara karsi birlesti ve 30.000 kisilik bir kuvvetle Timurtas Pasa’yi Plosnik’te yendiler.Bundan yararlanmak isteyen Avrupa’lilar Haçli Birligi kurdular.I. Murad daha Haçlilar birlesmeden Ali Pasa ile Bulgar Kralini ve Dobruca Prensinin kuvvetlerini yenerek onlarin Haçlilarla birlesmesini önledi. (1388) Sonra I. Murad Rumeli’ye geçti ve iki ordu Kosova’da karsilasti. Haçlilar yenildi. Savastan sonra I. Murad bir Sirpli tarafindan sehid edildi.
(1389) Yerine oglu Bayezid geçti.I. Murad’in ölümünden faydalanmak isteyen Anadolu’da Aydinogullari Saruhanogullari Germiyanogullari Menteseogullari Hamidogullari Beylikleri Osmanlilara savas açtilar. 1389′da Yildirim Bayezidonlarin Anadolu’daki hâkimiyetlerine son verdi. Bir sene sonra da Karamanlilar’la Beysehir’i Osmanlilara birakmak sartiyle baris yapildi. Yildirim Bayezid 1396′da Istanbul’u kusatti. Bu kusatma yeni bir Haçli seferine sebep oldu. Nigbolu’da savas Haçlilarin yenilgisiyle sonuçlandi.Sonra Istanbul kusatmasina devam edildi. Anadolu Hisari yapildi. Istanbul kusatmasm vezir Ali Pasa’ya birakan Yildirim Anadolu’ya geçerekKonya’yi Osmanli topraklarina katti. Kadi Burhaneddin’in ülkesi ve Malatya ele geçirildi.
Yildirirn Bayezid Anadolu’da bulundugu sirada “Boucicant” kumandasinda bir donanma Istanbul’a yardima geldi. Istanbul’u Türklerin kusatmasindan kurtardi ve sehir yakinindaki kaleleri geri aldi. Yildirim Bayezid buna çok üzüldü. 1400′de Istanbul’u yeniden kusatti. Bu defa da Timur’un Anadolu’ya girmesi kusatmayi kaldirmasina sebep oldu. Anadolu’ya giren Timur Sivas’i alarak yagmaladi. Oradan Dogu Anadolu ve Suriye’ye döndü. Yildirim ordusunu topladi ve 1402′de Timur ile Ankara’da karsilasti. Savas Bayezid’in yenilmesi ve esir olmasi ile sonuçlandi. 1403′de Yildirim Bayezid öldü. Onun ölümünden sonra ogullarindan Süleyman Rumeli’de Isa Çelebi Balikesir’de. Mehmed Çelebi Amasya’da ve Musa Çelebi Bursa’da padisahlik ilân ettiler. Sonunda Çelebi Mehmed tek hâkim durumuna girdi.
Fakat 1421′de vefati üzerine yerine oglu Il. Murad geçti. Kardesi Mustafa’nin isyanini bastirdi. Bizans’i kusatti. Venediklilerle savasti. Egriboz’a ve Mora’ya akinlar yapildi. 1430′da Selânik Venediklilerden alindi. Eflak ve Sirbistan yeniden Osmanli Devletine baglandi. (1437) Hamidili Tasili Konya Beysehir alindi. Il Murad tahti oglu Mehmed’e birakti. Bu ise Haçlilarin yeni saldirilarina sebep oldu. Il. Murad Osmanli ordusunun bayna tekrar geçerek Haçlilari Varna’da yendi ve yeniden padisah oldu. 1448′de bir Haçli ordusunu da Kosova’da yendi.
Il Murad buradan Arnavutluk’a bir sefer yapti. Akçahisar kusatildi fakat alinamadi.1451′de Il. Murad ölünce yerine oglu Mehmed padisah oldu. Il. Mehmed Rumelihisarn yaptirorak Istanbul’u kusatti. 53 gun süren bir kusatmadan sonra sehri fethetti. (29 Mayis 1453) Sirbistan ve Mora ele geçirildi. Ege’de Limni Tosoz Midilli Imroz ve Egriboz Osmanlilarin eline geçti. Fatih Sultan Mehmed sonra 1461′de Trabzon Rum Imparatorlugu’na son verdi. Kirim’daki Ceneviz Kolonileri ele geçirildi. Kirim Osmanli Devletine baglandi.
1473′de Akkoyunlular’a karsi sefere çikildi. Fatih Sultan Mehmed Otlukbeli’nde akkoyunlu hükümdari Uzun Hasan’i kesin olarak yendi. Firat Nehrine kadar bütün Anadolu Osmanlilarin eline geçti. 1474′de Karaman Beyligi’ne son verildi. 1480′de Gedik Ahmed Pasa Italya’nin fethi için çikti. Otranto Kalesi’ni ele geçirdi. Fatih’in ölümü üzerine Italya’nin fethi mümkün olmadi. Fatih 1481′de Misir seferine çikti. Fakat Gebze’de öldü. Yerine oglu Bayezid geçti. Cem Sultan Bayezid ile mücadele etti. Gem Sultan Rodos sövalyelerine oradan da Papa’ya sigindi.Napoli’de 1595′de öldü. Cem Avrupa’da bulundugu sirada Bayezid önemli seferlere girismekten çekindi.
Bayezid zamaninda Hersek ve Bogdan Osmanli hâkimiyetine girdi.Memlüklar’la Çukurova’da 1485′de baslayan savaslar alti sene sürdü. Savaslar Tunus hükümdarinin araciligi ile sona erdi. Çukurova’da Osmanlilarin eline geçirdigi yerler Mekke ve Medine vakfi oldugundanMisirlilara geri verildi. Mora’da Inebahti Modon Koron ile Adriya kiyilarindaki Draç Limani ele geçirildi. Sah Ismail sii mezhebiyle iliskisi dolayisiyle Sah Kulu isminde bir kimse vasitasiyla Anadolu’da isyan kartti. Asiler Hadim Ali Pasa kumandasindaki orduya yenildiler.
Bayezid’in son zamanlarinda ogullari arasinda saltanat mücadelesi basladi.Yeniçeriler kahramanligina ve cesaretine hayran olduklari Yavuz Selim’in tarafm tuttular. 1512′de Bayezid tahti Selim’e birakmak zorunda kaldi.Yavuz Anadolu’da büyük bir nüfuz sahibi olan sii’lere karsi harekete geçti. Devlete isyan eden 40.000 kisiyi öldürttü. Sonra da Sah Ismail’e savas açti. Çaldiran’da yapilan savasta Sah Ismail yenildi. Dogu Anadolu Osmanlilarin eline geçti.
Sonra Dulkadirogullari’mn ülkesi ile Maras ve Elbistan fethedildi. Memlüklar önce Merci Dabik’da (1516)sonra da Ridaniye’de (1517) yenildiler. Suriye Misir ve Hicaz Osmanli idaresine geçti. Yavuz Sultan Selim yeni sefer için Edirne’ye giderken Çorlu’da öldü. (1520) Yerine oglu Süleyman hükümdar oldu.Misir’da “Canberdi lsyani” bastirildi. Belgrad ve Rodos Osmanli topraklarina katildi. lohac;’ta yapilan savasta Macar ordusu yenildi. Macaristan Osmanli Devleti’ne bagli bir krallik haline getirildi.
1529′da Viyana kusatildi. Fakat sehir alinamadi. Osmanli ordusunun çekilmesinden sonra Avusturya’lilarin Budin’i tekrar almaya tesebbüs etmeleri üzerine Kanuni 1532′de Alman Seferine çikti. Avusturya topraklari yagmalandi. Avusturya’lilar ile 1533′te baris yapildi. Sadrazam Ibrahim Pasa Iran’a gönderildi. Sonra kendisi de hareket etti.Tebriz ve Bagdat alindi. Bundan sonra Akdeniz seferleri basladi. Venedik’e savas açildi. Kanuni karadan Barbaros Hayreddin ise denizden hareket etti. 1537′de Korfu Adasi kusatildi fakat alinamadan geri dönüldü. Bir yil sonra da Barbaros Preveze’de Hiristiyan donanmasini yenerek Osmanli Imparatorlugu’nun Akdeniz hâkimiyetini sagladi.
Bu sirada Misir Valisi Hadim Süleyman Pasa Hint Okyanusu’nda Portekizlilerle savasti. 1540 yilinda Macaristan bir Türk eyaleti haline getirildi. 1543′te Barbaros Hayreddin Pasa Fransa Krali I. François’e yardim etmekle görevlendirildi. Barbaros Osmanli donanmasina katilan Fransiz donanmasiyla birlikte Nis’i bombardiman etti. Bu arada Kanuni de Estergon Kalesi’ni aldi. Ertesi sene de Iran üzerine hareket edildi. Sah Tahmasp padisahin karsisina çikmaya cesaret edemedigi için birçok kale alindi.1552′de Sah Tahmasp yeniden saldirdi. Osmanli ordusu Nahçivan’a kadar ilerledi.
Sonra geri dönüldü. Sâhin elçisi gelerek baris yapilmasini istedi. Azerbeycan Dogu Anadolu Irak Osmanlilarda kaldi. Kanuni 1566′da Zigetvar Kalesi’ni almak üzere yola çikti. Kusatma devam ettigi sirada öldü. Ölümünden kisa bir süre sonra da kale alindi. Yerine oglu Selim geçti. Selim zamaninda Kibris ele geçirildi. (1570) Osmanli donanmasinin büyük bir kismi Inebahti’da Haçlilar tarafindan yok edildi. Il.Selim 1574 yilinda vefat edince yerine oglu Ill. Murad geçti. Sokullu Mehmed Pasa sadrazamlikta birakildi. Iran’la 12 yil süren savaslar Osmanlilarin üstünlügü ile sonuçlandi. 1590′da Istanbul Anlasmasi yapildi.Tebriz Karabag Gence Kars Tiflis sehrizor Nihavend Luristan Osmanli hâkimiyetine geçti.
Osmanli – Avusturya savaslari yeniden basladi ve Osmanli Devleti’ne bagli olan Erdel Kraliyla Eflak ve: Bogdan Voyvodalari da Avusturya Imparatoru Rudolf ile birleserek Osmanli Devleti’ne isyan ettiler. Bu savaslar sirasinda Ill. Murad öldü. Yerine oglu Mehmed geçti. (1595)1596′da Egri Kalesi alindi. Hâçova’da Avusturya ordusu yenildi. Bundan sonra Kanije Kalesi alindi. 1601′de Avusturya’lilarin kaleyi geri almak için giristikleri saldirilar Tiryâki Hasan Pasa’nin basarili savunmasi karsisinda bir sonuç vermedi. Sonra Estergon Kalesi alindi. Erdel Eflâk ve Bogdan tekrar Osmanlilara baglandi. 1606′da Avusturya ile Zitvatorak Anlasmasi yapildi. Egri Kanije Oyvar Osmanlilara geçti.Avusturya savasi devam ederken Ill. Mehmed öldü. Yerine
oglu I.Ahmed geçti. 1603′te Osmanlilar Avusturya savaslari ile ugrasirken Iran Sahi Osmanli topraklarina saldirdi. Iran savaslarinin bu ikinci safha” sina da Istanbul’da yapilan bir antlasmayla son verildi. Iran’lilar her yil Osmanlilara iki yüz yük ipek vermeyi kabul ettiler. Sah Abbas 200 yük ipegi vermeyince Iran’a tekrar savas açildi. Bu defa bir basari elde edilemedi. 1618′de yapilan yeni bir antlasma ile savaslara son verildi. Bu arada Anadolu’da Celâli Isyânlari basladi. Devleti Aliyye zayiflamaya yüz tuttu. Askeri basarilar azaldi. Karayamci Deli Hasan Tavil AhmedKalenderoglu Canbuladoglu gibi Celâli reisleri senelerce merkez idâresine ve kapikulu askerlerine karsi savastilar. Bu isyanlar Kuyucu Murad pasa zamaninda bastirildi. I. Ahmed’den sonra tahta geçen I. Mustafahâstaydi.
Bu yüzden tahttan indirildi. Yerine Il. Osman pâdisah oldu.Il: Osman zamaninda Lehistan kazaklarinin Osmânli topraklarina saldirmalari yüzünden meydana gelen savasa Il. Osman da katildi. Il. Osman bu savasta yeniçerilerin disiplinsizligini gördü ve onlari ortadan kaldirmaya yeni bir askeri teskilât kurmaya karar verdi. Yeniçeriler isyan ettiler. 1622′de Il. Osman tahttan indirildi ve öldürüldü. Yerine ikinci defa I. Mustafa getirildi. I. Mustafa kisa bir süre sonra tahttan indirilerek yerine IV. Murad padisah oldu. Iran’la savas yeniden basladi. 1624′de Bagdat Iran’lilar tarafindan ele geçirildi. Anadolu’da Abaza Mehmed Pasa Isyani Istanbul’da ise Kapikulu Ocaklari’nin isyani çikti.
IV. Murad siki bir disiplin kurdu ve kanli temizlik hareketleriyle asayisi yeniden sagladi. Devlet nizamina bir çekidüzen verdikten sonra birinci Iran seferine Cikti. Revan’i Iran’lilardan geri aldi. Ikinci Iran seferinde de Bagdat’i ele geçirdi. IV. Murad 1640′da ölünce yerine kardesi Ibrahim geçti.1645′de baslayan Girit Savasinda Hanya Kalesi alinmakla birlikte adanin büyük bir kismi Venediklilerde kaldi. Venedikliler donanmalariyla Osmanli kiyilarina saldirdilar. Bu arada Sultan Ibrahim tahttan indirildiyerine oglu IV. Mehmed geçti. Istanbul’da kapikulu ocaklari Anadolu’da Celâli isyanlari ve Girit’te toprak kayiplari devam .etti. 1656′da Köprülü Mehmed Pasa.
sadrâzâm oldu. Köprülü Mehmed Pasa IV. Murad devrindeki gibi Osmanli Devletine eski kudretini kazandirdi. Istanbul’daki âsiler temizlendi. Venedikliler üstüne yüründü. Venedik donanmasi yenilerek adalar geri alindi. Sonra Osmanli Devletine isyan etmis olan Erdel Krali üstüne bir sefer yapildi. Yanova Kalesi ve daha bazi kaleler alindi. Abaza Hasan Pasa isyani bastirildi. 1661′de Köprülü Mehmed Pasa’nin ölümünden sonra yerine oglu Fazil Ahmed Pasa sadrâzâm oldu. Avusturya’ya savas açildi ve Köprülü Fazil Ahmed Pasa “Serdâr-i Ekrem”tâyin edildi. Uyvar ele geçirildi. 1664′de Zerinvar Kalesi alindi.
Fazil Ahmed Pasa sonra Girit’e hareket etti. Kandiye Kalesi ele geçirildi ( 1669).Bazi küçük kaleler Venediklilerde kalmak sartiyle Girit Adasi Osmanli Devletine geçti. Kazaklara saldiran Lehistan’a karsi bir sefer yapildi.Kamaniçe Kalesi ele geçirildi. Fazil Ahmed Pasa 1676′da öldü ve yerine Kara Mustafa Pasa sadrâzâm oldu. Ruslarin eline geçmis olan Çehrin Kalesi geri alindi.1683′de Avusturyâ’ya savas açildi. Viyana ikinci defa kusatildi. Kirim Haninin ihâneti yüzünden Viyana’nin yardimina gelen Lehistan Krali Osmanli ordusunu yendi. Avusturya Venedik ve Lehistan Osmanli Devletine karsi birlesti.
Daha sonra bu ittifaka Rusya da katildi. Osmanli Devleti yenildi. 1699′da imzalanan Karlofça Antlasmasiyla Tamyvar disinda kalan bütün Macaristan Avusturya’ya Mora Venedik’e Podolya ve Kamaniçe Lehistan’a Azak Kalesi de lstanbul Anlasmasiyle Rusya’ya biraki1di. (1700)Düzen yeniden bozuldu. Istanbul’da ve Anadolu’da birçok isyan çikti. IV. Mehmed tahttan indirildi. Karlofça ve Istanbul Antlasmalariyla ugranilan kayiplarin giderilmesi için tesebbüse geçildi. Isveç Krali’nin Osmanli topraklarina siginmasi ve yardim istemesi sebebiyle 1710′da Osmanli Devleti Rusya’ya savas açti. Sadrazam Baltaci Mehmed Pasa mandasindaki Osmanli Ordusu Prut’ta Rus Ordusunu yendi.
Savastan sonra yapilan Prut Antlasmasiyle (1711) Istanbul Antlasmasi uyarinca Ruslara verilmis olan yerler geri alindi. Sonra Venedik’e savas açildi.(1714) Karlofça Antlasmasiyla Venedik’e geçmis olan Mora ve öteki ada1ar geri alindi.1716′da Avusturya ile savas basladi ve büyük kayiplar verildi. Avusturya’lilar Tamyvar’i ve Belgrad’i ele geçirdiler. 1718′de Pasarofça Antlasmasiyle savaslara son verildi. Sonra Lâle Devri basladi. (1718 – 1730)Matbaa da bu devirde açildi. 1723′de baslayan Iran savaslarinda Kafkasya ve Irak’a sinir olan Iran topraklarinda önem!i yerler Osmanli ordusunca ele geçirildi. Savasa 1727′de Hemedan Antlasmasiyle son verildi.
Il. Sah Tahmasp tahta geçince Osmanlilara geçen Hemedan ve Tebriz’i geri aldi. Istanbul’da Patrona Isyani çikti. Ibrahim Pasa öldürüldü. Ill. Ahmed tahttan indirildi. Yeni padisah I. Mahmud zamaninda da savaslara devam edildi. Bu sirada Ruslar Azak kalesini aldilar ve Kirim’i isti1â ettiler. Kirim Sehirlerinden Bahçesaray Akmescid Gözleve Ruslar tarafindan tahrip edildi. Avusturya da Osmanli Devletine karsi savas açti. Osmanli kuvvetleri bu savaslar sirasinda özellikle Avusturya cephesinde düsmana basariyla karsi koydu. 1739′da Belgrad Antasmasiyla Belgrad ve Semendire tekrar Osmanlilara geçti.
Avusturya ile baris yapilmasindan sonra Rusya da baris istedi. Antlasmaya göre; Azak Kalesi yikildi ve her iki devletin tasarrufundan çikti. Rusya’nin Karadeniz ve Azak Denizinde savas ve ticaret gemisi bulundurmayacagi kabuledildi. Fransa’ya büyük imtiyazlar verildi. Bu defa yine Iran gailesi çikti.Iran Sahi Sii’ligin de Kâbe’de dört sünni mezhep yaninda temsil edilmesi için ozel bir yer istedi. Osmanli Devleti bu istegi kabul etmediginden lran ile yeniden savas basladi. (1742) bu savaslar Osmanli Devletinin kazanmasiyla sonuçlandi. 1768′de Rusya ile yeni bir savas basladi.Osmanli ordulari agir yenilgilere ugradi.
Kirim Eflak Bogdan Ruslar tarafindan istilâ edildi. Mara Rumlari Osmanli Devleti aleyhine ayaklandi.Cesme’deki Osmanli donanmasi Rus donanmasi tarafindan yakildi. 1774′de bu savaslar Küçük Kaynarca Antlasmasi i1e son buldu. Bu antlasma geregince; Kirim Osmanli Devletinden ayriliyor Aksu irmagi iki devlet arasinda sinir oluyor Kafkasya’da bir kisim toprak Ruslara birakiliyordu. Bu senelerde yine Akka’da ve Arabistan’da isyanlar çikti.1783′de Ruslar Kirim’i tamamen aldilar. Bu arada Osmanli Devletinde askeri istilah1ara girisildi. Mühendishanei Bahri Hümayun açildi.
1787′de Kirim’in yeniden alinmasi için Rusya’ya savas açildi. Avusturya da hemen Rusya’ya yardima kostu. Osmanli ordulari iki cephede savasmak zorunda kaldi. Avusturya’ya karsi basarili sonuçlar alindi. Fakat Rusya karsisinda savaslar basarisizlikla sonuçlandi. Fransiz devrimi ve Osman1i Prusya Ant1asmasi Avusturya’yi savasi durdurmak zorunda birakti. Avusturya ile Zistovi Antlasmasi imzalandi.Antlasma geregince Avusturya Osmanlilardan aldigi topraklari geri verdi. 1792′de Osmanli Rus savasi Yas Antlasmasi ile sona erdi.
Özi Rusya’ya birakildi. Rusya da savaslar sirasinda isgal etmis oldugu kale ve sehirleri geri verdi.Osmanli Devleti Kirim’i alma isteginden vazgeçti.Bu savaslar devam ederken Osmanli tahtina Ill. Selim geçti. Selim sehzadeliginde ve padisahligi dönemindeki iki büyük savasta Osmanli ordularinin Avrupa devletlerinin ordularina göre geri kaldigini gördü. Yeniçeri Ocagindan ayri “Nizam-i Cedid” adinda yeni bir ordu kurdu. Yeniçeri Ocagi Topçu ocagi Humbaraci ocagi ve Timarli Sipahiler ile donanma yeniden düzenlendi.
Londra Paris Viyana Berlin gibi Avrupa’nin büyük baskentlerinde devamli elçilikler kuruldu. 1789′da Misir Fransa’nin saldirisina ugradi. Misir kolaylikla Fransizlar tarafindan isgal edildi. Bu isgal karsisinda Osmanli Devleti önce Rusya sonra da Ingiltere ile Fransa’ya karsi anlasti. Fransizlar tarafindan isgal edilmis olan adalar geri alindi.1799′da Napolyon Suriye’yi almak için Akka Kalesini kusatti. Fakat yenilerek Misir’a geri çekildi. Bundan sonra da Osmanli Ingiliz kuvvetlerine karsi koyamadi ve Misir’i bosaltti. 1806′da Ruslar Eflak – Bogdan’a saldirdilar. Ingiltere Osmanli Devletini Rusya ile barisa zorlamak için donanmasi Çanakkale Bogazindan geçirerek Istanbul önlerine gönderdi.Fakat bu tehdit bir sonuç vermedi. Ingiliz donanmasi geri çekilmek zorunda kaldi. Ingilizler Misir’a çikarma yapti.
Rus donanmasi da Bozca ada’yi ele geçirdi. Bu sirada Istanbul’da Kabakçi Isyani çikti. Ill. Selim tahttan indirildi ve öldürüldü. Yerine IV. Mustafa geçti. Fakat Alemdar Mustafa IV. Mustafa’yi tahttan indirerek yerine Il. Mahmud’u geçirdi.Kendisi de sadrazam oldu. Yeni bir ordu kuruldu ve adina “Sekban-i Cedid” denildi. Yeniçeriler Babiâli’yi basarak Alemdar Mustafa’yi öldürdüler. (1808) Âsiler bu arada Il. Mahmud’u tahttan indirerek yerine IV. Mustafa’yi padisah yapmak istediler. Fakat Il. Mahmud kardesi IV. Mustafa’yi öldürttü. Sekban-i Cedid de kaldirildi. Bu sirada Osmanli Rus savasi devam ediyordu. Rusçuk Yergögü ve Nigbolu’yu alan Ruslar Lofça’ya girdiler. Savasa 1812′de Bükres Antlasmasi ile son verildi.
Prut irmagi iki devlet arasinda sinir kabul edildi. Anadolu siniri da degismedi. Eflak Bogdan Osmanli Devletine geri verildi. Mora Rumlari ayaklandi. Bütün Mora âsilerin eline geçti. Mora ve Girit valilikleri Mehmed Ali Pasa’ya verildi. Mora’da. âsilerin eline geçmis olan sehir ve kasabalar geri alindi.Buna Ingiltere Rusya ve Fransa tepki gösterdi. 1827′de bu üç devlet Navarin’de Osmanli – Misir donanmasini yakti. Rusya da savas ilân etti.Ruslar Eflak ve Bogdan’i aldi.
Kalas Ibrail Isakçi Tolçi Maçin ve Silistre Kalelerini ele geçirdiler ve Edirne’ye kadar ilerlediler. Dogu Anadolu’da da Erzurum’a kadar geldiler. 1829′da Edirne Antlasmasi yapildi.Dogu Anadolu’da Anapa Poti Ahiska Ruslara birakildi. Rumeli’nde isgal edilen yerler Osmanlilara geri verildi. 1830′da Osmanli Devleti bagimsiz bir Yunan Devleti’nin kurulmasini da kabul etti. Cezayir Fransa tarafindan isgal edildi. Misir Valisi Mehmed Ali Pasa da isyan etti. Misir ordusu Kütahya’ya kadar ilerledi. Mehmed Ali Pasa’ya karsi Il. Mahmud Rusya’dan yardim istedi. 1833′de Kütahya barisi yapildi. Buna göre : Suriye Valiligi Mehmed Ali Pasa’ya Adana Valiligi de Ibrahim Pasa ya verildi. 1839′da Misir’la yeniden savas basladi. Nizip’te Osmanli ordusu yenildi. Bu arada Il. Mahmud öldü. Yerine oglu Abdülmecid geçti.
Avrupa devletleri Mehmed Ali Pasa’ya çok baski yaptilar. Suriye Valiligini terkettirdiler. Bogazlar 1841′de bütün savas gemilerine kapatildi. 1839′da Tanzimat Fermani ilân edildi ve bu ferman birçok yenilikler getirdi. Böylece Osmanli Imparatorlugu’nda Tanzimat Devri basladi.Bu arada Lübnan meselesi ortaya çikti. 1846′da Lübnan Fransa’nin müdahalesiyle iki kaymakamli hale geldi. Yine bu siralarda Eflak ve Bogdan’da ihtilâller çikti. Osmanli Devleti bu hareketleri Rusya’nin yardimiyla bastirdi. Avusturya’ya isyan ederek Osmanli Devletine siginan Macar mülteciler Avusturya ve Rusya’nin bütün baskilarina ragmen onlara teslim edilmedi. 1853′de Kirim Savasi basladi. Osmanli Devleti Tuna boyunda tek basina Kirim’da ise Fransa ve Ingiltere ile birleserek Rusya’ya karsi savasti.
1856′da Paris Antlasmasiyla savas sona erdi.1860′da Fransa Lübnan ve Suriye’ye birlikler gönderdi. Lübnan için yeni bir nizamname hazirlandi. Bu sirada Abdülmecid öldü ve yerine Abdülaziz geçti Onun tahta geçmesinden sonra balkanlarda yeni karisikliklar oldu. Osmanli Devleti Balkanlarin isteklerini kabuI etmedi ve isyan bastirildi. Isyanin bastirilmasindan sonra Girit’te ayaklanma oldu.1868′de bir fermanla Girit’in yeni düzeni ilân edildi.1876′da Abdülaziz tahttan indirilerek yerine V. Murad geçirildi. V.Muradin akli dengesi bozuktu. 90 gün sonra onun da yerine Il. Abdülhamid geçirildi. Sirbistan Osmanli Devletine karsi savas ilân etti.
Sonra Karadag da Sirbistan’a katildi. Osmanli ordulari Abdülkerim Nadir Pasa ve Muhtar Pasa kumandasinda Sirbistan ve Karadag ordularini yendiler. Sirp ordusu Cernayev’in tesvikiyle Prens Milan’i Kral iIan edereksavasa yeniden basladi. Osmanli ordusu Sirplari tekrar yendi. Osmanli Devleti Rusya’nin istegi üzerine savaslari durdurdu. 23 Aralik 1876′da Istanbul’da konferans basladi. Ayni gün Osmanli Devleti I. Mesrutiyeti ilân etti. Konferans bir karar alinamadan dagildi. Sonra 1877 – 1878 Osmanli Rus savasi çikti. Savaslar Balkanlarda ve Anadolu cephesinde yapildi. Ruslar Ayastefanos ve Erzurum’a kadar ilerlediler. Önce Ayastefanos sonra da Berlin Antlasmalari imzalandi. Abdülhamid Han Meclis-i Mebusan’i dagitarak idareyi eline aldi. Berlin Kongresi baslamadan önce de Ingiltere Kibris’i isgal etti.
Avusturya Bosna – Hersek’i. Fransa Tunus’u Ingiltere de Misir’i aldi. Dogu Rumeli eyaleti de Bulgaristan’a baglandi. (1885)Albay Bassos kumandasinda 10.000 YunanliGirit’e çikti. Girit müslümanlari öldürülmeye baslandi. 1891′de Albay Bassos adayi Yunan Krali adina ele geçirdigini ilân etti. Yunanistan Rumeli sinirinda Osmanli sinirina saldirdi. Bu saldirilar karsisinda Osmanli Devleti Yunanistan’a savas açti.Edhem Pasa kumandasindaki Osmanli ordulari birçok savasta Yunan ordularini yendi. Yunanistan baris istemek zorunda kaldi ve 1897′de Tanbul Barisi imzalandi. Bir müddet sonra Girit de Osmanli Devletinden ayrilmis oldu. Makedonya’da 1902′de ihtilâl .çikti.
Il. Abdülhamid HanHüseyin Hilmi Pasa’yi Selânik Manastir ve Kosova müfettisi tayin etti.1908′de Mesrutiyet yeniden ilân edildi. Çok geçmeden de Il. Abdülhamid Han tahttan indirildi. Bu ise Osmanli Imparatorlugu’nun yikilmasi için atilan son adim oldu. Italya Trablusgarp’a saldirdi. Oniki ada Italyan donanmasi tarafindan isgal edildi. Trablusgarp ve oniki ada Italya’ya birakildi. Osmanli ordulari dört Balkan devleti karsisinda yenilgiye ugradi. Balkan devletleri Çatalca’ya kadar geldiler. 30 Mayis 1913′de Londra’da imzalanan antlasmaya göre; Midye – Enez hatti Osmanli Devletinin siniri oldu. Edirne Bulgaristan’da kaldi. Girit de elden çıktı
Bir müddet sonra Osmanl! Devleti Kirklareli ve Edirne’yi geri aldi. Balkan savaslarindan sonra Birinci Dünya Savasi çikti. Osmanli Devleti Almanya’nin yaninda Fransa Ingiltere ve Rusya’ya kary savasa girdi. (11 Kasim 1914) Savas 4 yil sürdü. Anadolu’da Ruslara Irak Suriye Filistin ve M!sir’da Ingilizler’e kary savayldi. Almanya Avusturya ve Bulgaristan ile birlikte Osmanli Devleti de Ingiltere – Fransa karsisinda yenik düstü. 30 Ekim 1918′de Mondros Mütarekesi imzalanarak savaslara son verildi. Bu sirada V. Mehmed Resad ölmüs ve yerine IV. Mehmed Vahidüddin padisah olmustu. Mütarekeden sonra Ittihat ve Terakki ileri gelenleri memleketi terk ettiler. Itilâf devletleri Istanbul’a girdi. Kars Ermeniler Ardahan Gürcüler Antalya Italyanlar Izmir Yunanlilar UrfaAntep Maras ve Adana Fransizlar tarafindan isgal edildi.Bu arada Anadolu da yeni bir- idare olusturuldu. 23 Nisan 1920′de Büyük Millet Meclisi toplandi.
Elde kalan topraklarin müdafaa ve korunmasi Meclis tarafindan deruhte edildi. 1908′de Abdülhamid Han’in tahttan indirilmesinden sonra devlet idaresinde hiç fonksiyonu kalmayar padisahlik 1 Kasim 1922′de kaldirildi. Osmanli Hanedaniin bütün fertleri için yurt disina çikarilma kanunu yapildi ve Osmanli ailesinin bütün fertleri Türkiye’yi terkettiler.Osmanlilarin saltanati bir tek sülaleden gelen tarihin en uzun ömürlü saltanati olmustur. Osmanli Devletinin kurucusu bulunan Osman Beyin idareyi ele aldigi tarih olan 1281 tarihinden saltanatin kaldirildigi tarih olan 1922 yilina kadar tam 641 sene saltanatlari devam etmistir.
Osmanlilar ayrica Yavuz Sultan Selim’in 1516 yilinda halifelik ünvanini da almasindan 1924 yilinda halifeligin kaldirilmasina kadar 407 sene müslümanlarin halifesi sifatini da üzerlerinde tasimislardir. Fakat surasi bir gerçektir ki gerek halifelik ve gerekse saltanat Ikinci Abdülhamid’in tahttan indirilmesi ile tesirini tamamen yitirmis bir mefhum haline gelmisti.Bu durum göz önüne alinacak olunursa Osmanlilarin halifeligi 393 sene devam etmistir ve Ikinci Abdülhamid Hazretleri ile son bulmustur. Ikinci Abdülhamid Hazretleri Hazreti Ebü Bekir radiyallahu anh hazretlerinden itibaren 98. halife bugün son halife olarak bildigimiz Abdülmecid ise 101.halifedir.
Çorum’un Tarihi
Çorum İli, tarihin derinliklerinden günümüze dikkate değer izler taşıyan bir bölgedir. Her tarafında en eski tarihlerden bugüne kadar gelmiş değişik medeniyetlere ait kalıntılara rastlanır. Hititler Anadolu egemenliğine bu bölgeden başlamışlardır.
Bölgede bu uygarlık kalıntıları bitişik veya üst üste bulunmaktadır. Bir Hitit höyüğü yanında bir Frig, Roma, Bizans devri mezarı veya taban mozaikleri, diğer yanda Selçuklu Kervansarayına ait yıkıntı yerleri ve onun yanında Osmanlı eserlerine rastlamak mümkündür.
Çok sayıda tarih öncesi devrin en belirgin özelliğini taşıyan tabii ve yapma mağaralar mevcuttur. Yazılı tarih öncesi ve sonrası uygarlıkların kalıntıları, yapılan kazılarla gün ışığına çıkmakta ve Çorum bölgesinin uygarlık tarihinde eski bir medeniyet merkezi olduğunu göstermektedir.
ÇORUM ADININ KÖKENİ
Çorum adının kaynakları ile ilgili muhtelif rivayetler ve bilgiler vardır.
Bizans (Doğu Roma) Kaynaklarına Göre
Anadolu’nun Türkleşmeye başladığı 1071 Malazgirt Meydan Savaşından çok önce Türk boyları yavaş yavaş Anadolu’ya sızmaya ve yerleşmeye başlamışlardır. Bu tarihte Bizans’a bağlı olan Çorum, Nikonya (Yankoniye) adını taşımaktaydı.
Danişmendname’ ye Göre
Melik Ahmet Danişmend çetin savaşlardan sonra Bizans’ın elinden Çorum bölgesini alır.Halk müslüman olup bağlılık gösterir. Ancak bu tutumları, Melik Ahmed’ i ve ileri gelen komutanları bir ziyafette zehirlemek istemelerinden dolayı bir tuzaktır. Bu kötü niyetlerini ve şehrin bir depremle tamamen yıkılacağını Melik Ahmet bir gece rüyasında görür. Melik Ahmet bu rüyanın verdiği endişe ile uyanırken şehir sallanmaya başlar. Askerlerini ve arkadaşlarını derhal kaleden çıkarır.
Kaledeki Bizanslılar müslümanların çekilişinden memnun kalarak kaleyi tekrar kapatarak savaş hazırlığına başlarlar ve yeniden dinlerine dönerler. Fakat deprem yeniden şiddetlenerek kale ve şehir tamamen harabeye döner. Bizanslılara bu saldırılarından dolayı, suçlu anlamına gelen “Cürümlü” adı verilir, zamanla bu “Çorumlu” olur.
Evliya Çelebi Seyahatnamesine Göre
Evliya Çelebi Seyahatnamesinin II.Cildi 407.sahifesinde bölgenin havasının astım hastalarına iyi gelmesi nedeniyle, Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan hasta oğlu Yakup Mirza’ yı ve yüzlerce çorluyu (bakımsız, zayıf, hastaları) buraya göndermiş ve bunlar sağlıklarına kavuşmuşlardır. Bundan dolayı şehre Çorum denilmiştir.
Çorum’un çevresinin dağlarla çevrili oldukça geniş bir ova olmasından dolayı (Çevrim) denildiği, halk ağzında Çorum’a dönüştüğü söylenmektedir.
Çorum (önceleri bazen Çorumlu) Türklerin bölgeye gelmesiyle bu adı almıştır. Çorum veya Çorumlu adının Oğuz boylarından Alayunt’lu boyunun bir oymağına ait olduğu belirtilmektedir.
İSLAM ÖNCESİ ÇORUM
Çorum bölgesi, tarihi ve kültürel açıdan günümüzden 7000 yıl öncesine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Bölgede sırasıyla Kalkolitik (Taş), Eski Tunç Çağı, Asur Ticaret Kolonileri, Hitit, Frig, Helenistik, Galat, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserlere rastlanmaktadır.
Paleolitik (Yontma Taş) ve Neolitik (Cilalı Taş) Devirler
Çorum bölgesinde yapılan arkeolojik kazılarda az sayıda bulunan bazı taş aletler, bu bölgede Yontma Taş (Paleolitik) ve Cilalı Taş Devrinin (Neolitik) yaşandığına ilişkin kanaat oluşturmakla beraber, bu devirlere ait yerleşmeler konusunda kesin bir sonuç elde edilememiştir.
Kalkolitik Devir (Taş Çağı) M.Ö. 5000-3000
Çorum ve çevresinde ilk yerleşim M.Ö. 5000 yıllarına, Kalkolitik dönemin 4. aşamasına rastlar. Yörede kazısı yapılan merkezlerin hemen hepsinde, Kalkolitik çağa ait kaplar ve bakırdan yapılma malzemeler bulunmuştur. Ayrıca yörede diğer maden yataklarının bulunması, teknolojik evrimi çabuklaştırmış ve bölgede zengin etnik grupların ve krallıkların ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Bu devir eserlerine Alacahöyük, Büyük Güllücek, Boğazköy, Eskiyapar ve Kuşsaray’ da rastlanmıştır. Yerleşimler bu dönemden itibaren devamlılık göstermiştir. En önemli Kalkolitik yerleşme, Alaca’nın Büyükgüllücek köyünde yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır.
Bu dönem mimarisinde Orta Anadolu için tipik 2-3-4 odalı evler, elde yapılmış siyah, gri, kırmızı renkli seramikler, bu devir için karakteristiktir. Bu dönemde damga mühür kullanımı yaygınlaşmış, idollerin (şematik insan tasvirleri) sayısı artmıştır.
Tunç Çağı (Maden Devri) M.Ö. 3000-1000
Çorum İlinin tarihinde en önemli dönem Tunç Çağıdır. Bakır ve kalayın karıştırılmasıyla elde edilen “tunç” döneme de ismini vermiştir. M.Ö. 3000-1000 yıllarına kadar süren bu dönem üçe ayrılır.
Çorum ve çevresinde M.Ö. 3000 yıllarında etrafı surlarla çevrili pek çok şehir devletinin varlığı, yapılan arkeolojik kazılarla belirlenmiştir. Başlangıçta nadir eşyanın yapımında kullanılan Tunç, henüz yaygınlaşmamıştır. Eski Tunç I. evresine bazen Bakır Devri de denmektedir. Bu dönem 500 yıl kadar sürmüştür. Bu sürenin sonunda Tunç eşyalarının yapımı ve kullanımı yaygınlaşmaya ve halka mal olmaya başlar.
Bu döneme de Eski Tunç II. Dönemi denir ve M.Ö. 2500-2300 yılları arasında yaşanmıştır. Alacahöyük, bu dönemin en zengin şehirlerinden biri olarak karşımıza çıkar. Eski Tunç III. Döneminde (2300-2000) Anadolu, çok sayıda şehir devletlerinden oluşan, oldukça renkli etnik bir görünüm sunan, kavimler topluluğu halindedir. Alacahöyük beldesinde yapılan kazılar sonunda elde edilen eserler, Tunç Çağı’nın III. Dönemine aittir.
Anadolu’da bu devirde zengin şehir devletleri kuran kavim Hattiler’ dir. Hattiler Anadolu’ da ismi bilinen en eski yerli kavim olarak karşımıza çıkmaktadır.
Orta Tunç Devri
Orta Tunç Devri Anadolu’da Asur Ticaret Kolonilerinin ve Eski Hitit Devletinin ortaya çıktığı dönemdir. Eski Tunç çağından yazının kullanılmaya başlanmasıyla ayrılır.
Asur Ticaret Kolonileri Çağı (M.Ö. 1950-1850)
M.Ö. II. bin yılı başlarında Anadolu zengin ve bayındır bir yerleşim yeriydi. Anadolu’nun bu durumunu bilen Mezopotamyalılar Asur Devletinin önderliğinde Anadolu’yla ticaretlerini geliştirdiler. Asurlular dokuz Anadolu kentinin yanına Pazar şehri “Karum” kurdular. Boğazköy de (Boğazkale) “Hattuş-Karum” adıyla kurulan şehir, bu ticaret merkezlerinden biriydi. Asur’ a bağlı olan bu Karumlar ticaret ve yol güvenliği için yerel yöneticilere vergi veriyorlardı.
Bu ticaret ilişkileri Anadolu’yu kültürel, ekonomik ve politik yönden etkilemiştir. M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu yazıyı tanımıştır.
Bu çağın önemli eserleri silindir ve damga, mühürler, tabletler, insan ve hayvan heykelcikleri ile hayvan biçimli içki kaplarıdır (riton). Çanak-çömlek yapımı, çarkın kullanılmasıyla büyük gelişme göstermiştir. Anadolu’da yaşamakta olan sanat, yerli gelenek ve görenekler Mezopotamya’ dan gelen etkilerle gelişmiş, yeni bir boyut kazanarak daha sonraki Hitit sanatının temelleri atılmıştır.
HİTİT TARİHİ( M.Ö. 1650-1200 )
Asur Ticaret Kolonileri dönemi, sosyal ve siyasal yeni görüşlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yerel Prenslerle yönetilen Anadolu’da, Mezopotamya’daki gibi merkezi devlet fikri gelişmiş ve sonucunda iç mücadeleler başlamıştır. Hint-Avrupalı bir kavim olan Hititler, MÖ.3000 yıllarının sonunda küçük gruplar halinde Kafkaslar üzerinden Anadolu’ ya girerek yerli halk Hatti nüfusu ile karıştılar .
Hititler, Asurluların Anadolu’ dan çıkma zorunda kalmasıyla devlet idaresini ellerine almışlardır. Anadolu’nun yerli halkıyla kaynaşıp Hitit Devleti’ni kurmuşlardır. Bu devletin kurucusu Labarna‘dır. Başkenti ise Boğazkale-Hattuşa’ dır.
Hitit tarihi M.Ö. 1650-1450 eski krallık ve M.Ö. 1450-1200 Hitit İmparatorluk Devri olmak üzere iki safhada incelenir. Hititler Anadolu’da hakimiyeti kurduktan sonra Suriye’ye seferler yapmışlardır. M.Ö. 1274’ de Mısır’la yaptıkları Kadeş Savaşı sonrası, M.Ö. 1269 yılında tarihteki ilk yazılı anlaşma olan Kadeş Anlaşmasını gerçekleştirmişlerdir. Hitit Devletinin kuruluşundan itibaren, sanattaki Mezopotamyalı unsurlar kaybolarak, Anadolu’nun yerli sanatıyla birleşmiştir. Sanatta, boyutları büyümüş anıtsal eserler ortaya çıkmıştır. Mabetler, saraylar, sosyal yapılar, kaya kabartmaları ve orthostatlarla (bina cephelerinde alt sırada yer alan kabartmalı taşlar) önceki sanattan ayrılır. Hitit Devleti M.Ö. 1200 yıllarında deniz kavimleri göçü ve kuzeyden Kaşka kavmi saldırılarıyla yıkılmıştır.
Hitit Siyasi Tarihi
M.Ö. 1800 yılları, Anadolu tarihinin başlangıcı yerli Aglutinant dil grubuna ait Hattiler ve Hint Avrupalı Hititler hakkında ilk bilgilerin edinildiği dönemdir. Bu çağ, Hitit kültürünün başlangıç ve gelişme aşamalarının kaynağıdır. M.Ö 2500-2000 yılları arasında Kuzey Kapadokya ve Orta Karadeniz bölgesinde gelişmiş kültürün temsilcisi Hattiler’ di. Şehir devletleri tarafından yönetilen bu bölgenin müstahkem şehirleri, kral mezarları, hazineleri, Hatti kültürünün simgeleridir. M.Ö 2000 yılları sonlarında büyük savaşlar sonucunda çıkan yangınlarla sona eren bu çağı, Asur Ticaret Kolonileri dönemi izler. Yazılı kaynaklardan Hititlerin, Anadolu’ya M.Ö. 3. binin son yıllarında, 2. binin başında küçük gruplar halinde, girmeye başladıkları ihtimali çıkmaktadır. Hititlerin Anadolu’ya kuzey Karadeniz üzerinden veya kuzeydoğudan, Kafkaslar üzerinden geldikleri ve Kızılırmak kavisinin kuzey kesimine yerleşmiş oldukları değerlendirilmektedir.
Yerkapı Boğazkale-Hattuşa (M.Ö. 13. yy.)
Birbirini izleyen akınlarla Orta Anadolu içlerine yayılan Hititler, zamanla etki alanlarını genişletmişler, Hattili Prenslerin arazilerine hakim olmuşlardır.
Asur Ticaret Kolonilerinin geç evresinde (M.Ö 1800-1730) Kuşşara Kralı Pithana ve oğlu Anitta tarih sahnesine çıktılar. Onlar Hitit diline Naşili adını veren Kaniş/Neşa’yi zaptedip krallığın ilk merkezi yaptılar. M.Ö. 1700’lerde Kuşşara kralı Anitta, Hattuş Krali Pijusti’yi yenip şehrini tahrip ettiğini anlatmaktadır. “Geceleyin yaptığım bir saldırı ile şehri aldım. Yerine yaban otu ektim. Benden sonra her kim kral olur ve Hattuş’u yeniden iskan ederse gökyüzünün Fırtına Tanrısı’nın laneti üzerinde olsun.”
Hattuşa M.Ö. 17. yy.’ ın ikinci yarısında, Hitit Kralı I. Hattuşili tarafından başkent olarak seçilir. Eski Hitit Devleti’nin kurucusu I. Hattuşili Kızılırmak kavisi içindeki çekirdek ülkede birliği sağladıktan sonra, Kuzey Suriye ve Yukarı Fırat Bölgesi’nde Hurri Ülkesine karşı yönettiği akınlarla, kendisini izleyecek Hitit Krallarına bir Dünya devleti olma amacının işaretini veriyordu. Murşili istilalara güneyde devam ederek ve Suriye’deki şehir devletlerini devreden çıkartarak, Mezopotamya ticaret yollarını kontrol altına aldı. Halep ele geçirildi ve ordu Babil’e kadar ilerleyerek Hammurabi hanedanlığına son verdi.
Ancak, Murşili’nin Hantili tarafından öldürülmesi bir karışıklık dönemi getirir. Hantili idareyi ele aldıysa da o da öldürüldü. Hantili’den sonra tahta geçen Zidanta ve I. Huzziya’da Hantili ile aynı kaderi paylaşarak öldürüldüler.
Bu dönemde Hitit devleti, Torosların güneyindeki ülkeleri, Güney ve Güneydoğu Anadolu’daki diğer bölgeleri yeniden Mitanni Krallığı’na kaptırdı.
Telipinu tahta geçince, saraydaki kan davalarını durdurmayı başardı. Önceki kralların uzak bölgelere yaptıkları seferleri durdurarak, Anadolu’yu kendi içinde tutarlı bir idari teşkilat altına almaya çalıştı. Bu amaçla eyalet sistemini kurdu. Telipinu fermanı olarak bilinen fermanı yayınlayarak, taht verasetini belli kurallara bağladı.
Geleneksel Hitit tarihi çağ ayrımına göre, Telipinu devrini “Orta Krallık” adı verilen dönem izler. Bu dönem krallarından Tuthaliya I ve Arnuvanda I’in dikkatleri zaman zaman Hitit etki alanının Batı Anadolu’ya uzanması yolunda yoğunlaşmışsa da Hititler I. Hattuşili ve I. Murşili’nin başarılarından sonra, yeniden Kuzey Suriye’de etkili olma isteğinden vazgeçmemişlerdir. Tuthaliya’nın Ege Kıyılarında Aşşuva’ya dek uzanan başarılı bir askeri harekatının anlatıldığı, savaş ganimeti olup Çorum Müzesi’nde sergilenen tunç kılıç üzerindeki yazıt, bu anlamda yorumlanmaktadır..
Aynı zamanda I. Tuthaliya Hititlerin amansız düşmanı Kaşkalar’ la da başetmek zorunda kalmıştır. Metinlerde Tuthaliya zamanında, Fırat’ın yukarı yatağında kalan bölgelere ve Kuzey Mezopotamya’da Hurrilere karşı yapılan askeri harekatlardan söz edilmektedir. Bu başarılarla I. Tuthaliya’nın Hatti ülkesinde krallığın gücünü yeniden sağladığı anlaşılmaktadır. Ancak I. Tuthaliya’nın hükümdarlık alanı genelde Anadolu ile sınırlı kalmıştır.
I. Şuppiluliuma tahta geçince, öncelikle Anadolu’ daki hakimiyetini sağlamlaştırmıştır. Daha sonra Suriye ve Kuzey Mezopotamya’ nin bazı bölgelerini Hitit Krallığı’ na katmıştır. Kaşka’ larla savaşmış, Ugarit Kralı II. Nigmedu ile bir anlaşma yapmıştır. Şuppiluliuma Mısır’ da Tutankhamon’ un ölümünden sonra çıkan çatışmaları fırsat bilmiş, Kargamış’ ı alarak Mitanni Krallığı’ na son vermiştir.
II.Murşili’nin, Anadolu’nun kuzeyindeki ve batısındaki seferleri, Hitit çekirdek ülkesinde vebanın hüküm sürdüğü ve giderek artan Asur etkisiyle Suriye’de huzursuzlukların yaşandığı bir döneme rastlamıştır. Bu arada Asur, Yukarı Mezopotamya’nın batısında Yukarı Belih Bölgesi’ne ve onu sınırlayan Kargamış’a kadar etki alanını genişletmişti. Büyük Kralın 9. hükümdarlık yılında Kargamış’ı yöneten Piyaşşili, Kizzuvatna ülkesinde, birlikte bir kült törenine (dini tören) katıldıkları sırada öldü. Suriye’de huzursuzluklar tekrar başladı, Kral’ın ordusunun başına geçerek Kargamış’a gelmesi ve Piyaşşili’nin oğlunu tahta geçirmesiyle Kargamış Ülkesi’ni düzene sokmuş ve Kuzey Suriye yeniden Büyük Hitit Kralı’nın sıkı denetimi altına girmiştir.
Babası Murşili’nin ardından fazla zorluk çekmeden tahta geçen11. Muvattalli, yirmi yıldan fazla ’’Büyük Kral’’ olarak hüküm sürmüştür. O’ nun küçük kardeşi Hattuşili, askeri birliklerin başı, saray memuru, kuzey sınırının sürekli huzursuz bölgelerinde ve Hattuşa’da Vali olarak Hükümdara birçok alanda hizmet vermiştir. Bu dönemde Muvattalli sarayını, tanrı ve atalarının heykelleri ile birlikte Hattuşa’dan Tarhuntaşşa’ya taşımıştır. Muvattalli zamanında Orta Suriye’deki Amurru bölgesi nedeniyle, Hititler’in anlaşmazlığa düştüğü ülke Mısır’dı. Bu anlaşmazlık Kadeş Savaşı’ na yol açtı. (M.Ö. 1274)
Günümüzde Mısır’ daki Abydos, Luksor, Abu Simbel’in duvarları ve Ramsesseum’un pylonlarının üzerindeki kabartmalarda, Yakındoğu’nun geçmişindeki en ünlü savaşlardan biri olan Kadeş Savaşı’ nın tasviri görülmektedir. Kabartmalara II.Ramses’in Hitit Kralı II. Muvattalli’yi yenerek elde ettiği zaferin kutlandığı hiyeroglif metinler eşik etmektedir. Firavun çok iyi hazırlanarak savaş alanında bizzat bulunmasına rağmen, savaşın asıl galibi Hititler olmuştur. Amurru yeniden Hitit yönetimi altına girmiş, ayrılıkçı yerel kral Benteşina ise Anadolu’ya sürülmüş, Kadeş Kalesi Hitit denetiminde kalmıştır.
Büyük Kral II. Muvattalli öldüğünde, eski bir kurala uyulmuş ve imparatorluğun en güçlü adamı olan kardeşi Hattuşili yerine, oğlu III. Murşili/Urhi-Teşup tahta geçmiştir. O, başkenti Tarhuntaşşa’dan, yeniden Hattuşa’ya taşımıştır. Büyük Kral ile imparatorluğun ikinci adamı Hattuşili arasındaki uzlaşmacı tutum, zamanla bozulmuş ve Büyük Kral’ın, amcası Hattuşili tarafından tahttan uzaklaştırılmasına neden olmuştur. III. Hattuşili bu durumu tanrıların karar verdiği bir “Hak Sorunu” olarak göstermiştir. Yasal bir biçimde tahta geçmediğinin bilincinde olduğu için III. Hattuşili, dini ve diplomatik görevlerine çok sıkı bir şekilde bağlıydı. Kült (Tapınma, ibadet) görevlerinde Büyük Kraliçe Puduhepa kendisine yardımcı olmaktaydı.
Bölgede II. Muvattalli döneminden ve Kadeş Savaşı’ ndan bu yana II. Ramses hüküm sürmekteydi. Hattuşili Asur ve Babil Hükümdarları ile olduğu gibi, II. Ramses ile de hükümdarlar arasındaki olağan ilişkilerini sürdürmüştür. I. Şuppiluliuma’ dan beri süregelen savaş durumunu sona erdirmiş ve Mısır ile barış antlaşmasını imzalamıştır. Antlaşma Hattuşa’ da ortaya çıkarılan ve günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan kil tabletten anlaşılmaktadır. Akadca yazılmıştır. Ayrıca Mısır-Karnak Ramesseum’ da da Mısır hiyeroglifi ile kaleme alınmış kopyaları görülmektedir. II. Ramses ile yapılan barış antlaşması, Hattuşili’ nin hükümdarlık döneminde ulaştığı bir zirvedir. Bu başarı kendisinin rakipleri Asur ve Babil ile Ege’ deki rakibi Ahhiyava karşısındaki konumunu güçlendirmiştir.
Kurallara uygun olmaksızın tahta çıkmış olmasına rağmen, III.Hattuşili önemli politik başarılar ve uluslararası takdir kazanmıştı; ancak Hattuşa’da tahtına çıkacak kişi ile ilgili düzenlemeyi yapmak da kendisi için önemliydi. Önceden seçilen varisten vazgeçilmiş ve yerine Prens IV. Tuthaliya seçilmişti. Tuthaliya tahta çıktıktan sonra, Tarhuntaşşa Kralı Kurunta ile antlaşma yapmış ve Tarhuntaşşa ülkesinin sınırları yeniden çizilmiştir. II. Muvattali’nin oğlu olarak hanedandan gelen Krala, imparatorluk hiyerarşisi içinde Karkamış Kralı ile aynı düzeyde yer verilmiştir.
Hitit İmparatorluğu’nun bilinen son hükümdarı IV. Tuthaliya’ nın oğlu II. Şuppiluliuma, başgösteren yiyecek sıkıntısıyla daha da gerginleşen duruma rağmen bazı askeri başarılar elde etmiştir. Hattuşa’da bugün Güneykale olarak adlandırılan kesimdeki bir yazıtta, II. Şuppiluliuma’ nın askeri birliklerinin Orta ve Güneybatı Anadolu’da başarıyla savaştığından, Tarhuntaşşa’ da da hükümdarın yeniden otorite kurduğundan söz edilir. Çivi yazılı belgeler de, Kargamış Kralı ve doğrudan Büyük Kral tarafından denetlenen Alaşiya (Kıbrıs) ülkesiyle antlaşma yapıldığı belirtilir.
Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö. 1200’den kısa bir süre sonra yıkılma nedeni halen tam olarak anlaşılamamıştır. İmparatorluğun yıkılmasına çeşitli etkenlerin neden olduğu değerlendirilmektedir. Son büyük kralın hüküm sürdüğü dönemde, halk içinde huzursuzluklar ve Hitit aristokrasisinde giderek artan çatışmalar başgöstermiştir. Hitit Devletinin ayakta olduğu son yıllara tarihlenen yazılı kaynaklar, sefalet içinde olduğu belirtilen Anadolu’ya Suriye ve Mısır’dan büyük miktarlarda tahıl sevk edildiğini kanıtlamaktadır. Aynı zamanda Anadolu’daki huzursuzluklar ve Suriye üzerindeki Hitit etkisinin azalması da Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasında neden ya da sonuç olarak değerlendirilmektedir. Arkeolojik araştırmalarda Hitit yerleşimlerinde bulunan yazılı belgeler, Anadolu’da aynı dönemde (M.Ö. 1800’ lü yıllarda) Hint-Avrupa dillerinin en eskisi Hititçe’den başka, yine aynı dil grubuna ait Luvi ve Pala dillerinin, ayrıca Hurrice, Hattice ve Akadca’ nın yazı dili olarak kullanıldığını göstermektedir. Çivi yazısı ile yazılan bu dillerde her işaret bir heceyi simgeler. Hititlerin kullandığı bir başka yazı türü de Luvi dilinde yazılan ve hiyeroglif denen resim yazısıdır. Hititlerin kullandığı ve Mısır hiyeroglifinden tamamen farklı olan bu hiyeroglifte, heceler hatta kelimeler tek bir işaretle temsil edilebiliyordu. Hiyeroglif daha çok mühürlerde ve kaya anıtları gibi büyük yazıtlarda tercih edilmekteydi. Hititlerde okur yazarlık yalnızca çok küçük bir gruba ait bir beceri olarak kabul edilirdi. Çivi yazısını kralların da (LUGAL.GAL) okuyamadıkları, aldıkları mektupların sonunda yer alan ve yazıcıya hitap ettiği anlaşılan “sesli oku” ibaresinden anlaşılır. Çivi yazısıyla yazılmış metinler arasında yıllıklar, törensel metinler, tarihi olaylara ilişkin belgeler, antlaşmalar, bağış belgeleri ve mektuplar vardır. Bu yazı kil tablet üzerine, kalem yerine kullanılan sivri uçlu bir araçla, kil henüz ıslakken kazılarak yazılıyordu. Kil tabletlerin, özellikle yangın geçirip sertleşmiş olanları, günümüze kadar iyi durumda gelmiştir. Ahşap ve maden tabletlerin varlığı yine metinlerden bilinmektedir. Hattuşa’da 1986 yılında bulunan ilk madeni tabletin üzerinde “Hitit Kralı ile Tarhuntaşşa Kralı arasındaki bir antlaşmanın” metni vardır.
Hitit Dili
Arkeolojik çalışmalarda Hitit yerleşmelerinde bulunan yazılı belgeler Anadolu’da aynı dönemde (M.Ö. 2.bin yılda) Hint-Avrupa dillerinin en eskisi Hititçeden başka, yine aynı dil grubuna ait Luvi ve Pala dillerinin, ayrıca Hurrice, Hattice ve Akadca’nın yazı dili olarak kullanıldığını gösterir. Hepsi de çivi yazısı ile yazılan bu dillerde her işaret bir heceyi simgeler. Hititlerin kullandığı bir başka yazı da Luvi dilinde yazılan ve hiyeroglif denen resim yazısıdır. Hititlerin kullandığı ve Mısır hiyeroglifinden tamamen farklı olan bu hiyeroglifte, heceler hatta kelimeler tek bir işaretle temsil edilebiliyordu. Hiyeroglif daha çok mühürlerde ve kaya anıtları gibi büyük yazıtlarda tercih edilmekteydi.
Hititlerde okur yazarlık yalnızca çok küçük bir gruba ait bir beceri olarak kabul edilir. Çiviyazısını kralların bile okuyamadıkları, aldıkları mektupların sonunda yer alan ve yazıcıya hitap ettiği anlaşılan “sesli oku” ibaresinden anlaşılır. Çivi yazısıyla yazılmış metinler arasında yıllıklar, törensel metinler, tarihi olaylara ilişkin belgeler, antlaşmalar, bağış belgeleri ve mektuplar vardır. Bu yazı kil tablet üzerine, kalem yerine kullanılan sivri uçlu bir araçla, kil henüz ıslakken kazılarak yazılıyordu. Kil tabletlerin, özellikle yangın geçirip sertleşmiş olanları, günümüze kadar iyi durumda korunagelmiştir. Ahşap ve maden tabletlerin varlığı yine metinlerden bilinmektedir. Kadeş Antlaşması’nın II. Ramses’e gönderilen metni gümüş bir tablet üzerine yazdırılmıştı ancak günümüze kara bu tablet bulunamamıştır. Hattuşa’da ilk maden tablet 1986 yılında bulunmuştur. Üzerindeki metin Hitit Kralı ile Tarhuntaşşa kralı arasındaki bir antlaşmadır.
Hitit Dini
Hitit dini çok tanrılı bir dindir; panteonun (tanrılar ailesi) içinde binlerce tanrı ve tanrıça vardır ve bunların pek çoğu diğer kavimlerin dinlerinden alınmıştır.
Hititler’ de tanrılar tıpkı insanlar gibidir. Fiziki şekilleri insan gibi olduğu kadar, ruhen de onlarla aynı olup, insanlar gibi yerler, içerler, kendilerine iyi bakıldığı sürece insanlara iyilik ederler; ancak ihmal edildikleri zaman hemen intikam almaya, insanları en acımasız yöntemlerle cezalandırmaya hazırdırlar. Bir Hitit metni insanlarla tanrıları birbirleriyle kıyaslamakta ve tanrı- insan ilişkilerini bey – hizmetçi ilişkilerine benzetmektedir.
Hitit devletinin panteonu Anadolu ve Suriye şehirlerinin çeşitli yerel panteonlarının zamanla bir araya getirilip birleştirilmesinden oluşmuştur.
Hitit devletinin başlangıcından itibaren baş tanrı, fırtına tanrısıdır
(Teşup). Kozmik dönemi (kainatı) sağlayan, krallığı ve ülkenin düzenini koruyan fırtına tanrısıdır. Kral, efendisi adına ülkeyi yönetir.
Siyasal yapısı itibariyle Hitit Devleti, Kral ve üyeleri kraliyet ailesinden gelen kişilerden oluşan politik bir kurumdu. Yönetimin politik organı Panku’dur (İmparatorluk Meclisi). Herhangi bir politik sorun olduğunda Panku Kral tarafından toplantıya çağırılmaktaydı.
Hitit Kraliyet ailesi, dışarıya karşı kapalı bir topluluk değildi. Krallık kalıtsaldı, ancak, Kral olabilecek birinci ve ikinci dereceden erkek olmaması durumunda, birinci dereceden bir prensesin eşi de Kral olabilirdi. Kral tarafından belirtilen veliahdın Panku’nun onayını aldıktan sonra bağlılık yemini etmesi gerekiyordu. Krallık yanında, kurumsallaşmış bir Kraliçelik de vardı. Kraliçenin politik hayatta önemli görevler üstlendiği III. Hattuşili’nin eşi Puduhepa’nın icraatlarından anlaşılmaktadır. Ancak Hitit devlet yapısında Kral, mutlak güçtü.
Hitit İmparatorluğu’nun Yapısı
Siyasal yapısı itibariyle Hitit Devleti, Kral ve üyeleri kraliyet ailesinden gelen kişilerden oluşan politik bir kurumdu. Yönetimin politik organı Panku’dur (İmparatorluk Meclisi). Herhangi bir politik sorun olduğunda Panku Kral tarafından toplantıya çağırılmaktaydı.
Hitit Kraliyet ailesi, dışarıya karşı kapalı bir topluluk değildi. Krallık kalıtsaldı, ancak, Kral olabilecek birinci ve ikinci dereceden erkek olmaması durumunda, birinci dereceden bir prensesin eşi de Kral olabilirdi. Kral tarafından belirtilen veliahdın Panku’nun onayını aldıktan sonra bağlılık yemini etmesi gerekiyordu. Krallık yanında, kurumsallaşmış bir Kraliçelik de vardı. Kraliçenin politik hayatta önemli görevler üstlendiği III. Hattuşili’nin eşi Puduhepa’nın icraatlarından anlaşılmaktadır. Ancak Hitit devlet yapısında Kral, mutlak güçtü.
Kadeş Savaşı ve Barış Antlaşması
M.Ö. 1274 tarihinde II. Ramses ile Muvattalli arasında Kadeş önünde büyük bir meydan savaşı yapılmış ve Kadeş Barış Antlaşması ile sonuçlanmıştır. Bu antlaşmaya bağlı olarak II. Ramses savaştan önce aldığı yerleri boşaltmış, Kadeş Şehri Hititlere kalmıştır.
Kadeş Barış Antlaşması sırasında orduda çıkan bir isyanda, Muvattalli öldürülmüştür. Antlaşma, onun yerine geçen III. Hattuşili tarafından imzalanmıştır. (M.Ö.1269) Bu antlaşma dünya tarihinde eşitlik ilkesine dayanan en eski antlaşmadır. Antlaşma çivi yazısıyla gümüş plakalar üzerine Akadca olarak yazılmıştır. Ayrıca Kralın mührünün yanında Kraliçenin mührü de vardır.
Bu antlaşmanın gümüş levhalara kazınmış olan asıl metinleri kayıptır. Mısır’da tapınakların duvarlarına kazınan antlaşmanın bir nüshası da, Boğazköy (Boğazkale) kazılarında kil tablet olarak bulunmuş olup Istanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Kadeş antlaşmasının Hattuşa’da bulunan çivi yazılı tabletinin büyütülmüş kopyası New York’ta Birleşmiş Milletler Binasında asılıdır.
Kadeş Antlaşması Metni
“Mısır Memleketi Kralı, Büyük Kral, Kahraman Ra-maşe-şa mai Amana’nın Hatti memleketlerinin büyük Kralı Hattuşili ile iyi dostluklarının , kardeşliklerinin ve büyük krallıklarının devamı için yaptıkları antlaşmadır.
Bunlar, Mısır memleketi Büyük Kralı, bütün memleketlerin kahramanı, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral, kahraman Minmua-rea’nın oğlu, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral, kahraman Min-pahirita’rea’nın torunu, Rea-Maşeşta-Mai Amana’nın, Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral, Murşili’nin oğlu, Büyük Kral, Hatti memleketi Kralı, kahraman Şuppiluliuma’nın torunu, Büyük Kral, Hatti memleketi Kralı, kahraman Hattuşili’ye söylediği sözlerdir.
Aramızda daima olarak iyi kardeşlik ve iyi sulh kurdum. Mısır memleketi ile Hatti memleketi arasındaki münasebetlerde iyi kardeşliğin ve iyi sulhun tesisi için şunları söylüyorum: İşte, Mısır memleketi ile Hatti memleketi arasındaki münasebete gelince, ezelden beri tanrı onlar arasında düşmanlığa müsaade etmediğinden antlaşma ebedidir. Büyük Kral, Mısır memleketi Kralı, Rea-Maşeşa Mai Amana, güneş ve fırtına tanrılarının münasebeti gibi öyle edebi bir münasebet tesis etti ki, o aralarında daima düşmanlık yapmağa mani olur.
Mısır memleketi Kralı, büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana gümüş bir tablet üzerine kardeşlik Hatti memleketi Kralı, büyük Kral Hattuşili ile bugünden itibaren aramızda iyi sulh ve iyi bir kardeşlik tesisi için bir muahede yaptı. O benim kardeşimdir, ben de onun kardeşiyim ve onunla daima sulh halindeyiz. Bize gelince: Bizim kardeşliğimiz ve sulhumuz evvelce Mısır memleketi arasındaki sulh ve kardeşlikten daha iyi olacaktır.
Bak, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili ile sulh ve kardeşlik halindedir.
Bak, Mısır memleketi Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana’nın oğulları Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili’nin oğulları ile ve kardeşleri ile sulh ve dostluk daimidir. Onlar da bizim gibi kardeş ve sulh halindedir.
Mısır memleketiyle Hatti memleketi arasındaki münasebete gelince: Onlarda bizim gibi daima kardeşlik ve sulh halindedirler.
Mısır memleketi Kralı, büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana istikbalde her hangi bir şey almak için Hatti memleketine girmeyecektir. Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili de istikbalde herhangi bir şey almak için Mısır memleketine girmeyecektir.
Bak Güneş ve Fırtına tanrılarının Mısır memleketi ile Hatti memleketi için getirmiş oldukları ilahi nizam, onlar arasındaki sulh ve kardeşliktir, düşmanlık değildir. Bak Mısır memleketi Kralı; Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana bugünden itibaren iyi durumu muhafazada sebat edecektir. İşte Mısır memleketi Hatti memleketi ile daimi sulh ve kardeşlik halindedir.
Eğer yabancı bir memlekette bir düşman Hatti memleketine gelirse ve Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili bana “Ona karşı koymak için bana yardıma gel” diye bir haber gönderirse Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana piyadesini süvarisini gönderecek onu öldürecek, Hatti memleketi için ondan intikam alacak.
Eğer Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili tâbi beylerine kızarsa, onlar ona karşı bir kusurda bulunursa Mısır memleketi Kralı Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya haber gönderirse Mısır memleketi Kralı piyadesini ve süvarisini ona gönderir. O kimlere kızmışsa onları imha eder.
Eğer dış memleketlerden yabancı bir düşman Mısır Kralı kardeşin Rea-Maşeşa Mai Amana’ya ve Mısır memleketine karşı gelirse ve onun kardeşi Hatti memleketi Kralı Hattuşili’ye “Ona karşı koymak için bana yardıma gel” diye bir haber gönderirse Hatti memleketi Kralı Hattuşili piyadesini, süvarisini gönderecek ve benim düşmanımı öldürecek.
Eğer Mısır Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana tâbi beylerden birine kızarsa, onlar ona karşı birleşirlerse ve ben Hatti Kralı kardeşim Hattuşili’ye “Haydi” dersem Hatti memleketi Büyük Kralı Hattuşili piyadelerini ve harb arabalarını gönderecek, o kimlere kızmışsa onların hepsini mahvedecek.
Bak, Hatti memleketi Kralı Hattuşili’nin oğlu babası Hattuşili’nin bir çok senelerinden sonra Hattuşili’nin yerine Hatti memleketi Kralı olacak. Eğer Hatti memleketinin asilzadeleri ona karşı birleşirlerse Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana piyadelerini ve harp arabalarını Hatti memleketinin hatırı için onlardan intikam almak üzere gönderecek. Hatti memleketinin Kralının ülkesinde asayişi temin ettikten sonra memleketleri Mısır’a dönecekler.
Eğer bir asilzade Hatti memleketinden kaçarsa böyle bir adam Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea Maşeşa Mai Amana’ya iltica ederse vazifesini yerine getirmek için, ister Hatti memleketi Kralı Hattuşili’ye ait olsun, ister ayrı bir şehre ait olsun, onu yakalayacak ve onu Hatti Kralı, Büyük Kral Hattuşili’ye iade edecektir.
Eğer bir asilzade Mısır memleketi Büyük Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana’dan kaçarsa ve böyle birisi Hatti memleketine, Hatti memleketi Kralı Büyük Kral Hattuşili’ye gelirse onu yakalayacak, kardeşi Mısır memleketi Kralı Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya iade edecektir.
Eğer bir adam veya iki üç adam Hatti memleketinden kaçarsa, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya gelirse Mısır memleketi Kralı Büyük Kral onları yakalayacak ve kardeşi Hattuşili’ye iade edecek. Mısır Kralı ve Hatti Kralı kardeştirler, bu sebepten onları bu kabahatleri için şiddetle cezalandırmasınlar, onların gözlerinden yaş akmasın, bu şahıslardan karıları ve çocuklarından intikam alınmasın.
ÇORUM’A TÜRKLERİN YERLEŞİMİ
Çorum Bölgesine Oğuz Boylarının Yerleşmesi ve Türk Egemenliğine Geçiş
Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah’ ın Danişmend Beyi olan Ahmet Gazi, Amasya’yı aldıktan sonra Çorum’u da (Nikonya) almak için Çavlı Beyi görevlendirdi. Çavlı Bey, emirlerinden Karatekin ve Serkes Ahmet Gazi ile Çorum’a yürüdü ancak, Çorum Tekfuru (yönetici) Nastura’ya Kastamonu’dan yardım geldiği için Çavlı Bey başarılı olamadı. Bunun üzerine Melik Ahmet Gazi 30.000 kişilik askeriyle Çorum’a geldi. Beraberinde Komutanlarından İltekin Gazi’de bulunmaktaydı.
Kastamonu’dan Çorum’a yardım için gelen Bizans kuvvetleri bozguna uğratılarak şehir kuşatıldı. Melik Ahmet Gazi Nastura’ya, elçisi Yahya’yı şehri teslim etmesi için gönderdi. Nastur bu teklifi reddetti. Bir haftalık kuşatmadan sonra Nikonya (Çorum) Şehri 1075 yılında alındı.
Melik Ahmet Gazi Oğuzlar’ ın Alayunt’lu boyundan Çorumlu oymağının başı bulunan İlyas Beyi Çorum’a yönetici olarak bırakmış, İltekin Gazi ile Osmancık’ı almak üzere Çorum’ dan ayrılmıştır. Çankırı yöresinin fethi için Çavlı ve Karatekin Beyleri görevlendirdi. Osmancık alındıktan sonra burasını Alayunt boyundan Osman Bey’e verdi. Osmancık adını bu beyden almıştır.
Kısa zamanda Orta Anadolu’yu Bizans’ın elinden alan Danişmend Beyliği, Çorum ve çevresini Türk boylarına açarak Anadolu’nun Türkleşmesine katkıda bulunmuştur. Bu bölgede Oğuz Türkleri yerleştikleri yerlere boylarının ve oymaklarının adlarını vermişlerdir. Köy, mahalle, dere, tepe, dağ ve ova gibi bazı yer isimleri Oğuz boylarının adlarını taşımaktadır. Bayat, Büget, Kayı, Kınık, Salur, Avşar, Bayındır, Karakeçili, Karaevli, Dodurga verilen boy ve oymak adlarından bazılarıdır.
Anadolu’nun Türkleşmesinde Oğuz Boylarına mensup Türkmenler’in büyük rolü olmuştur. Bu çerçevede Karadeniz Bölgesi’ne de çok sayıda Oğuz Boylarına mensup Türkmenlerin yerleştiği görülmektedir. Bu Türk boyları bölgenin hem fetihlerle, hem de iskanlarla Türkleşmesini sağlamışlardır. Prof. Dr. Faruk SÜMER’in araştırmalarından yapılan tespitlere göre; XVI. Yüzyılda, Amasya, Canik (Samsun), Çorum, Karahisar-i Şarki, Kastamonu, Kengiri (Çankırı), Sivas ve Trabzon sancaklarındaki yer adları incelendiğinde, Yirmidört Oğuz Boyunun 21’i yerleşmiştir. Bunlar; Kayı, Bayad, Kara-Evlu, Yazır, Döğer, Todurga, Afşar, Kızık, Beğ-Dili, Karkın, Bayındır, Çavundur, Çepni, Salur, Eymür, Ala-Yundlu, Yüreğir, İğdir, Büğdüz, Yıva ve Kınık boylarıdır. Bölgede bu boylara ait 268 yer adı bulunmaktadır.
Kıyı şeridi başta olmak üzere, Karadeniz Bölgesi’nin Türkleşmesinde özellikle ÇEPNİLER önemli roller oynamışlardır.
Anadolu’nun fethinden sonra bölgeye yerleşen Türklerin Çorum bölgesini yurt ve otlak olarak kullandıkları kayıtlardan anlaşılmaktadır.
Bölgede en çok köy ve yer adı bırakanlar Bayat, Eymir, Kargın, Yapar ve Çavuldur boylarıdır.
İlimizde Oğuz boylarının isimlerini taşıyan yerler :
1-Avşar (Kargı- köy)
· Avşar Divanı (Alaca’ da bir bölge)
2-Alayuntlu (Mevki adı)
3-Bayat (ilçe)
· Bayat (Çorum’a bağlı bir köy)
· Bayat Gediği (Bir dağ gediği)
· Bayat Mezarı (Bayat köyü etrafında bir mevki)
· Bayat Su Kavşağı (bir mevki adı)
· Bayat Çayı (Bir çay)
· Bayat (Kargı ilçesinde bir köy)
4-Bayındır (Mecitözü ilçesine bağlı bir köy)
· Bayındır ovası (Bir mevki)
5-Becek (ören yeri)
6-Beydili (Merkeze bağlı bir köy)
· Beydili (Bayat ilçesinde bir köy)
7-Büğdüz (Merkeze bağlı bir köy)
· Büget (Merkeze bağlı bir köy)
8-Çetmi (İskilip ilçesine bağlı bir köy)
· Çepni (Çorum merkezde bir mahalle)
9-Dodurga (İlçe)
10-Döker (Döger) (Bir mevki)
11-Eskiyapar (Alaca ilçesine bağlı bir köy)
12-Evlik (Osmancık ilçesinde bir köy)
13-Eymir (Merkeze bağlı bir köy)
· Eymir çayı (Bir mevki)
· Eymir sırtı (Bir mevki)
· Eymir gölü (Bir mevki)
· Eymir (Osmancık ilçesinde bir mahalle)
14-Gürleyik (Osmancık ilçesinde bir mahalle)
15-Karaevli (Karaevliya) (Uğurludağ ilçesinde bir köy)
16-Kargın (Alaca ilçesine bağlı bir köy)
· Kargın (İskilip İlçesi Evlik köyüne bağlı bir mahalle)
· Kargın (Bir mevki)
· Kargın (İskilip İkipınar köyünde bir mahalle)
· Kargın (İskilip ilçesi Kavak köyünde bir mahalle)
· Kargı (Kargın) (Mecitözü İlçesine bağlı bir köy)
· Kargın yaylası (İskilip Deveci dağında bir yayla)
· Kargı (İlçe)
· Kargı (Osmancık ilçesinde bir köy)
17-Kayı (Çorum merkeze bağlı bir köy)
· Kayı (Oğuzlar ilçesinde bir köy)
· Kayı (Mecitözü ilçesinde bir köy)
18-Kınık (Çorum merkeze bağlı bir köy)
· Kınıkdelileri (Merkeze bağlı bir köy)
19-Salur (Çorum merkezde bir köy)
20-Yavu (Laçin ilçesinde bir köy; şimdiki ismi Gökgözler.)
· Yavu (İskilip ilçesinde bir köy)
· Yıva (Bir mevki)
OSMANLILAR DÖNEMİNE KADAR ÇORUM
İlhanlı Devletine 1308’ de bağlanan Çorum’da, Moğolların Anadolu yöneticisi olan Timurtaşın Mısır’a kaçması üzerine Eretna Bey egemenlik sağlamıştır. Eretna Bey’in ölümünden sonra yedi yaşındaki oğlu Mehmet Beyliğe getirilirken Kadı Burhanettin buna vasi olmuştur. Kadı Burhanettin Hükümdarlığını ilan ederek Şahgeldi Paşayı yenmiş, Çorum’u almış daha sonra Osmancık’ı da ele geçirmiştir. Kadı Burhanettin Osmanlılara karşı Karamanoğulları ve Kastamonu Emirleriyle üçlü anlaşma yapmıştır.
Anadolu’da Türk siyasi birliğini kurmak isteğiyle hareket eden Yıldırım Beyazıt, önce Kastamonu Emiri Süleymanı yenerek Kadı Burhanettin’den Osmancık’ın teslimini istedi. Bugünkü Kırkdilim yöresinde yapılan savaşı Kadı Burhanettin kazandı (1392). Bir süre sonra Yıldırım Beyazıt kendisine taraftar beylerin yardımlarıyla Çorum, İskilip ve Osmancık’ı ele geçirdi. Kadı Burhanettin Sivas’a çekilmek zorunda kaldı.
OSMANLI İDARESİNDE ÇORUM
Ankara Savaşı sonucunda (1402) Yıldırım Beyazıt’ın kurmuş olduğu siyasi birlik bozulmuştur. Timur himayesinde Amasya’da egemenliğini yürüten Çelebi Sultan Mehmet zamanında Çorum, yine Osmanlı yönetiminde kalmıştır. Bu durum Cumhuriyet yönetimine kadar devam etmiştir. Çelebi Sultan Mehmet Çorum’da Subaşılık (Komutanlık) kurduğu gibi sık sık Çorum’u rahatsız eden Köpekoğlu Sülü ve kardeşi Hüseyin’i öldürtmüş, ayrıca Babaiye tarikatı taraftarlarıyla uğraşmıştır.
Osmanlı birliğini sağlayan Çelebi Mehmet, oğlu II.Murat’ı Amasya’ya Vali yapmıştır. II.Murat’ın Lalası Biçer oğlu Hamza Bey’in Çorum’a hizmetleri olmuştur. XVI. yy.’ dan itibaren Çorum bölgesi Karayazıcı gibi Celalilerin ayaklandığı bir yer haline gelmiştir.
Evliya Çelebi’ Nin Gözüyle 1649 Yılında Çorum
“Sabahleyin Kırkdilim Deresinden kalkarak bin bir güçlükle adını bilmediğimiz bir köye geldik. Bu köy Çorum sancağı toprağında 200 haneli bir müslüman köyüdür.
Çorum, 42 mahalledir ve 42 camisi vardır. Evleri 4300 tane olup, bağlı bahçelidir. Hamamlardan “Yeni Hamam” gayet güzeldir. Yedi yerde Dârüttedris’i vardır. “Murathan Gazi Medresesi” mamur ve meşhurdur. “11 Sibyan Mektebi” yedi hanı 18 yerde gayet güzel sulu çeşmeleri vardır.
Üç tekkesi var, 300 dükkanı olup her türlü esnafı mevcuttur. Bilgili kimseleri, nükteci çelebileri, bilginleri, dini bütün kişileri, şeyhleri çoktur. Suyunun ve havasının güzelliğinden halkının yüzleri kırmızıdır. Şehrin kıble tarafından Celali ve Cemali şerrinden emin olmak için 4 köşe yapılmış güzel bir kalesi vardır. Ama küçüktür.
Çorum yakınında “Aşık Paşa Oğlu Şeyh Ulvan (Elvan) Çelebi Ziyaretgahı” vardır. Kendisi Orhan Gazi şeyhlerindendir. Bir çok eseri vardır.
Onbirinci günde Çorum Ovası’ndaki “Seydim Sultan Tekkesi” durağına geldik. Büyük bir tekkedir. Buradan “Karakeçili Köyü” ne geldik. Çorum toprağında 200 haneli Türk köyüdür. Buradan hareketle; İskilip dolaylarına ulaştık, İskilip 150 akçalık “Şerif Kaza” yani merkezi ilçedir. İskilip’in bilginleri medreseleri ve talebeleri çoktur. Burası zevk ve heva yeri olmayıp ilim beldesidir.
Osmancık’ a ulaştığımızda gördük ki, şehrin batı tarafında “Bektaşilerin Şeyhi” gömülüdür. Bütün dünyanın ziyaret yeri, evliyaların umdesi, “Hz. Koyun Baba” ; Hacı Bektaş’ın halifesidir, burada defnedilmiştir.
Burada Sultan “Beyazid’i Veli’nin Hayrat”ından olarak bir köprü vardır ki; her bir kemeri eleğim sağmadan (Gökkuşağı) ve “Kehkeşan (Samanyolu’ndan) örnek verir. Böyle çılgınca ırmağa üstad mimar sanki bir “Sırat” köprüsü yapmıştır.
Kalesi Kızılırmak’ ın doğusunda olup, büyük bir köprü ile geçilir. Irmağa yakın bir yalçın kaya üzerinde küçük ve sağlam yapıdır. Çepeçevre büyüklüğü 800 adımdır.”
MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE ÇORUM
Çorum’da Milli Mücadele hareketi üç bölüm halinde açıklanabilir.
19 Mayıs 1919’ dan Önce Çorum
İttihat ve Terakki Partisinin kökü olan Vatan ve Hürriyet Cemiyetinin kurulmasında Çorum’lu Doktor Mustafa Cantekin’in büyük rolü olmuştur. Çorum’da İttihat ve Terakki Partisinin kurulmasında Edebiyat öğretmeni Münüf Kemal, Yüzbaşı Selahattin öncülük etmişlerdir.
I.Dünya Savaşından önce meydana gelen genel karışıklık Çorum’da da görülmüş Hürriyet ve İtilafçılar Avukat Kamil ve Avukat Sabit öncülüğünde faaliyete geçmişlerdir. Bu zamanda İttihat ve Terakki Partisi dağılmıştır.
19 Mayıs 1919’dan 23 Nisan 1920’ye Kadar Geçen Olaylar
Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıktığı sırada ülkenin içinde bulunduğu karışıklık ortamı Çorum’da da yaşanmaktaydı. Bu zamanda Çorum Ankara’ya bağlı bir sancaktır. Bu sancağın yönetiminde Ankara Valisi olan Muhiddin Paşa’ya bağlı Samih Fethi bulunmaktaydı. Padişah taraftarı olan bu kişiler Milli Mücadele hareketine cephe almışlardı. Atatürk, Ali Fuat Cebesoy’u görüşmek üzere Havza’ ya davet etti. Ali Fuat Cebesoy, Sungurlu – Çorum – Merzifon yolunu uygun görerek 16-17 Haziran’ da Çorum’a gelmiş ve burada misafir olmuştur. Onu takip ederek Çorum’a gelen Ankara Valisi Muhiddin Paşa, Muhtasarrıf Samih Fethiyle görüşerek Ali Fuat Cebesoy’u tutuklamak istemiş ancak başarılı olamamıştır.
Atatürk Erzurum Kongresini yaptıktan sonra, kongre yapmak üzere Sivas’a geldiği sırada, Çorum’da bulunan Samih Fethi bir takım engellemeler yapmak istemişse de başarı gösterememiştir. Çorum Sancağından Sivas Kongresine katılmak üzere, Mehmet Tevfik Efendiyle Çorum Lisesi Fransızc a Öğretmeni olan Dursun Bey temsilci olarak gönderilmiştir.
Cumhuriyetin İlanına Kadar Çorum’da Geçen Olayların Ana Hatları
Gazi Mustafa Kemal’ in her sancaktan beş kişi seçilmesine dair genelgesine uyularak Çorum’dan seçilen beş kişi, ilk T.B.M.M.’ ni kurmak üzere Ankara’ya gönderildiler. Bu sırada Çorum’a Mutasarrıf Vekili olarak Haymana Kaymakamı Cemal Bey atanmış ve Çorum’a gelişinden bir gün sonra Ankara’da T.B.M.M. açılmıştır.
Milli Mücadele hareketinin başlangıcı ve en zor zamanında Çorum bir taraftan Çapanoğullarının, öte yandan Pontusçuların tehdidi altında bulunuyordu. Çorum halkının Milli Mücadele hareketine bağlılığı sayesinde, Çapanoğulları isyanı daha fazla genişlemeden söndürülmüştür.
Çorum Milli Mücadelede en çok şehit veren illerden olup, merkez ve ilçelerinden İstiklal Savaşına katılan 1510 kişi İstiklal Madalyası ile onurlandırılmıştır.
SUHEYB İBNİ SİNAN RUMİ VE UBEYD GAZİ
İkisinin de ashabın ilk müslümanlarından oldukları alimlerce bilinmekte olup halk arasında da meşhurdur. Çorum şehrine çeyrek saat mesafede Hıdırlık mevkiinde yüksekçe bir yerde defn edilmişlerdir. Mübarek türbeleri, yanında bulunan cami zaviyeleri, Selçuklu sultanları tarafından inşa ettirilmiştir. Ayrıca ziyarete gelenlere yemek verilebilmesi için Köyarazisi, vakıf tahsis edilmiştir. Osmanlı Devleti tarafindan şehir civarında bulunan, devlete ait arazi gelirlerinden türbedarlık vazifesi için yıllık elli Çorum ölçeği ve aylık 300 kuruş tahsis edilmiştir.
Zamanla cami, türbe ve zaviye harap olmuştur. Bu durum Sultan Abdülhamit Han’a bir mazbata ile arz edildiğinde yeniden bina inşa olunmak üzere 150.000 kuruş ihsan buyurmuştur. Bununla cami, vaviye ve türbe, yeni bir tarzda ve yeni baştan bina ve inşa edilmiştir. Mübarek günlerde ve diğer zamanlarda sürekli ziyaret edilen bir ziyaretgah olmuştur. Çorum’dan, köylerinden, yakın ve uzaktan çok ziyaretçi gelmektedir.
Suheyb ibni Sinan Rumi hazretlerinin künyesi Ebu Yahya’dır. Musul’da doğmuştur. Çocukluğunda Rumlar ‘a esir düşmüştür. Rumlar arasında yetişmesinden dolayı Rumi lakabını almıştır. Mekke ‘de iken azat edilip ilk iman edenlerden otuzyedinci olarak Hz. Peygamber ‘in sahabeliği şerefine nail olmuştur. Savaş ve barış dönemlerinde Hz.Peygamber ‘e hizmetten bir an bile ayrılmamıştır.Sonra dört halife devrindeki savaşlarda da cihatlara katılmıştır.
Suheyb Rumi, Medine’ye hicreti esnasındaki fedakarlığı üzerine, hakkında şu ayet nazil olmuştur;
“insanlardan öyleleri vardır ki Allah’ın rızasını almak için kendini satar (feda eder)” (Bakara/207.Hz.Peygamber de onu;”Suheyb, ne güzel kuldur.Allah’tan korkmasaydı bile asla ona isyan etmezdi.” ve “Ben, Arabın, Suheyb Rum’un, Selman da Acemin (iran’ın) öncüleridir.” buyurarak şan, şeref ve üstünlüklerini ilan etmiştir. Hz. Ömer’in emriyle Hz. Peygamber ‘in mihrabında imamlık yapmıştır.Bu durum Hz. Osman dönemine kadar sürdürmüştür. Daha sonra Hz. Hasan Efendimizin hılafeti Hz. Muaviye’ye bıraktığında onun emriyle Hz. Muaviye’nin nezdinde kalmıştır. Onun tarafından istanbul’un fethine gönderilmiş ve yetmiş yaşında iken ahirete intikal etmiştir.
Hadis ve siyer kitaplarında, Tarih -Ali diye tanınmış olan Künhül’ahbar adındaki tarih kitabında Suheyb Rumi’nin Çorum’da medfun olduğu kaydedilmektedir. Adı geçen tarih kitabında Selibolu Abdülmevla oğlu Mustafa Ali’nin de açıkça belirttiği gibi “meşhur hadisci Yusuf Bahri hazretleri de İstanbul fethi için Ankara vilayeti yoluyla giderken veya gelirken Çorum şehrine defn oldukarını beyan buyurmuşlardır.
Alemdar-ı Resulullah Suheyb-i Rumi’dir namıFahirlensün bu zat ile Çorum’un havası ile avamı.
MA’Dİ KEREP GAZİ
Ashab-ı kiramdandır. Mübarek Hıdırlık mevkiinin batı tarafında ahşap türbesinde medfundur. Eskiden beri sürüp gelen adet üzere ziyaretçiler, önce Kerep Gazi’yi ziyaret ederler. Sonra Suheyb ve Ubeyd hazretlerinin kabrini ziyaret etmeye giderler.
Kerep Gazi hazretleri, Yemen’in Zübeyd vilayetindendir. Mekke’nin fethinden sonra Zübeyd elçisi ile Medine’ye gelip iman şerefine nail olmuştur. Hz. Muaviye zamanında Ankara yolu ile istanbul’u fethe giden orduya katılmıştır. Oraya giderken veya dönerken kabrinin bulunduğu yerde şehit olmuştur.
Eski müftülerden Hacı Ali Efendi merhumun Taftazani’nin (Telhıs) ına yazdığı şerhte açıklandığı üzere Hz. Peygamber ‘in .Suheyb ne güzel kuldur. Allah’tan korkmasaydı bile asla ona isyan etmezdi.” Hadisinin tercümesini ihtiva eden kaidesinde eskiden beri süre gelen ziyaret şeklini açıklamıştır.
HACE YUSUF BAHRİ EFENDİ
Manevi mertebesi yüksek, hadisci ve fıkıhçı alimlerdendir. Kamus ve ihya-ı Ulum sahibi olan Şeyh Murtaza hazretlerinden mezun ve onun halifesidir. Aslen Vezirköprü kasabasından olduğu halde Çorum’u yurt edinmiş ve burada ders okutmaya başlamıştır. Yüce ilimierin neşrinde sayılamayacak kadar çok zat kendisinden istifade etmiştir. Kendisi çok nükteli konuşur, hazır cevap bir zat idi. Bu yüzden nice hikmeti sözleri, kerametleri halk arasında meşhurdur. Kendisinden duyulduğuna göre Şeyh Seyyit Murtaza hazretlerinin hizmetinde iken Hz. Peygamber ‘in sohbetine nail olmuş cin taifesinden bir zat ile görüştürülmüştür. Onun için tabiinden kabul edilir. Hicri 1245 tarihinde vefat edince Ma ‘di Kerep Gazi Hazretlerinin ” ayak ucuna bitişik kargir türbesine defn edilmiştir. Bu türbeyi, 4 talebelerinden Derviş Mehmet Paşa bina ettirmiştir. Kabri teberrüken ziyaret edilmektedir.
Yusuf Bahri Hazretleri, hadis ilminden Şifa-i Şerif üzerine bir cilt şerh yazmıştır. Onu inceleyenler, ne derece kemal sahibi olduğunu daha iyi anlayacaklardır.
SA’D b. EBi VAKKAS
Ashabdan cennetle müjdelenen on kişiden biridir. Asla başka bir kimse hakkında rivayet olunamayacak olan “Ey Sa’d, ok at… Anam, babam sana feda olsun, ( at ).” Hadisinde anlatılan fazilet ve şerefe sahiptir. Çiriş mahallesinde Bozacıoğlu evinin avlusunda bulunan türbesinde yatmaktadır. Bu türbeyi tabur katibi Mustafa Efendi, ahşap olarak güzelce yaptırmıştır. Bilirkişilerin ifadesine göre Amasya ve Canik sancaklarından zaviyesine ait vakfıyesi varmış. Ama her nasılsa zamanla bazı zorbalar tarafından ele geçirilmiş olduğundan hiçbir istifade sağlanamamış, hiçbir gelir elde edilememiştir. Bu nedenle türbe ve zaviyesi, ziyaretçilerin ve hayır sahiplerinin yardımı ile “idare olunur.
Bazı güvenilir siyer kitaplarında Hz. Sa’d'ın Medine-i Münevvere’de vefat ettiği açıkça belirtilmektedir. Uhud savaşında kardeşi Akabe b. Vakkas, Hz. Peygamber’ in dişini şehit etmiş ve oradan Bizans ülkesine kaçmıştır. Hz. Sa’d, kardeşini yakalayıp öldürmek için Bizans topraklarında onu aramıştır. Bazı tarih kitapalarında bu araştırma sırasında vefat ettiği yazılıdır. Araştırma için Çorum şehrine gelip gitmesi mümkün olduğundan Çorum’da merhumun bir makamı veya gerçekten kabri olması da ihtimalden uzak değildir.
LENDUHA SULTAN
Tabiinin kahraman gönül erlerindendir. Muhammed Hanefi hazretlerinin de arkadaşlarındandır. Hacı Kemal mahallesinde ahşap türbesinde medfundur. Vakfı olmadığından hayır sahipleri tarafından yapılan yardım ve bağışlarla idare olunur. Türbesinde özellikle Ramazan aylarında öğleden sonra hafızlar tarafından Kur ‘an-ı Kerim okunur. Kabri ziyaretgahdır.
SEYYiT OSMAN EFENDi
Hoşafcızade diye meşhurdur. Asrının vera ilmi sahibi ve kemal ehlindendir. Hicri 1186 tarihinde vefat edince Ulu Cami kebirin doğu tarafındaki pencerenin önünde hazırlanan kabrine defn edilmiştir.
Kerametlerinden olarak leylek kuşlarının geliş ve dönüş günlerinde ziyaret için Azapahmet mahallesindeki evine, daha sonra yuvalarının bulunduğu yere gittiklerini görenler halen .anlatmaktadırlar. Bugün evlatları tarafından kullanılan evinde onun oturduğu makamı mevcuttur.
KARA MÜFTÜ
Asıl adı Abdulkadir’dir. Nakşibendi halifelerindendir. Cami kebir deki sakal-ı şerifin önünde her gece nakşibendi zikri ve hatm-ı sıddıkıyye icra ederlerdi. Bir gece insanlık icabı, adetlerine muhalif olarak vaktinde gelemedi. Arkadaşları gelip meşgul olmaya başlarlar. Bu sırada müezzin efendi, o gece tesadüfen ezan vaktinden önce gelir ve bir direğin arkasına gizlenerek oturur. Bu şekilde toplandıklarını daha önce hiç görmediğinden bunlar kimlerdir ve toplanmalarının sebebi nedir diye düşünürken sohbet ehlinde birisi; Kara Müftü halen gelmedi, der. Şurada gizlenen müezzin efendi gitsin, onu çağırıp getirsin, derler. Birisi gelip müezzin efendi git, müftü Abdulkadir Efendi ‘yi buraya çağır, der. Bunun üzerine müezzin efendi derhal gidip kapısını çalar. Kara Müftü, müezzin efendi, geliyorum, der. Bir müddet sonra kapıyı açar. Beraberce caminin kapısına gelirler. Pabuçlarını eline almak bahanesiyle yüzünü müezzin efendiye çevirip ona hitaben; bu sırrı bir kimseye söylersen zarar görürsün, diye tenbih eder. Evde annesi müezzin efendiyi endişeli ve düşünceli vaziyette görünce sebebini sorması üzerine olayı anlatıp sırrı ifşa eder. O anda da vefat eder. Bu olayannesi tarafından anlatıldığı için halk arasında çok yaygındır.
Kara Müftü Abdulkadir Efendi, kırk sene aralıksız fetva makamında görev yaparak güzel hizmetlerde bulunmuştur. Edeb ilminden Velediye Risalesi üzerine bir şerh de yazmıştır. 1201 tarihinde vıefatı üzerine Suheyb Rumi hazretlerinin türbesinin kıble tarafında Hıdırlık mezarlığına defn edilmiştir. Kabri halen ziyarete açıktır.
Not: Kara Müftü ‘nün kabri Ulu mezar’dadır.
HACI ÇELEBi OĞlU BEYLER ÇELEBi
Şeyh Elvan Çelebi hazretlerinin akrabasıdır. Osmancık kasabasında bir cami şerif, Çorum’da bir medrese, bir zaviye ve bir Nakşibendi dergahı yaptırmıştır. Hz. Peygamber ‘in dördüncü alemdarı olan Suheyb Rumi hazretlerinin türbelerini yeniden inşa edip ziyaretçilere ve konaklayanlara yemek verebilmesi için Büğdüz, Horasan, Kılıçören ve Burun köylerini vakfetmiştir. Vasiyeti üzerine ölümünde Suheyb Rumi hazretlerinin türbeleri civarına defn edilmiştir. Halen kabri, herkesin ziyaretine açıktır.
Kerametlerinden biri şöyle; Kabri harab olunca tamir için mimar olarak tayin olunan Adalı oğlu Hüseyin, baş tarafına bir direk dikmek ister. Ancak mütevellisi uygun görmez. Direğin kaldırılması istenince, ben diktiğim direği kaldıramam, bu ustalığa yaraşmaz, diye cevap verir. O gece ustanın rüyasında, merhum onun boğazını sıkarak ona serzenişte bulunur. Ey arsız, o direği başımın üzerine niçin diktin, diye korkutması üzerine sabahleyin o direği kaldırır. Sebebi sorulduğunda olayı anlatınca kendisi de orada vefat etmiştir.
ABDÜLCEBBAR DEDE ( Erzurumlu Sultan )
Erzurumlu Sultan diye meşhurdur. Abdulkadir Geylani evladından olduğu kaydedilir. Şehre çeyrek saat mesafede kendi çiftliği içinde ahşap türbesinde medfundur. Vakfı olmadığından çoğunlukla ilkbahar ve yaz mevsimlerinde artan ziyaretçiler tarafından kurbanlar kesilir, bağışlar yapılır.
Ziyaretçilere ziyafet çekilir.
ARAP DEDE
Esved-i Yemeni diye meşhurdur. Şehrin güneyine bitişik ahşap türbesinde medfundur. Eskiden beri belde halkının adetine göre hac yolculuğuna karar verildiğinde halk, onun türbesinde toplanır. Dualar yapılır. Yola çıkan herkesin salimen dönmeleri için orada Allah’a niyazda bulunulur idi.
Arap Dede, Zile’nin güneydoğusunda defn edilmiş olan Şeyh Nusret hazretlerinin halifelerindendir. Arkadaşlarıyla tarikata sülük edişlerinde şeyhleri, her biri değişik renkte bir taş bulup getirmelerini emreder. Onlar da birer taş getirip huzuruna arz ederler. Şeyh, o taşların her birini bir tarafa atarak onlara; o taşları hangi şehirde bulursanız o şehre sizi halife nasb ve tayin eyledim. Orayı yurt edinip yerleşiniz, diye ferman buyurur. Arap dede de Çorum şehrinde o taşı bulur. Burayı yurt edinip yerleşir. Türbesinin olduğı yerde irşat görevine başlar. Müslüman halka bu uğurda çok gayret ve çaba gösterir. Bu da bugün Arap Dede ‘nin Şeyhi Nusret Efendinin zaviyesinde bulunan Velayetname’de yazılı olduğı görülür.
PiR SAiD BABA
Tepecik mahallesinde bulunan zincirli kapı yanında ahşap türbesinde medfundur. Türbesi bir ziyaretgahtır
ŞEYH MEHMET ŞEVKi VE ETHEM BABA
Her ikisi de Şeyh Eyyup mahallesinde Nakşibendi tarikatının Üveysiyye kolu şeyhlerindendir. Çorum mütesellimi Abdüllatif Efendinin yaptırdığı ahşap türbelerinden medfundur. Ethem Baba, hicri 1270 tarihinde vefat etmiştir. Kabirleri ziyaret edilmektedir.
ŞEYH EYYUB SULTAN
Kendi adıyla anılan mahalledeki kabristanda yatmaktadır. Şeyh Eyyub, aslen Çorumlu ‘dur. Tanınmış tüccarlardandır. Ticari maksatla izmir’e gider, orada bir kamil mürşitle karşılaşır. Ona intisab eder. Bu esnada şeyhi onun elinde bulunan sermayesini denize atmasını emredince derhal emre uyup tüm sermayesini denize atar. Bunun üzerine Çorum şehrine şeyhin halifesi olarak tayin edilir. Memleketine dönüşünde Abdülbaki Paşa cami-i şerifinin sofasında iki rekat namaz kıldıktan sonra evine gitmesi emr olunur.
Dönüşte emr olunduğu şekilde namazını o camide kıldıktan sonra sol tarafında denize attığı sermayesini tamamıyla hazır bulur. Bu olayı bizzat kendisi, müritlerine nakletmiş olduğundan halk arasında dilden dile dolaşmaktadır. Kabri halkın ziyaretine açıktır.
ŞEYH KEREM ISSI
Asıl adı Hacı Mustafa’dır. Hicri 1119 senesinde Rebiulahir ayının üçünde Pazartesi günü vefat etmiştir. Şeyh Efendinin Şeyh Eyyüp mahallesinde bulunan Ömer Dedeoğlu ‘nun evinde kendi ikamet ettiği odasında makamı mevcuttur. Pabuçları da Velipaşazadenin muhafazasındadır. Şeyh Kerem Issı halifesi Elvançelebi köyü halkından Halil Efendi de, hicri 1169 senesinin Rebiulahir ayının 23. günü vefat edince şeyhinin yanına defn edilmiştir.
ŞEYH SEYYiT YAHYA EFENDi
Ulu mezarın yakınında Kara Alioğlu Mustafa’nın evine bitişik ve yol kenarında medfundur. Kabri ziyaretgahdır.
KARA ALiZADE ABDURRAHMAN EFENDi
Süleyman Feyzi Paşa hazretlerinin Çorum’da yapımını gerçekleştirdiği kütüphanesinin tüm kitaplarının hafızı olarak meşhurdur. Sağlığında duasını alabilmek için ziyaret edilirmiş. Vefatında vasiyyeti üzerine Cami kebir yakınında bulunan kabristanın sağ yanına defn edilmiştir.
Çorum’un en bilgili alimlerinden ve Sultan 3. Selim’in hocalarından, istanbul’da Eyyüb Sultan kabristanında yol üzerindeki türbede yatan Çorumlu Damatoğlu Ebubekir Edip Efendi Hazretlerinin yazdığı edebi kasidesine Kara Alizade Abdurrahman Efendi güzel bir şerh yazmıştır.
KARA iSMAiL EFENDi
Kırklar diye bilinen meşhur medresenin ilk müderrisidir Nakşibendi tarikatı halifelerindendir. Medresede tefsir okuturken Araf suresine gelindiğinde talebe ve müritlerine hitaben “Yahu Araf’ta kalalım” diye vefatını işaret buyurduğu günün akşamında yatsıdan sonra vefat etmiştir. Dut Dede civarında bulunan büyük kabristanın batı yanında medfundur. Kabri halen ziyaretgahdır.
SADULLAH SAFi
Dud Dede civarında büyük kabristanın sonunda medfundur. Kabri ziyaretgahıdır. Gayet sezişli ve kasideleri, mükemmel divanı vardır.
HACER DEDE
Şeyh Eyyup mahallesinde çavuşoğlu’nun evinde medfundur.
KADRi BABA
Şeyh Eyyup mahallesinde Karaalemdaroğlu’nun evinde medfundur. Burasının Kadiri tarikatının dergahı olduğu bazı evraklarda görülmüştür.
AKKUŞ DEDE
Asıl adı bilinmemektedir. Şeyh Eyyup Mahallesinde Kayışoğlu’nun evinde medfundur.
KARACA DEDE
Asıl adı bilinmemektedir. Kunduzhan mahallesinde Tabakhane yolu üzerinde bir evin bitişiğinde medfundur.
ŞEYH ABDULHAMiT
Pazar mahallesinde Hamit Camiinin bitişiğinde Hamit Ocağı isimli yerde ahşap türbesinde medfundur. Türbesi sürekli ziyaretgahtır.
ZEYNi DEDE
Bundede diye meşhurdur. Sultaniye çarşısında Ölçekzadelerin evinde duvarın bitişiğinde medfundur. Kabri halkın ziyaretgahıdır.
ŞEYH MEHMET BABA VE KARDEŞi HACI HAFIZ
Şeyh Mehmet Baba, Pembe Ömer diye meşhurdur. Nakşibendi tarikatının Üveysiyye kolundan Turhal Şeyhi Hacı Mustafa Efendinin halifelerindendir. Keşfi açık, kerameti bol bir zattır. Sonra Mevlevihane olarak kullanılan makamının mescidi sahasında medfundur. Kendisinden inabeli diğer altı zat da aynı yerde medfundur.
Turhal şeyhi Hacı Mustafa Efendi hazretleri, Mehmet Baba ‘yı Çorum şehrinde halife tayin ettiği esnada ona hitaben; “Oğlum,memleketine vardığında evini kazasın. Bu tariki aliden bir zatıalin in cesedi ortaya çıkar. Orayı ayin icra etme yeri edinesin.” buyurur. Bunun üzerine memleketine döndüğünde emre uyarak evini kazar. Gerçekten bir zat-ı alinin cesedi ortaya çıkar. Bundan böyle bu kabrin kıble tarafında bir yeri zikir icra mahalli edinmiştir. Sonra buraya bir mescit yaptırmıştır. Kabrin üstüne de türbe inşa ettirerek Nakşibendi tarikatının ayrıcı işaretlerini koymuştur. Daha sonra burayı eski Çorum müftüsü Mehmet Hilmi Efendi tamir ettirdiğinde Mevlevi dergahına çevirmiş ve Mevleviliğin ayrıcı işareti olarak yukarısına alcı kireçten uzunca bir külah maketi yaptırmıştır.
HACI ALi BABA
Künyesi Şerbetçizade diye bilinir. Halen Mevlevi dergahı olara kullanılan Nakşibendiliğin Üveysiyye kolunun hankahında medfundur. Daha önce adı geçen Yusuf Bahri hazretlerinin halifelerindendir. Sağlığında üzerine türbe inşa edilmiştir. Ama Allah tarafından bu yıkılınca daha sonra dört direk üzerine kar ve yağmurdan korunabilecek şekilde tavanı da bulunan kulübe gibi güzel bir türbe yapılmıştır.
İLÇELERDEKİ ULU KİŞİLER
Hüseyin Gazi Türbesi
Alaca’nın güneyinde, Mahmudiye Köyünün yakınında yer alan yapı kompleksi, 13 yy.’a tarihlendirilmektedir. Hüseyin Gazi Külliyesi; medrese, medresenin girişindeki aşevi, doğusunda türbe, kuzeyinde havuz, avlunun kuzeyinde çeşme ve kompleksin kuzeydoğusunda bugün depo olarak kullanılan misafirhane yapısından oluşmaktadır.
Koyunbaba Türbesi
Osmancık ilçe merkezinde bulunan ve Osmanlı padişahlarından Sultan II. Beyazıt zamanında 1469 tarihinde yaptırılan türbe, yüksekçe bir tepe üzerinde kurulmuştur. Evliya Çelebi’ye göre türbe alanında cami, yemekhane, ziyafet odası, konuk evleri ve kurşun kaplı bir türbe yaptırılmıştır. Ancak, türbe dışındaki yapıların bugün temelleri kalmıştır. Türbenin çift kanatlı, derin oyma tekniği ile işlenmiş ahşap kapısı bugün çorum Müzesi’nde korunmaktadır. Türbe 1989 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir.
Anadolu’nun tarihi mi değişecek?
Bursa’nın Kıranışıklar köyü yakınlarında ,sadece Bursa’nın değil tüm Batı Anadolu’nun tarihini yeniden yazdıracak kadar büyük öneme sahip olan taş aletler bulundu..
Bursa’nın Keles ilçesine bağlı olan Kıranışıklar köyü yakınlarında ‘’sadece Bursa’nın değil tüm Batı Anadolu’nun tarihini yeniden yazdıracak kadar büyük bir öneme sahip olan” Alt Paleolitik Çağa ait taş aletler bulunduğu bildirildi..
Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fak. Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şahin, Rektör Prof. Dr. Mete Cengiz’in de katıldığı basın toplantısında, Kültür ve Turizm Bakanlığının izniyle 2006′da başlattıkları ”Bursa ve Çevresi Kültür Envarteri Projesi”nin devam ettiğini belirtti.
Proje kapsamında bu yıl yaptıkları araştırmalarda, ”Uludağ yöresinde Prehistorik Çağa ait yerleşim yerleri olmadığı” ve ”Alt Paleolitik Çağ adı verilen, insanoğlunun dip tarihine ait kültürlerin Orta Anadolu’nun batısında ve Akdeniz Bölgesi’nin kuzeyinde bulunmadığı” şeklindeki iki önemli hipotezin sona ermesine neden olan bulgulara ulaştıklarını bildiren Şahin, şöyle devam etti:
”Bu sezon elde ettiğimiz bulgular her iki hipotezin de yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Basın toplantısının amacı, insanoğlunun dip tarihi açısından çok önemli olan yeni keşfimizden kamuoyunu haberdar etmektir.
Keles’in Kıranışıklar köyünün yaklaşık 1 kilometre batısında bulunan Belentepe mevkisinde bulunan Alt Paleolitik Cağ’a ait taş aletler, sadece Bursa’nın değil tüm Batı Anadolu’nun tarihini yeniden yazdıracak kadar büyük bir öneme sahiptir. Belentepe’de keşfedilen bu kanıtlar, yaklaşık 1 milyon yıl ile 400 bin yılları arasında görülen ‘Acheul’ kültürünün Bursa’da da yaşamış olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Bu özelliğiyle bugüne kadar Bursa’nın tarihiyle ilgili öne sürülen hipotezlerin tamamını çürütmüş ve Bursa’nın tarihi geçmişi konusunda yeni bir sayfa açmıştır. Bununla birlikte 2007′de keşfedilen Şahinkaya Mağarası’ndaki buluntuların da tesadüfi olmadığı artık çok açık bir şekilde anlaşılmaktadır.”
‘EN ESKİ TARİHLERDEN BERİ BURSA’DA YAŞANIYOR’
Belentepe buluntularının, Bursa ve çevresinin en eski tarihlerden başlayarak tercih edildiğini ortaya çıkardığını dile getiren Prof. Dr. Mustafa Şahin, şunları kaydetti:
”Bugün bildiğimiz kadarıyla, taş alet yapan ilk insanlar yaklaşık 2,5 milyon yıl önce Afrika’da ortaya çıkmış ve oradan yaklaşık 1,8 milyon yıl önce ‘eski dünya’ya yayılmışlardır. Paleolitik Çağ olarak adlandırılan bu dönem, insanlık tarihinin neredeyse yüzde 99′unu kaplar. Anadolu’nun, Afrika’dan yayılan bu ilk insanlar için doğal bir geçiş rotası olması gerekirken, yakın zamanlara kadar üretilen hipotezlerin tamamında bu durum göz ardı edilmiştir. Bu konuda, Bursa ve çevresindeki Paleolitik Çağ’a ait araştırmaların yok denecek kadar az olması da önemli rol oynamıştır.”
Şahin, bu dönemde genel olarak insanların ”avcı”, ”toplayıcı” bir yaşam tarzına sahip olduklarının bilindiğini, bu insanların yaşamlarıyla ilgili en önemli kalıntıların, zamana karşı dayanıklı olan taş aletler olduğunu ifade etti.
Belentepe’de keşfettikleri buluntuların, Alt Paleolitik Çağ’ın en önemli kültürlerinden olan -Acheul- kültürüne ait olduğunu bildiren Mustafa Şahin, şu bilgileri verdi:
*Acheul kültürünün en belirgin aletleri de el baltası olarak bilinen, iki yüzeyden işlenmiş taş aletlerdir. Bugüne kadar bu kültürün, yakın coğrafya olarak sadece Yakın Doğu ve Batı Avrupa’da bulunduğu, buna karşın kuzeybatı Anadolu da dahil olmak üzere Doğu Avrupa’da bulunmadığı sanılmaktaydı. Yaptığımız keşifle bu hipotezin yanlış olduğu,Yakın Doğu’yu Batı Avrupa’ya bağlayan yollardan biri olarak Anadolu’nun, özellikle Marmara Bölgesi’nin de düşünülmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmış olmaktadır. Ayrıca, Güneydoğu Anadolu ve Orta Anadolu’dan gayet iyi bilinen -Acheul- kültürünün yayılım alanının güney Marmara’yı da içermesi, bilimsel anlamda, önceki teorilerin artık yeniden gözden geçirilmesi gerektiği sonucunu ortaya çıkartmıştır. Tespit ettiğimiz malzemenin, Yakın Doğu kültürleriyle yakın ilişki içinde olması da ayrıca dikkate değerdir. Araştırmamız, kuzeybatı Anadolu’da hiç bilinmeyen bir Alt Paleolitik kültürün keşfedilmesini sağlamıştır… Bu keşfin arkeoloji bilimine en önemli yansıması, bugüne kadar üretilen teorilerin tümünü tartışılır hale getirmiş olmasıdır. Ayrıca, böylece Bursa’nın tarihinin bugüne kadar bilinenin aksine yüz binlerce yıl önceye gittiğini kanıtlamış olmaktadır.”
Şahin, buluntular arasında iki yüzeyden işlenmiş el baltalarına ait parçalar, taş alet yapımının çeşitli aşamalarına işaret eden yongalar ve bir adet kıyıcı satır olduğunu kaydetti.
Bu aletlerin Belentepe’de doğal olarak bulunan çakmak taşlarından yapıldığını ifade eden Şahin, bu sebeple Belentepe’nin ilk insanlar tarafından alet yapılan ”işlik yerler”den biri olarak kullanıldığını düşündüklerini sözlerine ekledi.

